Özgeçmiş

Uncategorised

Uncategorised (19)

Belediyelere ve Kamuya Öneriler

1. SERVİSLER, ONARIM BAKIM SERVİS FORMLARINA VATANDAŞIN TÜKETİCİNİN İSTEDİĞİ BİLGİLERİ VE YAPTIĞI ŞİKAYETİ AYNEN YAZMALI KENDİLERİNE GÖRE DEĞİŞTİREMEMELİDİRLER.BAZILARI SONRADAN KENDİLERİNE SORUMLULUK RÜCU ETMEMESİ İÇİN İFADELERİ DEĞİŞTİRMEKTEDİR. Tüketici Örgütlerinin ve Sanayi Ticaret Bakanlığı'nın dikkatine ...

2.Hürriyet'ten Cengiz Semercioğlu 28 MART 2007 tarihli “Taksim baştan sona yıkılmalı” başlıklı yazısında çok önemli bir konuyu dile getirmiş. Ben de,Cengiz bey ve belki de daha bir çokları gibi,yıllardan beri ,özellikle de o arnavut kaldırımlı, sözde nostaljik , Taksim meydanının,çağdaş Türkiye'ye yakışmadığını ve büyük bir ilkellik içinde olduğunu düşünmüşümdür.Burası tamamen yıkılıp yepyeni konseptlerle yeniden inşa edilmelidir. Yeni konseptin içine Buda Peşte ‘deki Kahramanlar Meydanı'nda olduğu gibi TÜRK BÜYÜKLERİ ANITI YAPILMALIDIR. Türkiye'nin birçok illerinde ve sanırım Şişli'deki kimsenin,özellikle turistlerin, görmeyeceği parkta da bulunan TÜRK BÜYÜKLERİ ANITI yerine çok daha görkemlisi buraya yapılmalıdır.

Taksim baştan sona yıkılmalı

28 MART 2007 Cengiz Semercioğlu

Geçtiğimiz yıl Taksim'in İstanbul'a hiç yakışmayan bir meydan olduğunu, burası baştan sona yıkılıp yeniden yapılacaksa bu uğurda AKM'nin bile gözden çıkarılabileceğini yazmıştım.

AKM'nin yıkılmasını savunduğumu söyleyenler bu yazıya tepki gösterdi.

Bugün de fikrim değişmiş değil.

Şehirlere kimlik kazandıran meydanlarıdır.

Ne yazık ki Taksim Meydanı da çok kötüdür.

Ne ışıklandırması, ne parkı, ne de mimarisi iyidir.

Haftanın üç günü o meydana bakarak spor yapıyorum.

Sağ tarafımda koca bir tuğla gibi AKM binası, karşımda iyi değerlendirilemeyen bir park, solumda otopark olarak kullanılan bir alan, ortadaki boşlukta sıradan üç-beş bank...

Bu manzaraya bakarak koşuyorum The Marmara 'nın salonunda.

Her seferinde de gördüğüm şehirlerin meydanları geliyor gözümün önüne.

Baştan sona yıkılmalı Taksim; Gezi Parkı 'ndan başlayarak AKM'ye kadar, İstiklal Caddesi girişinden metro çıkışlarına kadar.

AKM binasının yıkılacak olmasına sanatçıların gösterdiği tepkiyi anlayabiliyorum.

Kendi mekanlarına, anılarına sahip çıkmaları anlaşılabilir bir durum.

Ama bir de benim gibi AKM'ye yılda iki-üç kez gidip, meydanı her gün kullananlar var.

Yıllardır AKM'nin çirkin Taksim Meydanı'na güzellik katmadığını düşünmüşümdür hep.

Eski doğu bloğu binalarını andırır bana, estetik gelmez.

Bu yüzden açıkça itiraf etmek gerekirse "yıkılmasın" demek gelmiyor içimden.

Aksine yeniden inşa edilecek modern Taksim'e yakışacak estetik bir sanat merkezi hayal ediyorum yerine.

Geçen gün de yazdım, bir kez daha hatırlatmakta fayda var:

Muhsin Ertuğrul Sahnesi ve AKM yıkılıp yerlerine yeni tiyatro-sergi salonları yapılmayacaksa buna ben de karşıyım.

Yerine yapılacak yeni ve modern sanat merkezlerine ise hiç itirazım yok.

BU BÖLÜMÜN GEREKÇESİ:

Bu sayfayı açmaya karar verdiğimde birçok kişi bana “kamuya resmi kurumlara önerilerde bulunmak sorunlu bir iştir.Buralarda önerilerinizi dinleyecek,benimseyecek size dönüp cevap verecek kişileri bulmakta zorlanırsınız.Üstelik de sizin önerilerinizi önemsiz gibi göstermeye çalışırlar, hasıraltı ederler ve günü geldiğinde kendi önerileriymiş gibi alıp üstlerine götürürler . Size de en ufak bir kredi vermek ya da teşekkür akıllarına ve işlerine gelmez.Onun için harcayacağınız emek ve zamana değmez vb” gibi sözler etmişlerdi.

Aslında bu sözleri eden dostlara hak vermek için de çok haklı kanıtlar ve gerekçeler de mevcuttur. İlk başta bu tür kaygıları ben de hissetmedim değil ama sonradan düşünüyorum ki önemli olan öneriler uygulamaya konulsun ve toplum bundan yarar sağlasın. Bu arada şana şöhrete, ünvana, yükselmeye ihtiyacı olanlar da bilinçli bilinçsiz böyle şeyleri fırsat bilip kullansın.Ülkemizde bu şekilde “ruhsal geçim” (belki parasal da !) sağlamaya ihtiyacı olan o kadar çok insan var ki...Ne yapalım?

Birçok belediye ve kamu yetkilisi yurtdışına gider tetkik gezisi yapar gelir ama aşağıda saydığım şeylere ne derece dikkat ederler ve uygulamaya koyarlar orası kuşkulu.DANIŞMANLAR VARSA ONLAR BÖYLE ŞEYLERİ DÜŞÜNÜRLER Mİ DÜŞÜNÜRLER DE BAŞKANLAR UYGULAMAZ MI? BİLMİYORUM. :

Bu konuda benim yaşadığım tipik bir örneği web sitemde daha önce duyurmuştum.İzmir büyükşehir belediyesine belediye otobüslerinin klimalı ve güneş camlı olmasını önermiştim.Önce halkla ilişkilere internetten iki haftada erişemedim.Muhatap bulamadım.Daha sonra da, zar zor bir ilişki kurdum gelen cevapta cevabı veren kişi ya da yetkilinin ismi ve pozisyonu bile yazılı değildi. Hatta “biz zaten düşünüyorduk” gibisinden bir şeyler de yazılarında mırıldanmışlardı. durum bu maalesef.Medyanın bir kısmı da öneri kendi içinden çıkmadıkça veya çok yakın ilişkili olan bir kişi olmadıkça böyle önerilere yer vermekte zorlanmakta.

Olsun... Ben bildiğim yolda devam deceğim.Bir takdir ve teşekkürü küçük bir krediyi bile çok görenlere ünlü söz “iyilik yap denize at balik bilmezse halik bilir” sözü ile karşılık vermek isterim.

Şimdi basit görünen bazı önerilere geçiyorum:

  1. Piknik alanları ve deniz kenarları yürüme yolları ve bazen de büyük miting vb gibi toplantılar olduğunda özellikle sıcak havalarda cumartesi ve pazar günleri çok kalabalık olmakta ve insanlar ellerinde ne varsa yerlere atarak çevreyi kirletmekte. Buna çare olarak ABD'de o günlere mahsus olmak üzere belediyeler vb sayıda büyük bidonları getirip pazartesi günleri kaldırmakta.Bidonlar üzerine de çöp diye yazmakta.Bizde de yapılmasında yarar var.
  2. Belediye otobüslerine klima ve güneş filmi konulması önerimi tekrarlıyorum.İstanbul benim yazımdan sonra harekete geçti ve yapacağını duyurdu ama bunu ekstra fiyatla yapacağını duyurdu. Sınırlı olarak.
  3. Semt pazarlarındaki terazilerin dijital ekranları görünmez okunmaz durumda ve pazarcılar bunları uzağa koymaktalar. Teraziler müşterinin gözü önüne getirilmeli ve okunur ekran olmalı
  4. Şehirlerde heykelleri ve diğer kamu mallarını grafiti vb ile karalayanlara ciddi cezalar getirilmeli ve ilgili yerlere bu cezaların miktarı vb tabelalarda yazılmalı.
  5. Belediyeler şehirlerde çevre kirlenmesine ve diğer konulara karşı her şey için mutlaka yazılı tabelalar ,uyarılar hazırlamalıdır. Örneğin, bisiklet yoluna yayaların girmesi yasaktır, yaya yoluna bisikletlerin girmesi yasaktır,burada balık tutulması sağlığınız için tehlikelidir,buraya çöp dökmenin cezası ..TL'dir. gibi.
  6. Çevre kirliğini önlemek için meşrubat satışlarında teneke kutular için de ABD'de olduğu gibi depozito zorunluğu getirilmelidir.
  7. Arabadan çöp atmanın cezası karayolu kenarlarına yazılmalıdır.Ceza ağır olmalıdır.
  8. Bütün radyo istasyoları ve tv kanalları “1 dk programları” yayınlayarak bu ve benzeri konlarda halkı bilgilendirmeli ve uyarmalıdır.
  9. Otobüslerin güzergahları metrolarda olduğu gibi otobüs içinde her durak noktası ismi ile birlikte sabit şekilde gösterilmelidir.
  10. Tüm şehirlerimizde yerli ve yabancı turistler için şehir merkezlerini vb haritaları turizm enfomasyon bürolarında süreklmi dağıtılmalıdır. Bu konuda turizm ve tanıtma bakanlığına bu konularda büçelerinde herhangi bir ödenek ayrılıp ayrılmadığı sorulmalıdır?Ayrılıyorsa bu ödeneklerin nasıl harcandığı sorulmalıdır?
  11. Kapkaç başt olmak üzere suçluların ABD filmlerinde görüldüğü gibi en kısa zamanda arabalarla kuşatılması için daha stratejik , taktik planlar ve harita çalışmaları organizasyonları yapılmalıdır. Polisin bu konuda iyi eğtilmesi gerekmektedir.
  12. Çevre gönüllüsü olarak ve daha birçok iş için saatlik veya yarım gün çalışan öğrenciler istihdam edilmelidir.
  13. Avrupa Birliği ülkelerinde artık tren biletlerinin otomatlarla satışında kiosklarda 6 dil kullanılmaktadır.Biz de bir belediyemizin yabancı sakinler için elektrik faturaları vb' yi yabancı dilde hazırlaması gibi ,tüm otogarlarda tren istasyonlarında vb başta ingilizce olmak üzere yabancı dilde de açıklamalar başlatılmalıdır. Biletler de ingilizce vb yazılmalıdır.
  14. Karşıyaka belediyesine ve mermerciliğimizle övünen tüm ilgililere:
  15. Karşıyaka'daki İnsan Hakları anıtı 2005 kışında renove edildi ama ne yazık ki mermerle kaplanmadı.Sebebini bilmiyorum ama bunun mutlaka yapılması gerekir.
  16. En önemli önerilerden biri tüm şehirlerimizin tüm ilgilerine:

ABD'de birçok şehirde. CITY AMIGOS diye bir teşkilat var.Bizde amigo sözü biraz negatif bin connation taşırsa da ,biz ŞEHİR HOSTESLERİ vb gibi bir isimle böyle bir uygulamayı başkabiliriz. Bu kişiler belirli kıyafetleri ve ellerinde telsizlerle şehre yeni gelen kişilere her türlü bilgiyi sağlamaktalar ve bunlar ayakta dolaşarak iş görmektedirler. Bu konuda daha fazla bilgi almak isteyen ilgili ve yetkileler yardımcı olmaya hazırım.Turist Rehberliği'nin gönüllü olan bir şeklidir.Emeklilerden veya öğrencilerden fahri trafik müfettişleri gibi bu şekilde yararlanılabilir.Bu gönüllülerin bazı yeme ,içme ulaştırma vb masrafları sponsorlukla karşılanabilir.

Trafik polisi ve normal polis ayrımı kaldırılmalı.Tüm polisler herşeye bakabilmeli.

Köpek sevgisi ile dolu vatandaşlarımızın köpeklerine hakim olmaları ve insan sevgisi ile düşünerek vatandaşların üzerine saldırmaması için geregini yapmaları ,yapamayacaklarsa köpek bakmamaları. .

Şimdilik önerilerim bu kadar sevgi ile kalın

BAYBARS HOCA


DİĞER ÖNERİLER :

KURU TEMİZLEYİCİLER MÜŞTERİLERİN EMANET ETTİĞİ GİYSİLERİN MARKA, KUMAŞ ,KIYAFET CİNSİ VE HER TÜRLÜ KİMLİK BİLGİLERİNİ VERDİKLERİ MAKBUZLARA AÇIK SEÇİK OKUNAKLI OLARAK YAZMALARI TEMİN EDİLMELİDİR.

ANKARA TİCARET ODASI TÜKETİCİNİN KORUNMASI YÖNÜNDE CEZALAR VERME KARARI ALMIŞ. BENCE BAZI KURU TEMİZLEYİCİLERDEN BAŞLANMASINDA YARAR VAR.

BU KONU İLE İLGİLİ GÖRÜŞÜMÜ AYRINTILARI HUKUK BUTONU İÇİNDEDİR.

BARBAROS ÇOCUK KÖYÜ SKANDALI VE HAYALİ MÜFETTİŞLER

Prof.Ömer Baybars TEK

Günlerden beri İzmir ve Türkiye Urla'daki Barbaros Çocuk Köyü skandalı ile çalkalanıyor. İddialar ,karşı iddialar, tutuklanmalar, salıvermeler, konuyu saptırmaya kalkanlar, sosyal hizmet elemanlarının sosyal linçedilmek istenmesinden söz edenler , bir karmaşadır gidiyor. Bu iğrenç olayın ne kadar vahim olduğu ortada.Suçluların şu veya bu şekilde cezalandırılması da büyük olasılıkla gerçekleşecek.

Ankara'dan müfettişler gönderilmiş vs. Beni bu olayda ilgilendiren en önemli nokta da burası. Müfettiş ya da denetçi dediğiniz kişiler ,hep arabanın tekerleği kırıldıktan sonra mı ortaya çıkar. Türkiye'de teftiş denilen şey , kamunun bütün kurumlarında genellikle bir olay çıkınca ya da periyodik olarak (dönemsel) başlatılan bir olgudur. Dönemsel teftişler de genellikle rutin bir prosedürle ,ayrıtıları bile pek istenmeyen kısa raporlarla geçiştirilir. Genellikle ,ek belgeler bile talep edilmez. Alınan raporlar da bir kenara kaldırılır. Örneğin,bu milletin parası ile yurt dışına görevli gönderilen kişilerin o görevi etkin yapıp yapmadıkları, orada zamanını nasıl geçirdikleri ve ne kazanç getirdikleri sorgulanmaz. Kişilerin hazırladıkları uyduruk içi boş raporlara itibar edilir,arkası aranmaz.Unutulur gider..

Olay çıkınca yapılan teftişlerde ise, genellikle iş işten geçmiştir. Araya hatırlı kişiler ya da siyasi partiler vb girer. Kanıtlar karartılır. Zaten minareyi çalanlar genelde kılıfı da hazırlamışlardır.

Teftiş denilen şey , post mortem, yani adam öldükten sonra yapılan otopsi gibi , bir olgu mudur? Dünyanın ileri ileri ülkelerinde yönetim bilimlerinin eriştiği bu aşamada teftiş ya da denetim sürekli yapılan bir iştir. Adına da maalesef ,Türkçe tam bir karşılığı olmayan ,sıradan kontrol veya denetimi aşan bir kapsamı olan “auditing” denilmektedir. Bir zamalar oldukça etkin çalışan ve kamuya yönetim bilimleri alanında bilgili eleman yetiştiren bir TODAİE vardı. Acaba bu kurum hala işliyor mu?

Şurası bilinmelidir ki ,“denetimsiz yönetim olmaz”. Ülkemizde başta muhasebe denetimi olmak üzere , her türlü denetimden kaçmak, neredeyse ulusal bir spor haline gelmiştir. Denetleme de genelde “...mış gibi" yapılan bir iştir.Benim bir sözüm vardır; “Bizim ülkemizde insanlar ne denetlemekten ne de denetlenmekten hoşlanırlar”. Denetlemekten hoşlanmayanların, kendi özel hesapları, çıkarları ve korktukları şeyler vardır. Denetlenmekten hoşlanmayanların ise çoğu kez bir çok yolsuzluk ve ahlaksızlığı vardır.

Bu yüzden de , bizde yapılan denetlemelere ya da teftişlere hayali ya da olmayan teftiş denilebilir. Ne yazık ki ,“hayali denetim” Batı'da bugün tamamen bambaşka ve kurumsallaşmış bir anlamda kullanılmaktadır. Bu kurum, hayali denetim, gizli denetçilik, gizli alışverişçilik,gizli müşterilik gibi adlarla anılır. Hayali müşterilik, perakende ticarette (özellikle zincir mağazacılıkta) mağaza personelinin müşterilere karşı tutum ve davranışları ile mağaza içi tertip düzen ve merkezin talimatlarını uygulayıp uygulamadıkları konusunda saptamalar yapmak üzere, merkezin ya da daha çok bağımsız şirketlerin gönderdiği elemanların (hayali, gizli müşteri veya gizli müfettiş) yaptığı denetime verilen addır. Kuşkusuz, böyle denetimlerin yapılacağı, önceden ilgili mağaza,kurumlara duyurulur ki ,her an tetikte ve düzgün olsunlar. Biz de de bir çok işletmede bu denetimler başlamıştır. Bu denetimlerin etkinliği , sadece denetçilerin ve mağaza çalışanların tutum ve davranışlarına bağlı değildir. Önceden mağazalara ,kurumlara gereken her türlü eğitim ve desteğin verilmesi,tedarik ve değer zincirinin iyi kurulu olup, düzenli işlemesi vb gibi koşullar sağlanmadan, yapılan denetimlerde yapanlar açısından azıcık haksızlık payı , denetlenenler açısından ise mazeret payı vardır.

Yine de hayali müşteri uygulaması son derece yararlı bir uygulamadır. Bu uygulamanın Türkiye'de tüm işletmelere yayılması şarttır. Ama daha da önemlisi devlete,yerel yönetimlere ve sivil toplum kuruluşlarına yayılmasıdır.
Barbaros Köyü skandalında görüldüğü gibi, Valinin,kaymakamın burnunun dibinde vahim olaylar oluyor ,yapılan ihbarların vb üstü örtülüyor. Genelde Vali ve kaymakamın ani baskınları gibi denetlemeler yapılsa bile ,bu tür durumlarda gizli baskınlar hemen duyulur ve önlemler alınır. Bu nedenledir ki , denetlenecek kurumlar tarafından hiç tanınmamış ,tarafsız kişilerin ya da hayali denetçilerin,yapacakları denetimlerin çok daha etkili olacağı kesindir.

Özel kesimdeki bu uygulamaların, kamuya, yerel yönetimlere ve sivil toplum kuruluşlarına bir önce aktarılmasında yarar vardır. Ama kamu yönetimi açısından böyle bir işlevi görecek yeni bir örgüte gereksinme vardır. Çünkü ,polisimiz çok meşakkatli işler yapmakta ve çeşitli açılardan sıkıntılar sorunlar yaşamaktadır. O nedenle,kapkaççılarla bile mücadele edemeyen bu polisin bu tür olaylara başetmesi mümkün değildir.

Bu nedenle ,belki de FBI gibi daha iyi eğitimli donanımlı bir kuruluş kurularak, söz konusu sürekli denetimler yapılabilir. Bizim normal polis teşkilatımızda birbirinden değerli ve hatta FBI'da eğitim görmüş insanlar olduğunu zaman zaman duyuyoruz. Ama bu insanlar, ne yazık ki ,Türk polisinin içine bulunduğu zor durumlar nedeniyle etkin olamamaktadır. Dilerim Devlet bu konuları bir de bu perspektiften değerlendirir.

 

Devamını oku...

Hukuk ve Adalet

BU TSE , O TSE mi?

BUGÜNKÜ HÜRRİYET'te TSE BAŞKANI KENAN MALATYALI'nın FATİH ALTAYLI'ya

"KURUMDA YOLSUZLUKLAR OLUYOR VE ÖNLEYEMİYORUM"

İTİRAFI ÜZERİNE...

Web sitemi takip edenler bilecektir. Bir süre önce 23 NİSAN 2005 'de

HUKUK BUTONU altında TÜRK STANDARTLAR ENSTİTÜSÜ Dergisi'nin

TSE DERGİSİ'nin ENGİN HUKUK ANLAYIŞI

başlığı ile bir yazı yayınlamıştım.Özeti şuydu: Dünya Markaları adında yazdığım ve değişik yerlerde değişik versiyonları yayınlanan yazımı TSE Dergisi ,bazı markaları övüyor bazılarını da yeriyor diye, TÜKETİCİNİN KORUNMASI HAKKINDA KANUN'un 16.maddesine aykırı diye, geri çevirmişti.Yani hiçbir ilişkisi olmayan bir kanunla ilişkilendirerek.

7 Haziran yani bugünkü Hürriyet Gazetesi'nden öğreniyoruz ki TSE'de uzun zamandır büyük yolsuzluklar oluyormuş ve başkanı bile bunu önleyemiyormuş !

Bir bilimsel yazıyı bile anlamakta değerlendirmekte acze düşenlerin ya da kasten çarpıtanların kurumuna bakın. Fazla söze gerek var mı? Allah bunları bildiği gibi yapsın !

Bu çeşitlerden (yani insanlardan!) acaba başka hangi kurumlarda ne kadar var? Allah Türkiye'yi korusun! Amin


SERVİS İŞLETMELERİ MÜŞTERİLERDEN EMANETEN ALDIKLARI EŞYALARIN TANIMINI AÇIK SEÇİK MAKBUZLARA VE KENDİ DEFTERLERİNE YAZMALIDIRLAR !

Her zaman söylerim, modern büyük iş merkezleri ,plazaları alışveriş merkezleri ,holding binaları, gökdelenleri vb dışarıdan çok şaşaalı çok gösterişlidir. Bakanlar “uf be ne müthiş diye” düşünürler. Ne yazık ki, özellikle gelişmemiş ya da gelişmekte olan ülkelerde ve uygarlıklarda binaların ,modern yapıların içine,samimi , müşteri (insan) odaklı vizyonlu ,felsefeli (iyiniyetli ciddi niyetli) ruh verilemiyorsa, bu tıpkı ,teşbihte hata olmazsa, cahil ve kanunsuz (cani demiyeyim) birine, mahkemede hakime şirin görünsün diye, iyi takım elbise ve giydirip kravat taktırmaya benzer.

Ben de,modern müşteri odaklı ve ilişkisel pazarlama hayranı naiv bir hoca olarak böyle güzel görkemli binaları görünce, hemen “ne güzel Türkiye gelişiyor” diye hayallare kapılırım. Ama aslında, deneyimlerle ,gözlemlerimle ve istihbaratımla bilirim ki, o binaların önemli bir kısmında taşdevri kafalı ,hata biraz da duygusuz, kişiliksiz, duyarsız ,aç gözlü, katı ,miyop iş sahipleri ve yöneticiler ,çalışanlar bulunur. Bunların paradigmasına göre, gittikleri yol doğrudur.Bu insanların önemli bir kısmı üniversite bitirmiş de olsalar hukuk nosyonundan nasipleri almamışlardır. (Gerçi hukuk fakültesini bitirip de hukuku kötüye kullanan o kadar çok kişinin bulunduğu toplumlarda, hukuk okumamış ve de kültürsüz ,kişilik gelişmelerini tamamlamamış kimselerden ne beklersiniz ki) .

Bugünkü yazımın konusu, ister bireysel girişimler ,isterse modern alışverişmerkezlerimizdeki bazı ,modern görünümlü bağımsız ya da zincir türünde olsun,onarım bakım ve servis işletmeleri ile ilgilidir.

Bu servis işletmelerinin çoğu müşterilerine onarım, bakım ,tamir ve temizleme vb gibi amaçlarla getirdikleri eşyalar karşılığında makbuz verirler. Ancak bir çok tüketicinin gözünden kaçan çok önemli bir kurnazlık yaparlar. Makbuza ,tüketcinin getirdiği eşyaın tam olarak tnınmasını sağlayacak (marka,cins, tasarım,renk, doku,malzeme cinsi, kumaş vb gibi) bilgileri yazmazlar.Örneğin, tamire TV götürdüyseniz ve örneğin Televizyonunuzun düğmesi bozulduysa, şikayetinizi "düğmesi bozuk” diye bildirirsiniz ,onlar arıza bölümüne “TV çalışmıyor” diye yazabilirler. Ondan sonra, içinden örneğin S bandını çıkarıp ya da bozup ,size bozuk TV olarak iade edebilirler (Başıma geldi ve yepyeni bir TV kazandım!) . Yine örenğin, uru temizleyicileri ele alalım. Onlara da takım elbise götürürsünüz.Elbisenin ne markasını ,ne kumaşını ne rengini vb yazmazlar. Böylece elbisenize bir şey olsa kanunen elinizde makbuz bile olsa ispat etmekte zorlanırsınız.Bu bakımdan servis işletmelerinde saydamlık olmamasını hiçbir iyiniyetle izah edemezsiniz. Ancak ne mutlu ki Türkiye'de hakimler vardır:hem de çok esaslı hakimler ve hukukçular.

Bir tüketici bu şekilde bir mağduriyete uğrayıp , Tüketici Hakem heyetlerine gitse, servis işletmesine sorarlar. Beyefendi, siz müşterinize verdiğiniz makbuzda size getirdiği eşyayı tam olarak tanımlayan ifadeler yazdınız mı kayıtlarınızda var mı?

Servis işletmesi bunu kanıtlayamazsa ,o zaman başı derde girer ve hiçbir davayı kazanamaz. Bazı uyanık geçinen servis işletmeleri ,”haksızlığa uğradığını iddia eden ispat etsin” gibi safsatalara sığınabilirler ama gerçek hakimler bunu yutmazlar.

Aslında, bana göre 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun'a bu konuda açık seçik bir madde konulmalıdır.

Konuya bir de kötü niyetli tüketicilere veya müşterilere karşı iyiniyetli servis firmaları açısından da bakmak gerekir. Eğer servis firmları bu kayıt konusunda dürüst ve kusursuz davranırlarsa, tokatçı denilen müşteri tiplerine karşı kendilerini korumuş olurlar. Ancak bugünkü durumda kesinlikle suç varsa onların üzerindedir.Dilerim Sanayi ve Ticaret Bakanlığı bu yazımı dikkate alarak kanunda değişiklik yapar.


SON SÖZ :HUKUK HERKESE LAZIMDIR!

23 NİSAN 2005

YAZILAR AŞAĞIDAKİ AÇIKLAMADAN SONRADIR.LÜTFEN BİRAZ AŞAĞIYA KAYINZ!

HUKUK

Hayatta en sevmediğim şey sahaya tecavüzdür. İlk başta birçok kişi , daha çok işletmecilik ve pazarlama ile ilgili görünen bu sitede HUKUK diye bir BUTON'un olmasını yadırgayabilirler. Bunun için ve konuyla ilgili yazılarıma başlamadan önce, her zaman olduğu gibi, küçük bir açıklama gerekiyor:
: ASLINDA “HUKUK HERKESE LAZIM” DİYE NEREDEYSE KLİŞELEŞMİŞ BİR SÖZ DE VAR YA…

35 YILLIK MESLEK HAYATIMDA ŞUNU GÖRDÜM Kİ, İNSANLAR GENELDE MEVCUT OLMAYAN ŞEYLERİ ÇOK KONUŞUYORLAR. HATTA BAZEN DE KENDİLERİNDE OLMAYANLARI, EKSİKLİĞİNİ DUYDUKLARI VEYA ARZULADIKLARI ŞEYLERİ. HUKUK DA BÖYLE NE YAZIK Kİ...ÜLKEMİZ DE FAZLA OLMAYAN AMA EN ÖNEMLİ OLGU…

GEREKÇELERİM:

(1) BENİM BU KONUYLA İLGİLİ BİLGİM YA DA ARTYETİŞİMİM:

Özgeçmişimden görüleceği gibi ,ben Siyasal Bilgiler Fakültesi mezunuyum. Orada dört yıl boyunca okuduğumuz hukuk dersleri şunlardı: (İnşallah unuttuğum kalmamıştır :)))

  • • Amme Hukuku
  • • Borçlar Hukuku
  • • Medeni Hukuk
  • • Ticaret Hukuku
  • • Ceza Hukuku
  • • Devletler Hukuku
  • • Usül Hukuku
  • • İcra İflas Hukuku
  • • Eşya Hukuku ya da Ayni Haklar
  • • Vergi Hukuku
  • • İdare Hukuku
  • • Anayasa Hukuku

TÜKETİCİ HUKUKU (30 yıl. İlk Tüketicinin Korunması Kanun Tasarısı'nın ilk eleştirisi İTBF dergisi'nde yayınlandı! )

Daha sonra İTBF 'de doktora derslerinde Kıymetli Evrak Hukuku'nu ve İşletme Hukuku'nu ayrıca okuduk.

Milattan Önce (!) 1970'li yılların başında SBF mezunları, sanırım üç ders fark vererek ,aynı zamanda , hukuk Fakültesi'nden de mezun olma hakkına sahiptiler. ABD'ye gitmeseydim,bu konu benim de YAPILACAK İŞLER LİSTEMDE yer almıştı. Fakültede bu dersleri çok sevmiştim. Kitap üstünde ve aziz hocalarım sayesinde ilk kez hukukla karşılaşınca , tüylerim diken diken olmuş adeta ulvi duygularla kendimden geçmiştim. Hemen hemen bütün hukuku derslerinden yüksek notlar aldım. Kulağı KANSERLİ KANSERLİ BİR YIL BOYUNCA BORÇLAR HUKUKU VE MEDENİ HUKUK derslerimize GELEN RAHMETLİ HOCAM KEMAL FİKRET ARIK başta olmak üzere, bana hukuk öğreten ve hukuku sevdiren hocalarımdan (Yavuz Abadan,Feyyaz Gölcüklü,Seha Meray,Sefa Reisoğlu,İlhan Öztrak, Mümtaz Soysal ,Bahri Savcı,Tahsin Bekir Balta vd) yaşanlara en derin saygılarımı vefat edenlere rahmetler diliyorum. Ne yazık ki, bugün hukuk fakültelerinin çoğunda, hukuk eğitimi önemli ölçüde geri durumdadır. Bunda , hukukçularımızın yıllarca AngloSaxon hukukunu dikkate almamalarının da önemli bir rolü olmuştur. Hukuk fakültelerinde Fransızca ve Almanca , yıllarca hegemonyasını sürdümüştür. Hatta, AB dolayısıyla, onlar bile değişirken, bizim hukukçularımız köhne kıta Avrupası hukukuna yıllarca sıkı sık sarılmışlardır. Şimdi, örneğin, bir Yeditepe Üniversitesi'nin hukukla ilgili programlarını gördükçe, “hah işte böyle olmalı” diye sevinçten uçuyorum…

Bugün, birçok kişi gibi , ben de şuna inanıyorum ki, bir ülkede insanlar , bırakın üniversiteyi, çok küçük yaşlardan itibaren hukuk bilgi ve sevgisini edinemezlerse, o ülkede kaos bitmez. Bugün, bazı iletişim, işletme ve iktisadi bilimler fakültelerinde vb ne yazık ki hukuk derslerine yeterince önem verilmediği için, bu fakültelerin mezunları üniversiteyi bitirseler de, ne kadar hakka hukuka riayeti önemsiyorlar bilemiyorum. Ne kadar toplumda olup bitenleri yorumlayabilirler bilmiyorum. Gerçi, Hukuk Fakültesi'ni bitirip de doğru yoldan şaşanların sayısı da az değil. Bazen okumak da yetmiyor. Bunun için, ben baroların ve hukuk fakültelerinin yerinde olsam, ŞEYTANIN AVUKATI filmini tüm öğrencilere, stajyerlere ve avukatlara gösterirdim. Bir de AMBULANS TAKİPÇİLERİ olgusu var ki onu da gelecek yazıma saklayayım. İletişim,iktisat ve işletme öğrencilerinin hukuk bilgisi ve eğitimleri nasıl yeterli değilse, hukuk öğrencilerinin de işletmecilik,yönetim ve pazarlama bilgileri ve eğitimleri yetersiz. Kuşkusuz ,kusura bakmasınlar ama hocalarının da …Sadece "Bilirkişi" ya da "Bilmez kişiler"in tanıklığına güvenerek, iş yapan hukukçularımız “KURDUN ENSESİ NEDEN KALINDIR” sözünü unutmamalıdırlar. Bizde, ihtisas hakimliği vb konuları da yeni yeni gündeme geliyor.

Bu bağlamda benim Hukuk Butonu'mun bir başka gerekçesi ortaya çıkıyor:

(2) İŞLETME HUKUKU VE PAZARLAMA HUKUKU

Hiçbir şeye cevap veremeyen köhnemiş 1957 sayılı Ticaret Kanunu karşısında bir de bunlar var.

Zamanı geldiğinde ve vaktim olduğunda ,özelikle bu konulardaki görüşlerimi yazmaya çalışacağım:Tabii çizmeyi aşmamaya gayret ederek…Yorum kusurum olursa ,bu köşe değerli HUKUKÇULARIMIZA HER ZAMAN AÇIK.HİÇBİR GURUR SORUNU YAPMADAN YAYINLARIM. KENDİ YANLIŞLARIMI DA...

• GEREKÇE: BEN BİR İNSANIM VE ÜLKEM TOPLUMUM ,TÜM İNSANLAR ,İNSANLIK VE KENDİM İÇİN HERKES GİBİ MEDENİ SORUMLULUK TAŞIDIĞIMA İNANIYORUM. BUNUN İÇİN DE HUKUKLA İLGİLENMELİYİM. ONUN İÇİN BUTONUN ADINI PAZARLAMA HUKUKU DEĞİL “HUKUK” OLARAK KOYDUM.

ŞUNU DA BELİRTEYİM:

KUŞKUSUZ, İŞLETME VE DİĞER BAZI FAKÜLTELERDE TÜM BU HUKUK DERSLERİNİN GÖRÜLMESİ GEREKLİ DEĞİLDİR.İYİ VERİLMİŞ BİR İŞLETME HUKUKU EPEY AÇIK KAPATIR…AMA BU KADAR ÇOK HUKUK DERSİNİ GÖRMÜŞ OLMAK DA İSTER İSTEMEZ OLAYLARI YORUMLAMADA BİR FARKLI BAKIŞ AÇISI VE YORUM AVANTAJI KAZANDIRIYOR

GELECEK ÜÇ YAZI:

(1) AMBULANS TAKİPÇİLERİ

(2) CANAVAR EV SAHİBİ MAZLUM KİRACI

(3) AVUKATLIKTA REKLAM

(4) "EHLİYETİ OLUP DA TRAFİĞE ÇIKAMAYANLAR REKLAMI" ve SAVCILARIMIZ..

(1) TSE DERGİSİNİN ENGİN HUKUK ANLAYIŞI?

23 NİSAN 2005

Bilebileceğiniz gibi ,TSE STANDARD adında aylık bir dergi çıkarır.Geçmişte bu dergide bir kaç yazım yayınlanmıştır.Ayrıca TSE'nin düzenlediği birkaç önemli ulusal, uluslararası toplantıda konuşmacı ve oturum başkanı olarak görev almışımdır.Yani onlara önemli hizmetleri olmuştur.

Ağustos 2004'te de bu dergiye aşağıda tam metnini verdiğim makalemi yayınlanmak üzere göndermiştim. Türkiye'deki genel “CEVAP VERMEME KÜLTÜRÜ”NÜN DOĞAL (!) YANSIMASI GEREĞİ Uzun bir süre yayınlanıp yayanlanmayacağı konusunda bir bilgi vermediler. Dört ay sonra soruşturduğumda yazının reddedildiğini ifade ettiler. Önce üzerinde durmadım ama sonra merak ettim ve kendilerine red gerekçesini sordum ve bana bunu bildirmelerini istedim.

Gelen gerekçe oldukça komik ama aynı zamanda TSE gibi bir kuruluşun kimlerin ve hangi kafaların elinde olduğunun da trajikomik bir göstergesiydi. (Çünkü 2004 yazında YAZIMI GÖNDERDİKTEN SONRA TSE dergisinde bazı yönetim değişiklikleri olmuştu!). Aşağıda bu red gerekçesini de göreceksiniz.

Bu yazı üç yerde yayınlandı ama TSE Standard Dergisi yönetimi ,yazıyı 4077 SAYILI TÜKETİCİNİN KORUNMASI HAKKINDA KANUN'a (16.maddeye) aykırı olduğu düşüncesiyle yayınlamayı reddetti. Zihniyeti ve bilgi derecelerini ,bilgi ve ilginize sunuyorumSsaygı ve Sevgilerimle

Prof.Dr.Ömer Baybars TEK

Not: Bu konuyu Hürriyet gazetesinden benim tüketicinin korunması konusundaki 30 yılı aşkın hizmetlerimi en azından basındaki yazı ve haberlerden bilmemesi mümkün olmayan tüketicinin Erkan abisine ve bir de mizahi yazılar yazan bir başka gazete yazarına gönderdim. Ne yazık ki ikisinden de hiçbir ilgi görmedi. “Erkan abi” ye bir mail atarak konuyu sütunlarına taşımayı düşünüp düşünmediğini bildirmesini rica ettim hiç bir mailime bile cevap vermek nezaketini göstermedi.

AŞAĞIDA tam metnini verdiğim “DÜNYA MARKASI VE DÜNYA STANDARTLARINDA ÜRETİCİ VE PERAKENDECİ FİRMALAR"

yazımın kısaltılmış versiyonu, Ayrıca ,DÜNYA GAZETESİ'NDE “Dünya Markası ve Dünya Klasında Firmalar” başlığı ile 15.12.2004 tarihinde ve oradan alıntı yapan www.kobifinans.com.tr Web sitesinde ve de uzun versiyonu (PAZARLAMA DÜNYASI MART-NİSAN 2005 SAYISINDA) yayınlandı.

TSE'NİN VE/VEYA STANDARD DERGİSİ'NİN YENİ YÖNETİMİ'NİN ENGİN HUKUK VE PAZARLAMA BİLGİSİNİ YANSITAN RED YAZISINI AŞAĞIDA SUNUYORUM

BÖYLECE YAZIM,BASIN YAYIN TARİHİNDE 4077 SAYILI“TÜKETİCİNİN KORUNMASI HAKKINDA KANUN” GİBİ BİR KANUNUN YAPTIRIM ALANINA GİRME ŞANSINA ERİŞMİŞ ENDER ve belki de ilk YAZILARDAN BİRİ OLMA ŞEREFİNE NAİL OLMUŞ BULUNMAKTADIR. BU ARKADAŞLARLA NE KADAR İFTİHAR ETSEK AZDIR.

Kimden: Sabit YÖNEY Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

Tarih: 08 Şubat 2005 Salı 09:49

Kime: Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

Konu : Standard dergi makale hk

Sayın Prof.Dr. Ömer Baybars Tek

'Dünya Markası ve Dünya Standardlarında Üretici ve Perakendeci Firmalar' adlı makaleniz incelenmiş olup daha önceki telefon görüşmelerinde bildirildiği üzere 'Örtülü Reklam' ve 'Yayın Yoluyla Bir Markayı Kötüleme' başlıklarından Tüketiciyi Koruma Kanununun 16.maddesine aykırılıkları olması düşüncesiyle yayın programından çıkarılmıştır. Bilgilerinize saygılarımızla sunarız.

Standard Ekonomik ve Teknik Dergi

İlgili kanun maddesi de şöyledir:

Ticari Reklam ve İlanlar
Madde 16- Ticari reklam ve ilânların kanunlara, Reklam Kurulunca belirlenen ilkelere, genel ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına uygun, dürüst ve doğru olmaları esastır.

Tüketiciyi aldatıcı, yanıltıcı veya onun tecrübe ve bilgi noksanlıklarını istismar edici, tüketicinin can ve mal güvenliğini tehlikeye düşürücü, şiddet hareketlerini ve suç işlemeyi özendirici, kamu sağlığını bozucu, hastaları, yaşlıları, çocukları ve özürlüleri istismar edici reklam ve ilânlar ve örtülü reklam yapılamaz.

Aynı ihtiyaçları karşılayan ya da aynı amaca yönelik rakip mal ve hizmetlerin karşılaştırmalı reklamları yapılabilir.

Reklam veren, ticari reklam veya ilânda yer alan somut iddiaları ispatla yükümlüdür.

Reklam verenler, reklamcılar ve mecra kuruluşları bu madde hükümlerine uymakla yükümlüdürler.


AŞAĞIDAKİ YAZI

(PAZARLAMA DÜNYASI MART-NİSAN 2005 SAYISINDA YAYINLANMIŞTIR)

Okuyun siz karar verin. Hukukçu olmanıza gerek yok.

DÜNYA MARKASI VE DÜNYA STANDARTLARINDA ÜRETİCİ VE PERAKENDECİ FİRMALAR

Yıllardan beri , BEKO'nun tüm pazarlama iletişimlerinde kullandığı “Dünya markası” sloganları giderek Vestel'e, Mudo gibi çağdaş bölümlü mağazalara (Dünya Mağazası) ve tasarımcılarımıza kadar yayılmaya başladı.

Dünyada Saniyede…. Markalı Ürün Satılmaktadır !

Bu markalar konumlanırken , yurtiçinde verilen reklamlarda “dünyada saniyede … adet BEKO,Vestel vb ürünü satılmaktadır” şeklinde ,anlamı ve yöntemi dipnot şeklinde bile açıklanmayan, duyurular yer almaktadır. Kuşkusuz, global bir firma yurt dışındaki başarılarını yurt içinde de anlatmak isteyebilir ve hatta anlatmalıdır da. Ancak, uluslararası pazarlama teorisi , bu tür reklamların yurtiçinden daha çok , uluslararası pazarlarda yapıldığında global marka olmanın gereklerinin yerine getirildiğini söyler (Terstra and Sarathy,s.262).

Kamuoyundaki kıpırdanmalardan , konunun tarafsız bir gözle değerlendirilme zamanının geldiği anlaşılmaktadır. Bu yazının amacı , asla ulusal firmalarımızın başarı ve değerini küçümsemek değildir. Ama böyle iddialı duyurular söz konusu olunca , herkes “acaba bu gibi firmalarımız kendi kendilerine gelin güvey mi olmaktadır ya da söyleye söyleye dünya markası olacakları düşüncesinde midirler” diye düşünmektedir.

Dünya Ürünü ve Dünya Markası

Şurası bir gerçektir ki, dünya ürünü, dünya markası ve “dünya standartında ya da klasında firma” gibi kavramlar arasında da önemli ve ince ayrımlar vardır. Dünya ürünü (world or global product) diye adlandırılan ürünler, standard ya da ülkelere göre farklılaştırılan ürünlerdir. Genelde standardize ürünlerin globalleştirilmesi işin doğasında vardır (ibid.s.262). Dünya markası ve dünya çapında firma olmanın bazı koşulları vardır. Örneğin, yurtiçinde de yurt dışında da toplam kalite ,4P veya 8P uygulama standartları aynı olmalıdır. Bunu test etmek için, bu dünya markası şirketlerimizin bayilerine, hatta A ve AB SES grubu semtlerinde bulunanlarına, gidin ve izlenimlerin kendiniz edinin. Gidiyorsunuz, karşılayan , gülümseyen ve uğurlayan yok, mağaza düzeni yok, görsel sunuşta bir yığın hata, fiyatları , ürün çeşitlerini bilen satış danışmanları yok, müşteri ile doğru dürüst ilgilenen , ürün bilgisi fiyat bilgisi veren yok, dünya markasının (!) bir bayisi gelen müşteriye , nedeni bilinmez, bayisi olduğu firmanın artık o ürünleri satmayacağını çekileceğini bile söyleyebiliyor. Başka işletmelerle karşılaştırıldığında, yine de en güvenilir ve en başarılı holdinglerden birinin bayisine gidiyorsunuz , orada da bayi karşılaması olmadığı gibi , müşteriye müşteriye onun arabası ile gidip depodan malı alma önerisi yapılıyor… (Bir bayi bindiği dalı keser mi ? Bu tür bayileri gizli şirket müfettişleri denetlemez mi?) . Ayrıca, az önce belirtildiği gibi, dünya pazarlarında reklam ve iletişim gücü olmalıdır.

Dünya Markası Ne Demek ?

Dünya markası , belirli bir satıcının (işletmenin) ürün ve hizmetlerini tanımlamak ve rakiplerinkinden ayırmak için, bir isim, terim, işaret, sembol tasarım veya bunların değişik kombinasyonlarının dünya çapında kullanımıdır (Cateora and Graham,s.345) .

Dünya markası (world brand,worldwide brands ya da global brand) , küresel pazarlama stratejisi uygulayan firmaların aynı isimli, aynı tasarımlı ve her yerde aynı yaratıcı stratejiyi izleyen markalarına denilir. Nike, Adidas,Reebok,Wal-mart, Ahold,Carrefour ,Coca Cola, Revlon , McDonald's vb gibi (ibid.,s.345-486). Küresel markaların başarısı, bir yandan tüketicilerin zevk ve tercihlerinin benzeşmesi , öte yandan küresel reklam ve promosyonların etkin eşgüdümüne bağlıdır (Terstra and Sarathy,op.cit.,s.262). ).

Global ürünler için olduğu gibi, global markalar üretilip üretilmemesi konusunda da tek bir görüş yoktur. Ancak marka isminin önemi hiçbir açıdan tartışılamaz. Herkes biliyor ki , dünya markalarının oluşturulması çok güçtür. Bir firma , örneğin Gillette firması gibi, 200'den çok ülkede 800'den çok ürün pazarlıyorsa, dünya markaları oluşturmada güçlükler olabilir. Ancak, Gillette sonradan (1989'da) marka ismi,ambalaj ve kısmen reklamlarında masif bir standardizasyon uygulayacağını duyurmuş ve önce Gillette sensor ve sonra Gillette Mach3 ile bir dünya markasını olmanın gereklerini yerine getirmiştir (Czinkota and Ronkainen s.319 ve Terstra and Sarathy ,op.cit.s.264-265) . Ancak , Gillette Türkiye'de 2004 yılında Derby gibi düşük gelirli pazar dilimleri için Erman Toroğlu'lu yerel reklamlara başvurmuştur (Araştırma sonuçları beklenmektedir). Buna karşılık , Silkience hairconditioner, Fransa da Boyance, İtalya'da Sientael, Almanya'da Silkience ismi ile pazarlanmaktadır.

Öte yandan , bir işletme, kültürel farklılıkların standard reklam programı izlenmesine olanak vermediği durumlarda da dünya markasına sahip olabilir. Örneğin, Nescafe . Başarılı bir marka bir işletmenin en değerli kaynağıdır. Marka ismi, pazarın yani dünya müşterilerinin ürün ile o ürüne ait yıllarca yapılan reklamları, şerefiyeyi, kalite değerlendirmesini , ürün deneyimlerini ve diğer yararlı özellikleri birlikte içerir.

Marka Gücünün Ölçümü

Marka sermayesi ölçümleme ile ilgili çeşitli yöntem ve çalışmalar yanında, bir markanın gücünün ölçümünde beş faktöre dayalı “İmaj Gücü İndeksi” denilen indeksten de yararlanılmaktadır (Terstra and Sarathy,ibid.,s.263): (1) hedef kitlenin kafasındaki yer (farkındalık ve aşinalık) (2) hedef kitlenin kalbindeki yer (yüksek saygı) (3) değer (paranın karşılığı) (4) momentum kabiliyeti (gelecekteki büyüme ve başarı potansiyeli) (5) tekillik ya da özgünlük (işletmenin seçimi). İndeks değeri 100 ise markanın gücünün mükemmel olduğunu,sıfır ise hiçbir gücünün olmadığını gösterir

Dolayısıyla , bir markanın küresel olup olmadığını ve gücünü değerlendirirken , bir de bu indeks açısından gözden geçirilmesinde yarar vardır

Dünya Pazarları Açısından Marka İmajını Etkileyen Faktörler

Marka imajını etkileyen birçok faktör vardır. Bunlardan biri de , özellikle uluslararası pazarlama ya da global markalar açısından “menşe ülke” (ürünün markanın üretildiği ülke) (COE ya da Country of Origin) etkisidir. Tüketicilerin, ürünün üretildiği ülke hakkındaki pozitif veya negatif algılamalarına göre ürün hakkında oluşturdukları algılamadır. “Ülke”, ürününün türü, şirketin ve tüm markalarını imajı ,menşe ülkenin pozitif ya da negatif reaksiyon yaratıp yaratmayacağını etkiler. Etnosentrizm de , menşe ülke etkisi yaratarak (Türk malı, Amerikan malı,İtalyan malı,Rus malı vd ülke malı satın al şeklinde yansıyan ulusal gurur) yabancı ürünlere karşı tutumları etkiler. Ayrıca, ülkeler kalkınmışlık düzeyine göre de stereotiplere ayrılabilmektedir. Genel olarak endüstrileşmiş ülkelerin ürünlerinin çok kaliteli , gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkelerin ürünlerinin kalitesiz olduğu inancı vardır. Çin ve Türkiye ise , listenin sonunda yer almaktadır (Cateora and Graham, op.cit.s,351). Bir zamanlar eline çantayı kapan ve kendine ihracatçıyım diyen herkesin , “altına hücüm “ gibi elini kolunu sallayarak, hiçbir kısıtlama olmaksızın, koştuğu Türki Cumhuriyetlerde birçok Türk malı adeta aforoz edilmiş durumdadır. Tüketicilerin bilgi düzeyi yükseldikçe ve deneyimi artıkça menşe ülkenin ürün ve markaya etkisi fazla olmamaktadır. Çok uluslu firmaların ürün geliştirme ve pazarlamada “menşe ülke” etkisini dikkate almaları gerekir. İyi reklam edilmiş markalar ile iyi konumlanmış ürünler fazla pozitif olmayan “menşe ülke” imajının etkilerini giderebilir (ibid.,s.352). Türkiye'nin İtalya'da mermer fuarında Turquality “transkültürel marka”sı ile “Stone from Turkey” tanıtımını yapması gibi.

Ancak, Dünya markasının bilinmediği pazarlarda birçok işletme, tüketicilerin istedikleri yerel markaları alıp , yeniden ambalajlayıp , yeni bir imajla lanse etmektedirler. Örneğin, Unilever Macaristan da Biopan adlı yerel deterjanı alıp, yeniden lanse etti ve pazar payı %9'dan %25 e çıktı. Nestle ve Unilever , global ve ülkesel markaların karışımını uygulayan iki şirkettir (ibid.,s.349). Örneğin, Hacı Şakir ve Palmolive gibi.

Dünya Markası ve Dünya Standartında Firma

Aslında, dünya markaları ile dünya çapındaki ya da standartında (A Sınıfı) firmaların markaları örtüşür. Başka bir deyişle, global ürün markası ile global firma markası temelde birbirinden ayrı düşünülemez. Dünya standartında olamayan firmalar istedikleri kadar ihracat yapsalar , markaları tam anlamıyla saygın ya da ilk 100'e giren dünya markası olamaz. Çok düşük fiyatlarla dünya mağazalarında raf yeri bulmak , geçici bir strateji olarak önemli olmakla birlikte, güçlü global markaların “fiyat düşürmekten” değil de, çok daha başka özelliklerinden kaynaklanan güçleri nedeniyle dünya pazarlarında talep edilir olması önemlidir (Terstra and Sarathy,op.cit.,s.262)

Esasen , aşırı düşük fiyatlar bir süre sonra o ülkelerin yasaları ile çatışmaya başlayabilir. Küresel markaların dünya pazarlarındaki imajlarının (fonksiyonellik, duyusal vb) ne olduğu da özellikle kalıcılık açısından çok önemlidir .

Her yıl ilk 100'e giren dünya markalarını saptayan Business Week dergisi, bu konuda belirli somut kriterlerden yararlanmaktadır. Bu araştırmaları yapan Interbrand firmasının grup başkan yardımcısı Tom Blackett'in Capital dergisinde yayınlanan görüşlerine göre , Türkiye değeri 2.1 milyar dolardan yüksek markalar geliştirdiği zaman “En İyi Uluslarası Markalar” ligine girecektir . Bu konudaki başlıca kriterler , pazar liderliği, marka istikrarı, uluslarası yaygınlık, pazarlama desteği, marka tescili, yaygın dağıtım ağı sayılmaktadır .

Dünya Standartında Firmaların Bazı Özellikleri

Dünya çapında firma olmanın bir çok önemli özellikleri vardır (Smith, ss.36-41); Bu tür firmalar , istisnai performans gösteren az sayıda firmalardır. Bu firmaları diğerlerinden ayıran özellik, yeteneklerini diğer firmalardan çok daha etken bir şekilde geliştirip, kullanabilmeleridir. Belki de dünya çapında diye nitelendirilebilecek yaklaşık 50 firma vardır. Bunlar kendilerinden öğrenilecek çok şey olan firmalardır. Çünkü , bunlar kültürlerine yarışmacılığı derinliğine yerleştirebilmiş ve başarıyı kurumsallaştırmış örgütlerdir. Bu konuda ilk önemli çalışmalardan biri , Tom J. Peters ve Robert H. Waterman'ın Amerika'nın en iyi yönetilen şirketlerinden dersler içeren In search of Excellence araştırmasıdır.

Dünya standartındaki firmalar , farklı ükelerde bile ortaya çıkmış olsalar, bilinen gereksinmelere benzer yaklaşımlarla cevaplar bulmuşlardır. Bu yaklaşımlar ,bu firmaları diğerlerinden ayıran ve kolaylıkla o firmaların özellikleri olarak farkedilebilen özelliklerdir. Örneğin, bir yazılım firması için “güvenilir teslimat” , ister ABD'de ister Tayvan'da olsun hemen farkedilir bir özelliktir.

Dünya klasındaki firmalar, sadece alanlarında lider değil, kendi sınıfında , büyüklük veya türüne de bakmaksızın , başlıca önemli stratejik açılardan tüm rakiplerinin en iyileridir ( Hodgets, Luthans and Lee, s.4). İşletmeler bazı açılardan dünya klasında olabilir ama tüm açılardan dünya standartında olmak bambaşka bir şeydir. Bunlar , hem toplam kalite ve öğrenen örgüt karakteristiklerine hem daha fazlasına sahiptirler (Hodgets, Luthans and Lee,s.14).

Dünya standartındaki örgütler, küresel ilişki ağlarından, ortaklıklardan, stratejik işbirliklerinden ve bilgi paylaşımından yararlanırlar. Bir sınıflamaya göre dünya klasında örgütlerin başlıca sütunları şöyledir (ibid.,s.15) ; (i) iç (yani çalışanlar) ve dış müşteri tabanlı odaklanma (ii) sürekli iyileştirme (iii) esnek , akıcı örgüt (iv) yaratıcı insan kaynakları yönetimi (v) eşitlikçi ortam (örgüt içinde herkesin birbirine ve dışarıdaki herkese karşı saygılı olması ve değer vermesi,açıklık saydamlık, koçluk sistemleri, çalışanların katılımı,yerel topluluklara sponsorluk destek katılım, iş etiğine riayet,ortak vizyon) (vi) teknolojik destek . Özellikle “teknolojik destek” denilince , CRM ve diğer tüm yönetimsel yazılımlar,çağrı merkezleri,etkileşimli Web siteleri dikkate alınmalıdır.

Yapılan araştırmalar , büyük firmaları karakterize eden 100 kadar niteliğin olduğunu göstermiştir. Tek başına bu faktörlerden bazıları çok önemli olmayabilir. Örneğin, hatalı bir ürünün zamanında müşteriye tesliminin hiçbir anlamı yoktur. Dünya klasında firmalar, bu 100 dolayındaki niteliği başarıyla biraraya getirip, tutarlı bir şekilde “tanımlanabilir uygulamalar” geliştiren firmalardır. Yönetim teknikleri bütünleştirilmiş , dengelenmiş ve kültür şekillendirilmiştir. Bu holistik felsefe dünya standartında firma olma başarısının temelidir

Firmanız Dünya Standartında mı? Test İçin Üç Önemli Özellik

Dünya standartındaki organizasyonların onlarca niteliğinden , özellikle etkisi bakımından biraya getirilmiş olan şu faktörler en çok ilgi çekici olanlardır: Bu niteliklerin incelenmesinde başlıca üç evrensel kategori öne çıkmaktadır: (1) Pazarlar Üzerindeki Etki (2) Yalın operasyonlar (3) Dengeli kültür. Bir firma bu üç ana kategori açısından kendisini değerlendirerek dünya klasında olmaya ne kadar yakın ya da uzak olduğunu saptayabilir. Bu kategorilerle ilgili sorular aşağıdaki tabloda gösterilmiştir .

Bu üç kategori de aslında “toplam kalite anlayışı”ndan “öğrenen örgüt” oluşumuna ve oradan da “dünya klası”nda örgütleşmeye doğru geçiş sürecine dayanır (Hodgets, Luthans and Lee op.cit.,ss. 5-19; Özer., ss.91-93-110-119).

. Öğrenen örgütler en azından üç teknik uygularlar (i) işletme içinde etkin diyalog (ii) senaryo analizleri (ii) süreç yeniden yapılandırılması.

Bu geniş kategoriler , dünya standartındaki firmaların seçtikleri pazarları rekabetçi bir şekilde nasıl yönettikleri, rekabetçi avantajları sürdürebilmek için operasyonlarını nasıl tasarımladıklarını , başarıyı garantileyebilmek için uzmanlıklarını ve kaynaklarını nasıl dizginleyip, harekete geçirdiklerini gösterir (Smith.,op.cit., s.37): (1) Pazarlar üzerindeki etki: Dünya çapında firmalar piyasaların tepkisini beklemezler. Zaten önceden ya prosaik şekilde ya da ileri teknikler, yöntemler kullanarak gerekli araştırmaları yaparak , piyasaların gereksinimlerini tahminleyerek saptamışlar ve hazırlıklarını yaparak yola çıkmışlardır. Dolayısıyla da, pazarın tepkisini önceden zaten biliyorlardır. Hemen, hızlıca, akıllıca ve kararlı bir şekilde tepki verirler. Örneğin, Sanyo Shokai adındaki giyim işletmesi büyük Tokyo mağazalarında çalışan 4000 satış danışmanı kadın elemanından , müşterilerin ürünler vb hakkındaki izlenimleri ve söyledikleri hakkında günlük raporlar alır. Dünya çapında örgütler, bilgilerin tüketicilerden firmaya rahatlıkla akması için etkin çalışan kanallar oluştururlar. HP'de satış danışmanlarına müşterilerin istek dilek ve yansıttıklarını yakalamaları için “Ağzını kapa ve dinle” adında bir eğitim programı uygulanmaktadır (Steeve op.cit.,s.37. Japonlar buna ürünün öne,ön plana çıkması (product-out) yerine, piyasanın ya da “müşterilerin içeri girmesi” (market-in) demektedirler. Dünya çapında firmalarda, bu tahminlenen, beklenen gereksinmeler , ayrımlı pazarlama sunuları haline dönüştürülür. Mark&Spencer M&S Plus adlı yaklaşımla bu işi yaparak ,örneğin ceket ve pantolonları ayrı ayrı satma konsepti ile , İngiltere'de çok başarılı olmuştur.

Ayrımlı sunular, müşterileri işletmeye çeker ama satın almaya yönlendiren “değer”dir. Değer, müşterinin isteği, çekici bir fiyatla karşılandığı zaman algılanan şeydir. Bu bakımdan , doğru ya da uygun mal ve hizmetlerin tesliminin (belirtilen zaman bakımından) süreklilik , güvenilirlik göstermesi ve gecikme durumunda (yetersiz tanımlama veya açıklamalar ile bu duruma sebep olan müşteri bile olsa) uygun şekilde telafi edilmesi önem kazanır. Dünya sınıfındaki firmalar müşterileri suçlamazlar. Örneğin, Japonya'nın Yamato adlı kargo firması müşteriyi bulamazsa , bir günde üç kez uğramaktadır. Felsefesi de “müşteri, o anda adresinde yoksa, bu da bizim kabahatimizdir”. Yine , iyi çözümlenmiş bir sorun müşterinin kafasında yer ederek, yüksek sadakat yaratır. Buna karşılık, müşteri sıradan bir şekilde ürün hizmetten memnun kalmış olsa ve servis dikkatini fazla çekmemişse, sadakat azdır. Örneğin, Ritz Carlton %100 müşteri elde tutma politikası izlemekte ve müşteride en son pozitif etkiyi yaratmak üzere, elemanlarına sorun çözmede 2000 dolara kadar harcama yetkisi vermektedir (Smith., op.cit.,s.38). Bunun anlamı , müşteri beklentilerinin de ötesine geçebilmektedir. Dünya standartındaki fimalar (Motorola, Zytec,Toyota vb gibi) “toplam kalite yaklaşımı”ndan “öğrenen örgüt” yaklaşımına geçmişlerdir. Çünkü onlar sadece değişime kendilerini uyarlamazlar, aynı zamanda öğrenir ve değişimin önüne geçerler. Bunlar sadece kalite beklentilerini karşılayan ürün ve hizmetler üretmekle yetinmezler , müşteri taleplerini önceden tahminleyip aşmaya çalışırlar ve aşarlar (Hodgets, Luthans and Lee,s.12) . (2) Yalın operasyonlar: Arka ofisler tarafından sağlıklı bir şekilde desteklenmeyen, cerzebeli, göstermelik ya da içi kof , kurnaz pazarlama faaliyet ve iletişimler, ancak, örneğin, lojistik de aynı şekilde çekici gösterişliyse , işe yarar. Yıllar önce Japonya'da geliştirilmiş olan yalın üretim, müşteriye hizmet bakımından “sıfır hata, sıfır gecikme, sıfır israf , sıfır başarısızlık ve sıfır atalet” gibi ilkeler üzerine kuruludur. Motorola, IBM, Westinghouse Ford ,GM,Toyota, Milliken firmaları gibi (3) Dengeli kültür (Dünya standartındaki organizasyonları taklit etmek isteyen bazı firmalar yalın operasyonların disiplinini alıp, zorla uygulamak istemektedirler. Birçok yeniden yapılanma çalışmaları bu tür yaklaşımların hatalı sonuçlar doğurduğunu göstermiştir. Çünkü, organizasyonlar karmaşık sosyal gruplaşmalar içinde etkileşen canlılardan oluşur. Zorlamalara karşı da negatif tepki verirler. Japonlar , takım anlayışına dayalı yönetim kültürlerini yıllar içinde geliştirmişlerdir.

Dünya standartındaki işletmeler , değişik yönetim kültürlerinin en iyi taraflarını benimsemiş işletmelerdir. Bu işletmelerin kendi oluşturdukları kültürün ögeleri de , müşteri hizmeti için herkes tarafından paylaşılan “birlik vizyonu” (unity) ve “sistem yaklaşımı” (Bu aynı zamanda öğrenen örgütlerin bir değeridir (Hodgets, Luthans and Lee.,ibid., s.13.) , enerji ve kaynakların işletmenin amaçları doğrultusunda odaklanması (işletme amaçlarının birimlere kadar benimsetilmesi), bunlara eşlik eden öğrenmeyi teşvik edici iş dışında eğitim , takımlar ve kişilerin işlerin doğru yürümesi açısından örgütün destekleme kültürü ve sorumluluk almaları ve yetkilendirmedir (empowerment). Yetkilendirme , çalışanlara müşterilere daha iyi hizmet olanak ve araçlarını sağlar. Bu da öğrenen örgüt kültürüne bağlıdır. Çünkü , bu kültürde öğrenme ve yaratıcılık teşvik görür (ibid.,s.12) . Bunların gerçekleşmesinde iyi bir liderlik ve onun yaratacağı esinlenme önemlidir. Dünya klasındaki firmalarda , beklentilerin de aşılması, Pazar etkisi bakımından farklıdır. Sürdürülebilir üstün performans , tüm üç kategoride en iyi uygulamaların eş zamanlı olarak holistik bir şekilde yönetimiyle gerçekleşir (Smith ,op.cit.s.42).

Bir ülkedeki tüm firmaların global firma düzeyine yükselmesine ne gerek ne de olanak vardır. Ancak, son analizde hatırlanması gereken nokta şudur ki , giderek yerel standartlara göre üretim yapan şirketlerin iç piyasada bile tutunması zorlaşmaktadır. Oysa, dünya standartlarına ulaşmanın sayısız yararları ve ödülleri vardır (Türkoğlu) . Dünya markası, sadece reklam ve satış ile ulaşılan bir şey değildir. Dünya markası , arkasında tüm işletmecilik ve uluslarası pazarlama fonksiyonlarının eşgüdümlü, bütünleşik ve kusursuz bir şekilde uygulandığı bir değerdir.

Aşağıdaki soruları (1) hiç ve de (10) olağanüstü olmak üzere , 1'den 10'a kadar dereceleyip, her grubun alt toplamlarını aldıktan sonra genel toplamı bulunuz ;

Pazar Etkisi

· Müşterilerimizin gereksinmelerini önceden kestirip önlem alırız

· Rakiplere göre ayırıcı özellikleri olan ürün ve hizmetler sunarız

· Müşterilerimizin isterlerini net ve doğru olarak yerine getiririz

· Yukarıdakilerin tümünü en iyi şekilde yaptığımız için müşterilerimizin beklentilerini aşabilecek güçteyiz

Yalın Operasyonlar

· Ürün ve hizmetlerimizi kusursuz üretiriz

· Ürün ve hizmetlerimizi hiçbir gecikmeye uğramadan gerçekleştiririz

· Süreçlerimizdeki değer katmayan tüm israfları ortadan kaldırdık

· Süreçlerimizi öyle sağlamlaştırdık ki başarısızlık söz konusu olamaz

· Süreçlerimizi atalete uğramaksızın tüm durumlara esnek şekilde uyarlanıp cevap verebilecek şekle getirdik

Dengeli Kültür

· Tüm örgütümüzü ortak amaç ve değerleri paylaşan tek bir takım haline dönüştürdük

· Tüm örgütümüzü ortak amaçları ve harekete geçirilen hedefleri olan bir takım olarak odakladık

· Tüm insan kaynaklarımızı örgütün amaçlarına tamamen katkıda bulunacak şekilde hazır ve donatımlı olacak şekilde eğittik

· Tüm insan kaynaklarını gördükleri işlerde , süreçlerin tam sorumluluğunu alacak şekilde yetkilendirdik

· Liderlik,insan kaynaklarımıza liderlik,kendileriyle kişi veya birey olarak ilgilenme ve başarımızdan gurur duyacak şekilde esin kaynağı oluruz

DEĞERLENDİRME:

15-75 : Dünya klas ya da standartında olmayı bir süre unutun. Değişim için uzun süreli bir stratejiye gereksinmeniz var. Sağlıklı bir toplam kalite programı geliştirmeyi deneyin

75-100 : Örgütünüz epey yol almış durumda ama hala dünya sınıfı olmanın çok gerisinde. Sıkı bir iyileştirme sürecine girmenizin yararı olacaktır

100-125 : Örgütünüz dünya sınıfı olma yolunda iyi bir ilerleme göstermektedir. Tüm performansınızdaki açıkları bulmak ve gidermek için sıkı çalışın. Bu konuda daha radikal yeniden değişim (re-engineeering) girdilerine gereksinmeniz olabilir.

125-169 : Örgütünüz tamamen bir dünya standartlarında dünya sınıfı örgütüdür. Elit bir takımın üyesi olmaktan gurur duyabilirsiniz . Ancak, gevşekliğe düşmemelisiniz : Bu yüzden dünya sınıfında kalmak için pedalları çevirmeye devam etmelisiniz.

Bu Standartları bir de Türkiye Uygulamaları Açısından Kalitatif Değerlendirin !

Ulusal firma veya markalarımızın küreselliği konusunu eleştirebiliriz ama bazı dünya markaları da sütten çıkmış ak kaşık sayılmaz. Burada marka ve sektör ismi vermeyeceğim ama bazı tanınmış çok uluslu firmaların inanılmaz tutum ve davranışlar içinde olduklarını gözlemliyorum. Sözde toplam kalite ve müşteri odaklılık anlayışını benimsemiş olan bazıları, promosyon diye tüketicilere değersiz asıl ya da yan ürünleri veriyorlar. Bazıları daha karmaşık ilişkiler içindeler. Gelişmekte olan ve azgelişmiş ülkelere sözde kalite mührü (quality seal) olan kartonlarda fabrika arızalı ürünleri göndermekten çekinmemektedirler. Kuşkusuz, bunda bizim herşeyi çok bilen bazı satın almacılarımızın ve onlara güvenen patronların günahı çok büyük. Tüketici farkına varmazsa , arızalı ürünü alıp , kısa zaman sonra bozulunca ya da farkına varınca , mağazalara geri dönüyor ve bu süreçte hem dürüst perakendeciler hem de tüketiciler, inanılmaz zaman ,enerji kayıpları ve psişik maliyetlere (eziyet,stres,düş kırıklıkları,iş zamanını kaybetkme,tansiyon yüksekliği vb) katlanıyorlar. Aslına bakılırsa, bu tür uygulamaların değişik sektör ve ürünlerde giderek artışı ülkemize büyük zaman kaybettirmektedir. Yine, bu dünya markalarından bazıları, ülkemizde dağıtım kanallarının, gri/paralel/korsan vb ithalat ile desteklenen , dağınık olarak yaşamasını adeta teşvik ederek , perakendeci ya da toptancı bayileri birbirine kırdırıyor. Bir başka deyişle , “böl yönet” politikası izliyorlar. Böyle sektörlerde çalışan dürüst firmalar ise, dünya markaları ile sağlıklı ve uzun vadeli stratejik işbirlikleri geliştiremiyorlar. Oysa, zamanımızda “rekabet”, artık markalar ve firmalar arasında değil tedarik zincirleri arasındadır. Bunu , o dünya markaları da iyi biliyor ama galiba onların da işine gelmiyor. Bütün bunların sonucu, dağıtım kanallarında aracıların sayısı artıyor,tüketicilerin alınteri ile kazandığı paralar boş yere parazit aracılara gidiyor. Her ne kadar, hiçbir tüketici temelde gıda maddesi ,barınma ve ısınma dışında hiçbir şeyi satın almaya mecbur değilse de, “dünya markası” diye ortaya çıkan bazılarının yaptıkları ince ayak oyunları karşısında ya da “hırsızın hiç mi günahı yok” desek teşbihte hata olur mu?.

Kıssadan Hisse: sadece bizim markalarımızın değil bazı dünya markalarının ,daha doğrusu bu markaları yönetin insanların !, insanlık ,vicdan ve etik yolunda daha alacakları çok mesafe var !


Faruk Türkoğlu,Dünya Şirketi Olmak,Dünya, 8.03.2004

Michael R. Czinkota and Ilkka A.Ronkainen,Forth Worth,TX; Harcourt College Publishers.2002
Ömer Baybars Tek., Pazarlama İlkeleri., Global Yönetimsel Yaklaşım;Türkiye Uygulamaları, İstanbul:Beta basım Yayım Dağıtım A:Ş,1999)
Ömer Baybars Tek., Perakende Pazarlama Yönetimi,İzmir: Üçel Matbaacılık,1984)
Philip R.Cateora ve John L. Graham., International Marketing, N.Y; Irwin; McGraw-Hilll,Inc.,10th.ed.,1999
Pınar Süral Özer.,Benchmarking.,İzmir:Vizyon Yayınları,1999),ss.91-93 ve 110-119
Richard M. Hodgets,Fred Luthans,Sangs M.Lee, “New Paradigm Organizations: From Total Quality to Learning to World Class, Organizational Dynamics.,Vol.32 (Winter 1994)
Steeve Smith,World-Class Competiveness, Managing Service Quality, Vol 5 No:5 1995,ss.36-41
Tom J. Peters ve Robert H. Waterman ,In search of Excellence (1982) (NY;Warner Books.,1982)
Vern Terpstra and Ravi Sarathy., International Marketing, 8th.ed., Orlando,FL; The DrydEn Pres, 2000,s.262-266
“100 Dünya Markası arasında Olmak İçin Markanızın Değeri 2.1 milyar dolar olmalı”,(Capital,Eylül 2004 2004/9 s.34 )


AMBULANS TAKİPÇİLERİ

29 Ekim Cuma 2004 Bugün

Geçenlerde , sitemde “Ambulans Takipçileri” başlıklı bir yazı yazacağımı duyurmuştum. Bu başlıkta, sanıyorum, birkaç kişi daha önce yazı yazdı. Bunlardan en son rastladığım , Dünya Gazetesi'nde Berna Sağlam'ın bu haftaki Yine Ambulans Takipçileri başlıklı bir yazısıydı. Konuyu üç yıl kadar önce işlediğini söyleyip, bir daha vurgulamak üzere kaleme almış. Dolayısıyla,benim başlığımı ve basında bu konuda daha önce yazılmış diğer yazarların yazılarını vb görenler, bayat konuyu işlemiş diye hemen bir hüküm verebilirler. Genelde böye bir şey yapmam.

Bugüne kadar basında çıkanlar, bildiğim kadarı ile, benim bugün ele alacağım konudan farklı bir olguya değinmişlerdi. Benim de kuşkusuz katıldığım bir olgu ! Bizim ülkemizdeki kendini açıkgöz sanan trafik maganda ve hastalarının (fırsatçı enfeksiyonların) ambulanslara yol açmaması ve açılan sol şeritte hızla gitmekte olan ambulansın peşine yine aynı hızla takılıp, trafik sıkışıklığında kendilerine avantaj sağlamaları…

Yoğun trafikte bir tek arabalık yer kapmak için her türlü cambazlığı yapıp her türlü riski alan gözüdönmüş kişiler ya da fırsatçı enfeksiyonlar böyle ballı börekli bir ambulans yolu açıldığında arkasına takılmazlar mı? Tam onlara göre…Ne yazık ki bizim gibilerin böyle yazıları bu gibilere pek ulaşmıyor….Zaten rastgele ulaşsa da onlar ya görmezler ya okumazlar ya da okusalar da anlamazlar,anlamazdan gelirler veya aldırmazlar…

Bu vesile ile şunu düşündüm ; “Çok gezen mi çok okuyan mı bilir” misali..Galiba ikisi de birbirini tamamlayıcısı…Bu Ambulans Takipçiliği sözünü, 1970 yılında Amerika'da master öğrencisi iken duymuş ve dolayısıyla belleğime atmıştım. Bir kültürün içinde yaşamış olmak ve o kültürün dilini iyi anlamak ,konuşmalardaki nüansların,beden dilinin, alışılmadık farklı deyimlerin daha çabuk farkına varılmasını çok kolaylaştırmakta. Bu biraz da kişisel ilgi ,dikkat ve merakla birleşince böyle olmakta. Benim de Ambulans takipçileri sözünün farkına varışım böyle bir şey.

“ilk ben değindim,ilk ben yazdım,ilk ben söyledim vb ” gibi duygular insanoğlunun bazen haklı ve insani bir duygusu. Bir başkası çıkıp da sizin ilk yazdığınız ,ilk söylediğiniz ,ilk önerdiğiniz , ilk düşündüğünüz şeyi ortaya attığında, adeta rüzgarınız çalınmış gibi hissedebilirsiniz. Bu da insani ve normal bir duygudur. Dilerim benim bu başlığımı giörenler böyle bir duyguya kapılmazlar. Yıllar sonra farkına varıyorum ki fikir dünyasında ilklik yarışı çok sınırlı bir kapsama alanı olan bir olgu..Hatta ilklik yarışı diye bir şey yoktur desek o bile doğru.. Sadece Tanrının verdiği gözlem kabiliyeti ile,başka kültürleri görebilmiş olma , birçok filmi izlemiş ve birçok kitabı okumuş olma ,bazı şeyleri başkalarından önce görmüş ve/veya önce dile getirmiş veya yazmış olma şansları vardır. Yine de tanrı herkese ,herşeyi, her zaman ilk görme gibi bir kabiliyet vermemiştir. Bu bazen aynı koşullarda birimiz bir şeyi görür bazen diğerimiz görmeyebilir. Kimseninm de ilklik telaşlarına kapılmasına gerek yoktur…Bu dünyada ,fikir dünyasında, gezenler, sanırım hepimiz, bir şeylerin bir ucundan tutmaya çalışarak ,topluma bazı mesajlar vermeye çalışıyoruz. Altı yaşında kişiliği oluşan insanlar, ne kadar değiştirilebilir ,nasıl değiştirilebilir burada tartışma yeri değil ama bizler içimizden gelen sesle devam ediyoruz .

Gelelim AMBULANS TAKİPÇİLERİ'ne.. Bu deyim Amerika'da avukatlar için kullanılır? Nasıl mı? ABD'de hastahanelere kadar ambulans takip edip ,oralarda kafeteryalarda karargah kurarak , trafik kazaları ya da başka nedenlerle hastaneye düşenlerin yakınlarına yanaşıp, varsa davalarını almak için iş bulamayan avukatlar ya da iş avcılığı peşinde koşan avukatlara takılan sıfattır.

Paul Newman'ın ünlü The Jury filminde de alkolik ve işsiz avukat jön Newman tanımadığı bir cenaze evine gidip , sandalyelerden birine oturur. Sonra,yanında hiç tanımadığı cenaze yakınlarından birine kartını vererek, dava için müvekkil adayı arar ! Ambulans takipçiliği ile ilgili hazin çok hazin sahnelerden bir başkasıdır bu…

Bu bağlamda ,bana göre hukuk fakültesi mezunu ve büyük hukukçu ve roman yazarı John Grisham'ın RAINMAKER kitabında Ambulans Takipçileri'ne çok nefis dokundurma vardır. Romanın kahramanı avukat da , Ambulans Takipçiliği bağlamında hastane kafeteryalarında av aramakla görevlendirilir…Orada tanıştığı ve sonra deli gibi aşık olduğu ,aile içi şiddete maruz kalmış bir genç bayan onun kaderini değiştirecek ve uğruna avukatlık mesleğini sonuna kadar bırakmaya kadar götürecektir.

Bu arada ,roman kahramanı , çok trajik bir olayı da anlatır. Bir gün bir okul otobüsü (School Bus) dereye yuvarlanır, aileler medya ve bir sürü insan oraya koşuşur. Aynı zamanda bir araba avukatlar ordusu ya da AMBULANS TAKİPÇİLERİ de , derede canhıraş feryatlar içinde hayat memat mücadelesi veren çocuklar ve mahvolmuş ailelerinin koşuşturduğu ortamda, dava verecek müvekkil adaylarının (!) üzerine leş kargaları gibi üşüşmeye çalışmaktadır. Bizim Grisham'ın avukatı , bir daha böyle yerlere gelmemek üzere, vaka mahallini ebediyen (!) derhal terkeder.

HAZİN VE DÜŞÜNDÜRÜCÜ BİR KONUDUR BU. ASLINDA İNSANLIĞIN BÜYÜK BİR DRAMIDIR DA…SEN HUKUKÇU OL VE ACZE DÜŞMÜŞ ACILI İNSANLARIN DERDİ TAM DORUK NOKTASINDAYKEN ZAAFLARINDAN YARARLANIP, DAVA KAPMAYA BAK…

GERÇİ BİZİM ÜLKEMİZDE , BU AMBULANS TAKİPÇİLERİNi SULU DEREDEN ALIP SUSUZ DERECEYE GÖTÜRECEK,ONLARA TAŞ ÇIKARTACAK NİCE HUKUKÇULAR GÖRÜYORUZ…YANİ ONLARIN AMBULANS TAKİPÇİLERİ BİZİM MAHALLENİN HUKUKÇULARINDAN BAZILARININ ELİNE SU BİLE DÖKEMEZLER !

İşte HUKUK ! İŞTE MÜVEKKİLE MÜŞTERİ MUAMELESİ…AMA BENİM PAZARLAMA ÖĞRETİLERİMDEKİ VE İNANAN MESLEKTAŞLARIMIN BİLDİĞİ ,ÖĞRETTİĞİ ANLAMDA “MÜŞTERİ” MUAMELESİ DEĞİL.”YOLUNACAK KAZ” ANLAMINDA MÜŞTERİ MUAMELESİ.. HİÇ OLMAZSA AMERİKA'DA BAZI AVUKATLARIN REZALETLERİ KIYASIYA ELEŞTİRİLEBİLİYOR BİZ DE İSE O BİLİNÇ TAM GELİŞMEMİŞ VE BİR DE MEMURA HAKARET , MESLEĞE HAKARET HA ! OLAYI VAR…OYSA, TAM TERSİ,DOST ACI SÖYLER MİSALİ, MESLEĞİ YÜCELTEN ELEŞTİRİLERDİR BUNLAR…HAKKIN , HUKUKUN ÇOK TARIŞMALI OLDUĞU ,KİMSENİN KURAL KANUN OTORİTE TANIMADIĞI ÜLKEMİZDE AMBULANS TAKİPÇİLİĞİ KONUSU SADECE BİZİM GİBİ NAİVLERİN DÜŞÜNDÜĞÜ FANTEZİ GİBİ KALIR ! BAKSANIZA HÜRRİYET'TE ÇIKAN AVUKAT MİLLETVEKİLİNE 2 TRİLYONU AZ BULMUŞ 200 TRİLYON İSTİYORMUŞ ! HAKKIDIR….ÇOK EMEK VERMİŞ..

ASLINDA KONUN UCU TÜRKİYE'DEKİ HUKUK FAKÜLTELERİNDEKİ EĞİTİM DÜZENİNE KADAR GİTMEKTEDİR AMA O AYRI BİR KONU…

Devamını oku...

Çevre Koruma

KUZU POSTUNA BÜRÜNMÜŞ KURTLAR MI?

TÜRKİYE'DE DERNEK VE VAKIFLARLA İLGİLİ değerli meslekdaşım ve dostum AR.GÖR (BUGÜN Yrd.Doç.Dr. PINAR SÜRAL ÖZER ile dört yıl önce ayrıntılı bir araştırma yapmış ve sonuçlarını DÜNYA GAZETESİ'nde yayınlamıştım. O YAZIYI AŞAĞIYA KOYUYORUM. YAZI SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİNİN NASIL DÖKÜLDÜĞÜNÜ AÇIKCA GÖSTERMEKTEYDİ.

BUGÜN TÜRKİYE'DE DERNEK ,VAKIF VE BAĞIŞ TOPLAYAN KURULUŞLARIN ARTIK ÇOK SAYDAM OLMASI VE KAMUOYUNA VE TÜM PAYDAŞLARINA YETERİNCE AYRINTILI AÇIK VE DOĞRU ZAMANLI BİLGİ RAPORLARI SÜREKLİ OLARAK VERMESİ GEREKTİĞİNE İNANIYORUM. BUNUNLA İLGİLİ YAZIMI SONRA YAZACAĞIM.

TEMA VAKFI

www.tema.org.tr YETKİLİLERİNE

Ve bir gün eşiyle birlikte Ankara uçağında yanyana düşüp iki satır konuşuğumuz

SAYIN HAYRETTİN KARACA'ya

SORUYORUM !

DOĞRU MU? HABERİNİZ VARMI ?

BAŞKA YER Mİ BULAMADINIZ MI GOLF SAHASI YAPMAK İÇİN ?

İÇİNİZDE BİR TRUVA ATI MI VAR?

SORGUN ORMANI'NDA golf sahası yapmak için 1400 dönümlük arazideki 100.000 orman ağacının kesilmesi gerekiyormuş.

Bu konuda İLGİLİ VATANDAŞLAR TEMA VAKFI'na da başvurmuşlar: Kimse ilgilenmemiş. Ayrıca da Tema Vakfı'nın Antalya temsilcisinin de bu golf sahası yaptırma işinin içinde olduğu söyleniyor.

EĞER BU DOĞRUYSA VE TEMA YETKİLİLERİNDEN BU konuda doyurucu ve doğru bir cevap alamazsam , bundan böyle MEHMETÇİK VAKFI dışında, HİÇBİR ORMAN YA DA BAŞKA VAKFA HİÇBİR BAĞIŞTA BULUNMAYACAĞIM VE DE TANIDIĞIM BİNLERCE KİŞİYE DE BUNU DUYURACAĞIM.

KENDİNİZE GELİN BEYLER….NAPIYORSUNUZ?

“SİVİL TOPLUM KURULUŞLARI VE TOPLUMUN SESİ”

Demokrasilerde “temsil edilme“ ya da “sesini duyurma” vatandaşların en temel haklarından biridir. Ancak bu hakkın sağlıklı ve etkin bir şekilde gerçekleştirilmesi için üstüne düşeni yapmak da aynı vatandaşların bir ödevidir. Cumhurbaşkanımız Sayın Süleyman Demirel , millete moral vermek için sürekli aksini terennüm etse de, Susurluk ve diğer çeteler,Marmara depremi,Kızılay'ın ve Sivil Savunma'nın durumu,ülkeye zaman ve enerji kaybettiren hasta ruhlu mağara devri mürtecileri, Ahmet Taner Kışlalı hocanın katli, milletvekillerinin kıyak emeklilik çabaları,ilkokul çocuklarının öğretmen istemeleri yüzünden yargılanmaları, Çakıcı'nın ise sorgulananaması, değerli İçişleri Bakanımız Sadettin Tantan'ın ayağına konulmaya çalışılan taşlar vb gibi olayları yaşamış ve yaşarken, AGİT başarısı ve AB adaylığı da olmasa yeni milenyuma hiç güvenli olarak giremeyecektik. ?

Bütün bu olup biten olumsuzluklara karşı , toplumun sesinin yeterince etkin olabildiğini söylemek zordur. Kuşkusuz , 1990'lı yıllarda, ülkemizde toplumun sesi eskiye göre biraz daha fazla duyulur olmuştur. Ama sıklık, nitelik ve etkinlik açısından ağırlık yine de medyada ve hatta askerdedir. Üniversitelerimizde toplumsal sorunlarla bireysel olarak uğraşan çok değerli yöneticiler, bilim adamları bulunmakla birlikte, toplu sesler artık duyulmamakta ya da çok az duyulmaktadır. Bir Kışlalı olayında kaç üniversite ne denli yeterli tepki gösterebilmiştir ?

Halk olarak, hala çevremizde olup bitenlere karşı proaktif müdahale bir yana, adam gibi reaktif bir davranış bile gösteremiyoruz . Normal parlamenter sistemlerde ve ileri demokrasilerde vatandaş sesini duyurma hakkının gerçekleştirilmesi ödevini milletvekillerine ve hükümetlerine bırakıp nisbeten rahat uyuyabilir. Kaldı ki, o demokrasilerde bile halk seçtiği temsilcilerin peşini hiç bırakmaz. Bizim gibi ülkelerde ise, vatandaş genellikle seçtiği kişileri, olsa olsa cılız bir sesle, kendi arasında, eleştirir ya da temsilcilerinin çözemediği veya çözmek istemedikleri sorunları medya ile askere havale edip gelişmeleri seyretmeyi tercih eder. “Neden böyle” diye sorarsanız, “güvensizlik, korku, kolaycılık, tembellik, bilgisizlik, örgütsüzlük, maddi olanaksızlık, eğitimsizlik,örgütsel yönetim ve yönetilme beceriksizliği,ucuzluk ve belki de kurnazlıktan” desek yanlış olmaz.

Ülkemizde birçok sivil toplum kuruluşu (STK) ve hatta bunların üst örgütü gibi düşünülebilecek bir Türkiye Üçüncü Sektör Vakfı (TÜSEV) ve AKUT gibi istisnai nitelikte bazı kaliteli örgütler bulunmaktadır. Yeni tamamladığımız kısmi bir araştırmanın bulgularına göre , söz konusu örgütlerin önemli bir bölümünde,son derece kaliteli,iyiniyetli ve güzel insanlar görev almış olmasına ve de ülkemizde internet gibi etkin bir iletişim ağının varlığına rağmen, STK'ları şu nedenlerle bağış toplama,sempati kazanma,üye edinme ve fikirlerini yayma vb gibi konularda yeterince etkin olamamaktadır;

  • • STK'ların bir çoğunun misyon ve vizyonları belirsizdir : Hatta yöneticilerin bir çoğu bu kavramları bile bilmemektedirler. Tüm üyelerce kabul görmüş ve gönülden paylaşılan bir misyon ve vizyon ise zaten yoktur.
  • • Toplam Kalite Yönetimi (TKY) anlayışı da henüz girmemiştir. Hatta ISO standartları almış bazı STK veya benzeri kuruluşlarda bile uygulama yetersizdir.
  • • STK'lar kurulur kurulmaz , lider ve/veya yöneticileri sanki örgütlenme süreci olmuş bitmiş gibi bir inanca kapılmakta ama daha kuruluşta “ ruh” eksik kalmaktadır
  • • Yöneticilerin çoğu gerekli yönetim organizasyon (işletmecilik) bilgilerinden yoksundurlar . Buna karşılık, işletmecilik ve yöneticilik bilgilerini gazete kültürü ve el yordamıyla, yüzeysel ve yarım yamalak uygulamaya çalışmakta ama istenen başarıyı elde edememektedirler.
  • • STK' ları “öğrenmek için örgütlenememekte ve örgütlenmek için de öğrenememektedirler”.
  • • STK'ları konularındaki uzman ve danışmanlardan yararlanmak istememektedirler.
  • • Çoğu çağdaş iletişim olanaklarından yoksundurlar. Çoğunda bir “telefon yönetimi” bile yoktur.
  • • Üyelerin çok azı birbirini tanımakta ve aralarında etkin iletişim bulunmamaktadır.
  • • STK'larının çoğu hedef kitlelerini ve onların istek ve gereksinimlerini ve hatta kendi çalışanlarını bile yeterince tanımamaktadırlar. Bu nedenle işbirliği sağlamakta ve hızlı harekete geçmekte zorlanmaktadırlar. Bir başka deyişle , STK'larda “müşteri odaklı modern pazarlama anlayışı ve pazar yönlülük” çok zayıftır. Bunun için de “hedef kitlenin önem verdiği uzun vadeli toplumsal değerler yerine kendilerinin önemli saydıkları değerler” üzerinde durmaktadırlar.
  • • STK'ların başarısı yöneticilerin ve/veya liderlerin başarısına odaklı olmaktadır. Ancak her yönetici liderlik becerilerine sahip değildir.
  • • STK'larda paylaşılan vizyon,örgütsel hafıza ve kurum kültürü yetersizdir.
  • • STK yöneticilerinin çoğunun işletmecilik ve yöneticilik eğitimi yoktur. İşletmecilik eğitimi almış ve yöneticilik deneyimi olan kişilerin başkanlığındaki örgütler nisbeten daha iyi çalışmaktadırlar.
  • • STK'larda karar alma mekanizması iyi çalışmamaktadır.
  • • Hemen hepsinde profesyonel yönetim ve yönetici de bulunmamaktadır.(Hatta yasayla düzenlenmiş bir şirket türü olmasına karşın, bir anlamda STK sayılabilecek birçok emlak koperatifinde bile profesyonel yönetici bulunmaması ve üyelerden bazılarının kooperatifleri maddi manevi kişisel çıkarları için kullanmaları ortaya çıkan binlerce anlaşmazlıkların baş nedenidir)
  • • STK'larda takım ruhu yerleşmemiştir. STK faaliyetlerinin çoğu bir iki kişinin sırtında kalmaktadır.
  • • İşadamlarının kurdukları STK'ları nisbeten dah etkin çalışmaktadırlar ama onların da birçok sorunları vardır.
  • • STK'larının çoğu “hedef saptama ,karar alma ve iletişim ve işbirliği” gibi üç yönetim “becerisi ile başarı için gerekli olan “farklılık, yenilik ve hız” gibi faktörlerin gerçekleştirilmesinde geri kalmaktadırlar.
  • • Benzer amaçlı kurulan bazı STK'ları arasında ise anlamsız bir rekabet yaşanmaktadır.
  • • STK'ların çoğunun uzun vadeli stratejik planları yoktur.
  • • Tüketicinin korunmasına ilişkin dernek ve vakıfların çoğu da benzer sorunları yaşamaktadırlar. Dolayısıyla ülkemizde gerçekten ses getiren kitlelere malolmuş tüketici dernekleri yoktur.
  • • STK'ların kendilerini tanıtmada da büyük sorunları bulunmaktadır. Halkla ilişkiler faaliyetleri bilim dışı olup zayıftır. Bu nedenle de ciddi güvenilirlik sorunları yaşamaktadırlar.
  • • STK'ların bir bölümüne güven olmadığı için, yapılan bağışların amacını gerçekleştireceğinden kuşku duyan bireyler bunlara katkı sağlamakta çekimser kalmaktadır .
  • • Vatandaş kamuya yararlı -aslında hepsinin kuramsal olarak yararlı sayılması gerekir!- derneklere üye olmamaktadır.
  • • STK'ların üye sayısının az oluşu maddi olanaklarının sınırlı olmasına yol açmaktadır. Çoğunun bina,araç, gereç sıkıntıları bulunmaktadır.
  • • Üye olanların ise bir bölümü vitrin dernekçiliği ile uğraşmakta, bir bölümü de yeterince çalışmak bir yana aidatlarını bile ödememektedir.

Aynı vatandaş, örneğin bir sorunla karşılaşan tüketici, tahsil düzeyi de fark etmez,başı sıkışınca, hemen aslan kesilip, daha önce üye olmadığı tüketici derneklerine,gazete ve TV'lerin tüketici köşelerine başvurup hak aramaya ,sesini duyurmaya kalkar. Gerçi eski davranış biçimlerine göre bu da bir ilerlemedir. Ama güzel olmayan, vatandaşın yalnız kendi başına bir şey gelince (!) hak aramaya ve sesini duyurmaya kalkışmasıdır. Bir bölüm vatandaş kendi çıkarı zedelenmediği sürece “bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” zihniyeti ile davranmaktadır.

Yine, örneğin,vatandaş bir yandan polisten güvenliğini sağlamasını istemekte, öte yandan trafik kontrolleri,otel,eğlence yerleri vb baskınları artınca feryadı basmakta, yandaşı olduğu bazı siyasi partilerin içinde yuvalanmış çete işbirlikçilerine başvurmaktadır. Bunlar da,çeteci olmasalar da partizanlık yüzünden, içişleri bakanı kendi hükümetlerinden olsa bile,bütün polisleri (!) sanki ne yaptıklarını bilemezlermiş gibi, haksız davranmakla suçlamaktadırlar. Eğer, örneğin İçişleri bakanı pes eder ve polislerinin hızını keserse ,bu kez sayısı az da olsa, bir kısım polis “madem öyle biz de işimizi biliriz” diye mücadele verdiklerinin cephesine geçmektedirler ! Kuşkusuz, polisin görevini yerine getirmesinden rahatsız olanlar ile bunları onaylayan vatandaşlar her zaman aynı kimseler olmayabilir. Ama, böyle bir baskı olduğunda, onaylayan vatandaşların görevi daha büyük bir güçle polisinin yanında yer almaktır. Bunu yapmayanlar “sesini duyurma” ödevlerini yerine getirmedikleri için ileride başka bir hak da talep edemezler. Talep etseler de o polis onları korur mu? ! Bu tür vatandaşlara dürüstlüğün sadece “başkasının parasını çalmamak” demek olmadığı nasıl öğretilecektir ?

Devamını oku...

Satışcılık

SATIŞÇILIK=MÜŞTERİ DANIŞMANLIĞI=MÜŞTERİ TEMSİLCİLİĞİ= SATIŞ TEMSİLCİLİĞİ

İnsan insanın müşterisidir. Ömer Baybars TEK.

Herkesin iki kimliği vardır:Biri satıcı biri alıcı.Bu iki kimliği en uygun şekilde bağdaştırabilenler iyi insan olmanın yolunu bulmuş demektir. Ömer Baybars TEK

Satış elemanları gerçek zaferlerini sahada satış ziyaretlerinde değil ,akşamları otel odalarında geçirdikleri "günün muhasebesi -yarının planlaması" saatleriyle kazanırlar.Ömer Baybars TEK

Herkes bir şey satarak geçimini sağlar. R.L.Stevenson

BEBEK YÜRÜTEÇİ SATIŞ YÖNETMENİNİN MÜŞTERİ ZİYARETLERİ

ZİYARET I.

Bir süre önce bebek eşyaları pazarlayan MYBABY şirketinin satış yönetmeni KAYA TİTİZ iki aylık bir satış turundan döndü. Bu turun amacı büyük zincir ve departmanlı mağazalara bebeklerin yürümesini hızlandıran ve parmak uçlarını zedelemekten koruyan,hafif alimünyum alaşımlı yeni bir yürüteç (walker) markasını tanıtmak ve sipariş almaktı.

Seyahati tamamlandığına göre artık bu seyahatteki başarı ve yanlışlıklarının muhasebesini yapma zamanı diye düşünüyordu. Böylece bunlardan yeni bir şeyler öğrenme olanığı bulabilirdi. TİTİZ bey performansını geliştirmek için her defasında satış sunuşları sonrasında kafasından bir OTOPSİ yapardı. Bir satışı kaybettiğinde çoğu kez orada bir yanlışlık yaptığını keşfederdi.

Genel olarak, bu seferki seyahati başarılıydı.Yine de yaptığı iki hata özellikle canını sıkıyordu. Bu iki hatayı da İstanbul'da iki büyük zincir mağazanın merkezi satın alma bürolarında yapmıştı.

İlk büroda çocuk mobilyaları satın alma sorumlusunu görmekte bir sorun yaşamamıştı. Bir öğleden sonra yaklaşık 13.30 da randevusuz olarak bir showroom'a alınmıştı. kısa bir süre sonra sportmen görünümlü genç bir adam gelerek kendisini satınalma meneceri yardımcısı ALPER KESKİN olarak tanıttı ve menecerin yerinde olmadığını söyledi. Ama kendisinin satın alma yetkisinin olduğunu ve ürünü görmek istediğini söyledi.

Satış yönetmeni TİTİZ bey YÜRÜTEÇ'i satarken ürün yaklaşımı uyguluyordu. Başka bir deyişle , müşterinin (alım sorumlusunun) kişiliğine göre yürüteçi eline uzatıyor veya ortaya bırakıyordu. O sırada da yürüteç'i hiçbir şey söylemeksizin uzattı.

Alper bey ürünü dikkatli bir şekilde inceledikten sonra “fiyatlarınız nasıl?'diye sordu.

TİTİZ bey, “Perakende fiyatı 11.686.500 TL, kapıya teslim sizin maliyetiniz 6.982500 TL ve (2/10 NET 30) yani 1 aylık ödeme süresi tanıyor,10 gün içinde ödenirse 30 gün sonra ödeyeceği net tutar üzerinden %2 iskonto sağlanacak.

ALPER bey “Bana göre bu 7.350.000 TL'lik bir kalem. Ne kadar zorlarsan zorla, asla 11.686.500 TL'den gitmez. Kapınızdan teslim 4.410.000'den bir kuruş fazla vermem.Bu son fiyatımdır”.

TİTİZ bey“ Neden 7.350.000'den perakende satmak isteyeceğinizi tabii ki anlayabilirim . Çünkü ben de isterdim. Size bu fiyattan verebilmeye can atardım. Ama maliyetler yüzünden yapamam. Şu bilyeli yataklı ayak tekerleği büyük miktarlarda alındığında bile 1.323.000 TL tutuyor. Aluminyum borular ise ucuz değil. Bu tüpler için alabildiğimiz en düşük teklif ambalajsız 5.806.500 TL idi. Ben de bu malı ilk gördüğümde aynen sizin gibi reaksiyon gösterdim. Bu 7.350.000 'lik bir maldır ve daha fazlaya satmaya çalışmanın hiçbir anlamı yoktur gibi. Fakat sonradan gerçekten aldandığımı anladım. Bu mal hem sizin kendi mağazalarınızda hem de rakibiniz CEYLANSTOR mağazalarında 11.686.500' satılmaktadır. Menecerlerinizden çoğu doğrudan doğruya sattık ve izlenimleri çok olumlu. Örneğin, İzmir'deki meneceriniz Levent bey,belki inanılacak gibi değil ama bilginiz için söylüyorum, geçen ay 36 adet sattı.Yine aynı şehirdeki CEYLANSTORE geçen 8 ay içinde 480 adet sattı. Dolayısıyla ,bu fiyattan satılacağı açıkca kanıtlanmış oldu. bana göre bu özellikle malın albenisinden kaynaklandı. Bu mal sergilendiğinde insanları gerçekten kendine çekmekte, özgün bir mal...

Alım sorumlusu ALPER bey “Kaça satarsa satsın beni ilgilendirmez. ben sadece 4.410.000 kâât veririm o kadar ! ”

TİTİZ bey“ Ama bu sizin kendi mağazalarınızda bile bu fiyattan kendini kanıtlamış bir mal. Size onun satış albenisinden daha iyi daha ne gibi bir kanıt gösterebilirim ki ? ” TİTİZ bey içine düştüğü hayal kırıklığı yüzünden artık adeta yalvarıyordu.

“ Bu beni ilgilendirmez. İşlerim var gitmem gerekiyor. İyi günler dilerim !”

TİTİZ bey , o sırada ALPER bey ile yanlış frekansa girdiğini ve kişiliklerinin çatışır gibi olduğunu anladı. Satış girişimi sırasında fiyat ya da diğer koşullar ne olursa olsun bu yürüteçi satın almayacağını hissetti. Fakat derdinin nedenini teşhis edemiyordu. nerede hata yapmıştı? (İBRAHİM TATLISES'in ALLAHIM BEN NEREDE HATA YAPTIM ? şarkısını hatırladı...) Bu konuda aklından çeşitli varsayımlar geçirdi ama yine de benzer alıcılara bundan sonraki satış çabalarında kendine yardımcı olacak bir şeyler çıkaramadı.

SORU: Bu vakayı analiz ederek tartışınız ve önerilerinizi sıralayınız.

Not: BU VAKA PROF.DR.ÖMER BAYBARS TEK tarafında adapte edilmiştir.Kaynağı ve Her hakkı saklıdır. Ticari bir amaçla kullanılamayacağı gibi ,kişisel veya grup içi eğitim kullanımları için mutlaka faks ile yazılı izin alınması gerekmektedir.Faks numarası isteyenler e-posta ile başvurabilirler.

Devamını oku...

SÜPERMARKETLER

Aslında bu Buton yalnız süpermarketler için tasarımlandı. Ancak, bir süre için bu Buton altında süpermarketler yanında bölümlü mağazalar,zincir mağazalar , franchising kuruluşları vb tüm organize perakendeciler ile klasik perakendeci kuruluşlardan söz edeceğim.

"Süpermarket" sihirli bir kelime, sihiri de “süper” yani “üstün” sözcüğünden ve bu sözcüğün yarattığı pozitif ve fantastik çağrışımlardan kaynaklanıyor. Tabii işin bir başka yönü de var. Süpermarket kelimesinin etimolojik kökeni : Kelimenin ortaya çıkışı ABD'de 1930'lı yıllarda aktör ve aktristlerin geçim uğruna ( herıld yani :))! ) bu işe yatırım yapmaları sonucu ortaya çıkmıştır. Artist ve aktrisler süperstar ya..İşte öyle bir şey…

Tabii bu kavram Türkiye'ye çeyrek asır öncesi girmeye başladığında , mobilyacısından bakkalına kadar, herkes tabelalarını bu sihire kapılarak değiştirdi…Keşke tabela değiştirmekle kişilikler,felsefeler ve daha bir çok değişebilseydi…Hatta modern bakımlı görkemli marketler inşa ederek , cafcaflı laflar ederek , parlak sloganlar kullanarak değişebilseydi…Yine de , Türkiye süpermarketçilik ve organize perakendecilikte birçok ülkeyle bile kayıslandığında önemli adımlar attı. Ama bizim de tarafsız bilim sorumlusu olarak görevimiz ya da işimiz , onları izlemek, şarlatanlar ve şarlatanlıklar varsa , onları ifşa etmek, gerekirse eleştirmek,gerekirse kutlamak ve motive etmek…Bir anlamda gönüllü watchdog'luk etmek…

Süpermarketler ile ile ilgili yazılarımın bir kısmı Mağazacılık butonu içinde yer alıyordu. Bundan böyle burada görünecek…

MARKETLER VE SÜPERMARKETLER:

BİRAZ DAHA BİLİNÇLİ VE SORUMLU KONUŞALIM LÜTFEN !

Gün geçmiyor ki , sektörden bir üst düzey yönetici çıkıp , başka firmaların pazarlama uygulamaları hakkında olumsuz ve kuşku dolu sözmler etmesin.. Geçen gün Tansaş Genel Müdürü Servet Topaloğlu “önce fiyatları artırıp sonra indiriyorlar”.. diyordu.. Yine bir iki önemli marka bal üreticisi yaptığı reklamlarda merdiven altı balların büyük marketlerde satıldığını çarşaf çarşaf duyuruyor… Bugün (4.Ekim.2004) . Yaşar Holding YK onursal başkanı Selçuk Yaşar'ın damadı NKM GIDA patronu Nedim Kalpaklıoğlu merdiven altı zeytinyağ ürünlerini marketlerde kendi markası ile yanyana satıldığını duyuruyor.

Tüm bu olaylarda üç önemli nokta var:

  • • Gerçekten bunlar yapılıyorsa bunlar suç mudur? Suçsa , buna kim el koyacak? Bizde malumbazı uyanık işadamlarınca benimsenen “ekonomik suça ekonomik ceza" diye bir safsata yaygındır!
  • • Bu suçlamalarda bulunanlar “MARKET” deyince neyi kastediyorlar? Çünkü ülkede cehalet ya da alışkanlıktan ötürü , sap ile saman bakkal ile süpermarket , küçük yerel süpermarketler ile büyük ülkesel süpermarketler hepsi aynı sepete konulup karıştırılıyor. Bakkal kardeş de kendine "market" diyor. Halk da bakkala "market" diyor...O halde soru şu : Merdiven altı ürünler hangi tür marketlerde satılmaktadır? Bunu açıklamak iddiayı yapanlara düşer.
  • • Eğer bu”merdiven altı ürünler” tanınmış büyük ülkesel ya da yerel süpermarketlerde satılmıyorsa ,o zaman öncelikle bu marketlerin ortaya çıkıp iddiada bulunanı ispata davet etmeleri ve kendilerinin bu tür ürünleri satmadıklarını ilan etmeleri gerekmez mi? Örneğin,"TANSAŞ'ta böyle şeyler olmaz” gibi sloganları hem Tansaş'ın hem de diğer süper ve hipermarketlerin ortaya çıkıp söylemeleri gerekmez mi?
  • • Eğer iddiada bulunanlar “market” ile “üpermarket”i,bakkal ile süpermarketi vb karıştırıyorlarsa , onlar da doğrusunu öğrensinler ya da doğru konuşsunlar. Kelimelerin , kavramların doğru kullanılmasının ne kadar önemli olduğu acaba bu olaylar da bir kez daha ortaya çıkmıyor mu? Kuşkusuz , bu konuda gerekli düzenlemeleri yapmayan ticaret odalarımızın ve DİE'nin de büyük kabahati var.
  • • Daha dün sayın Tarım ve Köy İşleri bakanı 2005 için gıda güvenliğinde önemli gelişmeler olacağını müjdeliyordu..İnşallah iyi klavuzlar ya da danışmanlar edinerek bu işe başlarlar..
Devamını oku...

Lütfen 1 dk.

DEĞERLİ OKURLAR, LÜTFEN ÇEVRENİZDE BU FİKİRLERİ YAYINIZ !

SİZLER DE BURAYA KISA UYARILAR GÖNDEREBİLİRSİNİZ. İSTERSENİZ İSMİNİZLE YAYINLANACAKTIR. İSMİNİZİN YAYINLANMASINI İSTEMİYORSANIZ LÜTFEN BELİRTİN.

1. Medeni ülkelerde bir insan yaya geçidine adım attığı andan itibaren ya da atmışsa araç sürmekte olan insanlar (!) onu görür görmez ne olursa olsun (hatta kırmızı ışıkta bile olsa) hemen yavaşlar ya da dururlar.

Durmayanlar ya da bu etik ve insani bazen de yasalarla zorunlu olan kuralı bilmeyenler, ya şaşkın , ya insan değil ya da magandadırlar . 5 EYLÜL 2004

2. Pencerelerden çarşaf vb silkeleme ancak kırsal alanlarda ve tek katlı bahçeli köy evlerinde belki bir dereceye kadar normaldir. Ama şehirlerde bunu yapmak ya da hizmetçilerin yapmasına göz yummak komşulara saygısızlık ve onların sağlıklarını tehdit edici bir maganda davranışıdır.

Ne yazık ki bu davranışı şehirlerin en gelişmiş ve gelir ve sosyal düzeyi oldukça yüksek semtlerindeki (örneğin az da olsa izmir'de Mavişehir'de) apartmanlarda bile görüyoruz. 30.Ağustos.2004

Devamını oku...

Kişisel İnsiyatif Kulübü

HIZLI BALIK VE KAMPLUMBAĞA

9 MART 2007

176 yıl hayatta kalan KAPLUMBAĞA HARRIET

REFERANS GAZETESİ

Genel Yayın Yönetmeni
Eyüp Can SAĞLIK

Darwin'in kaplumbağası Referans'ın yelkenbalığına karşı

Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.
Dünyanın en hızlı yüzen canlısı, saatte 109 kilometre ile yelkenbalığı.

Bu yüzden Referans Gazetesi Hızlı Balık Ödülleri için sembol ararken sevgili İzmir Tolga'nın da bastırmasıyla hiç tereddüt etmeden yelkenbalığında karar kıldık.
Fakat o gün benim aklımda ikinci bir sembol daha vardı.
Biliyordum, arkadaşlar itiraz edecekti.
Nitekim ettiler ve beni hınzır önerimde yalnız bıraktılar.
Ama ben hâlâ o ikinci sembolün, ekonominin yeni dinamiklerini açıklamak bakımından, en az bizim sevimli yelkenbalığımız kadar önemli olduğuna inanıyorum.
Madem yeni çağın ekonomi paradigmasına en çok uyan yelkenbalığını geçen hafta Türkiye'nin sektörlerinde en hızlı büyüyen 9 şirketiyle paylaştık, o gün içimi gıdıklayan ikinci sembolü gönül rahatlığıyla sizlerle de paylaşabilirim: Darwin'in kaplumbağası Harriet.
Biliyorum tıpkı bizim yayındaki arkadaşlar gibi siz de bıyık altından gülüyorsunuz.
Fakat müsaade edin keyfinizi kaçırmadan size Harriet'in muhteşem hikâyesini kısaca anlatayım.
Belki o zaman ilk bakışta hızlı balık projesinin anti-tezi gibi duran Darwin'in kaplumbağasına neden kafayı taktığımı daha iyi anlarsınız.
Evrim teorisinin babası Charles Darwin'in çok iyi bir tabiat gözlemcisi olduğunu hepimiz biliyoruz.
Fakat kaçımız Darwin'in Avustralya'ya yaptığı uzun seyahatler sonunda Londra'ya dönerken yanında Galapagos Adası'ndan aldığı devasa kaplumbağaları da getirdiğini biliyoruz?
Ben bilmiyordum, ta ki geçen yıl mayıs ayında Darwin'in yıllarca hayranlıkla incelediği bu kaplumbağalardan sonuncusu Harriet'in ölüm haberini alıncaya kadar.
Gerçi 2005 yılında Avustralya Hayvanat Bahçesi'nde yaşayan Galapagoslu bu dev kaplumbağanın 175'inci doğum günü kutlama haberlerini hayranlıkla izlemiştim ama Darwin ile ilişkisi üzerine pek kafa yormamıştım.
Geçen yıl Harriet'in ölüm haberini aldığımda çok saygı duyduğum bir dostu kaybetmiş gibi burkulduğumu hatırlıyorum.
Oysa Harriet hakkında "dünya üzerinde halen hayatta olan en yaşlı hayvan" olması dışında pek bir şey bilmiyordum.
Fakat bir şekilde tam 176 yıl hayatta kalmayı başarmış olması bende saygınlık yaratmasına yetti. Sonra büyük bir merakla hakkında çıkan her şeyi okumaya başladım.
Meğer Darwin Galapagos Adası'ndan Londra'ya dönerken Harriet'le birlikte iki kaplumbağayı daha yanına almış.
Çünkü bu hayvanların yaşama tutunma biçimleri Darwin'i hayran bırakmış.
Öyle ki 1835'te temellerini attığı evrim teorisinin oluşmasında Harriet ve diğer iki arkadaşı üzerinde yaptığı incelemeler çok ciddi rol oynamış.
DNA testlerine göre Harriet'in doğum tarihi 1830.
Zaten bu özelliği dolayısıyla 2005 yılında "dünya üzerinde halen hayatta olan en yaşlı hayvan" olarak Guinness Rekorlar Kitabı'na girdi.
İşte bu özelliği dolayısıyla daha minicik bir bebekken Darwin, Harriet için hayranlıkla "O, türünün ne en güçlüsü ne de en akıllısı ama değişime en hızlı yanıt vereni" demiş.
Değişime en hızlı bir biçimde yanıt vermek..
Benim için kilit cümle bu. Çünkü "Artık büyük balık küçük balığı değil, hızlı balık yavaşı yutuyor" derken bazı iletişim cahillerinin zannettiği gibi kontrolsüz bir biçimde hız yapmaktan bahsetmiyoruz.
Burada hızdan kastedilen, her şirketin tıpkı bir canlı organizma gibi içinde bulunduğu şartlara, rekabet ortamına en hızlı bir biçimde ayak uydurma kapasitesi.
Yani değişime en hızlı bir biçimde yanıt verebilme becerisi.
Daha önce de yazdım. 21'inci yüzyılda büyük şirketlerin hayatta kalma süresi 20'inci yüzyıla göre neredeyse üçte bir düştü. S&P 500 listesinde 50 yıl önce ortalama 35 yıl kalan dünyanın en büyük şirketlerinin şimdilerde kalış süresi 10 yıla kadar düşmüş durumda.
Demek ki büyük olmak tek başına yeterli değil artık.
Eğer şirketlerimizin hem büyümesini hem de uzun yıllar hayatta kalmasını istiyorsak yapılacak şey çok açık.
Bir yandan Referans'ın yelkenbalığı kadar hızlı diğer yandan Darwin'in Harriet'i kadar değişime yanıt verebilme becerisini göstermeniz gerekiyor.
Gördüğünüz gibi yavaşlığın sembolü olarak zihinlerimize kazınmış olan kaplumbağalar en az hızın sembolü yelkenbalıkları kadar yeni çağda bizlere yol gösteriyor.

30.08.2004:

İSRAİL'DE AĞUSTOS AYINDA İSRAİL'İN OLİMPİYATLARDAKİ BAŞARISIZLIĞI NEDENİYLE PROTESTO İÇİN KAPLUMBAĞA OLİMPİYATLARI DÜZENLENMİŞ.

BUNUN BİZİM KAPLUMBAĞA İNİSİYATİFİ İLE HİÇBİR İLİŞKİSİOLMADIĞINI KAMUOYUNA SAYGI İLE DUYURURUZ :))) 23.08.2004

( KAPLUMBAĞA İNİSİYATİFİ = Kİ )

DEĞERLİ WEB SİTEMİN OKURLARI VE DEĞERLİ OLASI KATILIMCILAR !

Kİ KULÜBÜN AÇILIŞINA HOŞ GELDİNİZ !

8 temmuz 2004 cuma günü itibariyle kaplumbağa-tavşan öyküsünden yola çıkarak bir kaplumbağa inisiyatifi (ki) kulübü ya da platform veya forumu oluşturmuş bulunuyorum.

Kİ KULÜP fikri nereden çıktı?

Ben yıllardan beri özellikle bilim hayatındaki arkadaşlarıma, gençlere "akademik çalışmalar kes, biç, yapıştır yöntemiyle olmaz, alın teri, emek, zaman ve hatta cebinizden para harcayarak, dört duvar arasına kapanarak, hafta sonu ,bayram ve yaz tatili vb demeden gece gündüz çalışacaksınız. Bu, ömür boyu süren bir gökdelen inşaatı gibidir. Hiçkimseye aldırış etmeden (tavşanlar dahil!) ağır ağır ama hedefinizi (misyon ve vizyonunuzu) bilerek, sistemli olarak çalışacaksınız" der dururdum. Bu sitedeki öğretim felsefe'min içinde de buna benzer sözler ve kaplumbağa sözcüğü geçiyor..
Dolayısıyla, buradan yola çıkarak önce kaplumbağa-tavşan öyküsünü ilkokul (Üsküdar İstanbul Bağlarbaşı 48.İlkokulu) birinci sınıftan 52 yıl sonra yeniden bulup, tercüme ettim ve yeni yönetim bilgilerinin ışığında yorumladım. öykünün bir versiyonunu aşağıdaki tercümemde bulacaksınız.

Web sitemi açtıktan sonra altı ay gibi bir süre içinde yüzlerce okurdan aldığım geribildirim insanların iyi güzel ve yararlı şeyleri sevdiklerini ve bu konularda bir girişimi katılmaya hazır olduklarını gösterdi.

Bu sezgilerimden yola çıkarak, ülkemizin kronik olarak çözülememiş bir çok sorununu ve insanlarımızda görülen bir çok davranışsal farklılık ve yanlışlıkları bir forumda biraraya getirip çözümler aramanın boş durmaktan iyi olacağını düşündüm. Bu düşünce ile 7 temmuz 2004 ‘te ilk katılımcılarla bir yahoo grubu kurdum:

Subscribe: Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

Post Message:

Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

Kulübümüzün web adresinin uzantısındaki pazarlama sözcüğü aslında sosyal pazarlama kavramını ifade etmektedir. Çünkü yahoo grubunun ilgi alanları daha çok aşağıda bir kısmı ifade edilen sosyal pazarlama ve dava pazarlaması konularını içermektedir. isim uzun olmasın diye sosyal sözcüğü konulmamıştır;

• tüketicinin korunması

Gıda güvenliği ve lokanta temizliği kampayaları

insanların kendilerini temiz tutmaları
• çevrenin korunması (çevre kirliliği, körfezin, piknik alanlarının, şehirlerin vb temiz tutulması)

• işletme etiği

• trafik sorunları

• alkollü araç kulllanımının önlenmesi

• sigara aleyhtarlığı

• yaşlı ve hastalara manevi destek

• insan kötü davranış modlarının tartışılması

• tembellikle mücadele

• sahtekarlıkla mücadele

• bilgi alışverişi

• kitaplar, yazılar

• sanat ve kültür

• pazarlama soruları v e sorunları

• satışçılık

• elektronik ticaret ve pazarlama
• öğrenci görüşleri

• güncel konular ve sorunlar

• soru ve cevaplar

• vb

Forum ve grup ilgili herkese açıktır. Katılımlarınızdan onur ve keyif duyacağız. Gelecek mesajlar moderatör tarafından gözden geçirildikten sonra yayınlanacaktır.

HEPİNİZE SEVGİ VE SAYGILARIMLA 8.07.2004 İZMİR

PROF.DR.ÖMER BAYBARS TEK:MODERATÖR


TAVŞAN VE KAPLUMBAĞANIN YARIŞI

Hepimiz ilkokuldan tavşan ve kaplumbağa öyküsünü anımsarız. Aşağıda özetleyeceğim bu öykünün aslında kızılderilere (16 kadar kültüre) kadar uzanan çok değişik versiyonları olduğu söylenmektedir. Öykünün yorumu da kişilere göre değişebilir. Aşağıda öyküyü özetledikten sonra kendi yorumumu sunacağım.

Tüm hayvanların barış içinde birarada yaşadığı gezmiş zamanların birinde, bir ırmağın kenarında toplanan bazı hayvanlar aralarında konuşmaktaydılar. Az sonra, bir kaplumbağa tozlu toprakları yararak, su içmek için ırmağın kıyısına yanaşmaya başladı.

O sırada tavşan, kaplumbağaya lafını attı:

“Bana bak taş arabası buraya gelmen herhalde epey zaman aldı ..az daha sana su kalmayacaktı..şanslısın…”.

(Aslında ben kişisel olarak tavşanları çok severim. Bu kerata tavşan neden böyle davranmış hayret doğrusu ! Hikaye bu ya.. : )

Tavşan kendince yaptığı şakadan memnun görünüyordu. Kaplumbağa ise hiç de memnun olmamıştı.

Başını kabuğundan çıkarıp “ ne durmadan bana isimler takıyorsun” dedi.

Tavşan (yüzsüzce ve duyarsızca) “..senin hayvanların en yavaşı olduğunu ve tabii kuşkusuz benim de en hızlı olduğumu bilmeyen var mı yani ?” dedi.

Kaplumbağa da “ tavşan efendi pekala istersen gel seninle bir yarış yapalım ve görelim bakalım kimin daha hızlı koştuğunu!”

diye karşılık verdi.

Tavşan kulaklarına inanamamıştı. keyiften yerlerde zıplayıp yuvarlanarak ağzı kulaklarında gülmeye başladı..

”demek sen benimle yarış etmek istiyorsun öyle mi haa haaa !”

Kaplumbağa “ Evet.Yarın şafak vakti burada buluşalım. Sen ırmağın kıyısından koşabilirsin ben de suda yüzerek yarışacağım. Göreceğiz bakalım kimin ipi önce göğüsleyeceğini..”

Tavşan “pekala” dedi. Yarışı kabul etmişti. Hayvanlar evlerine dönerken tavşanın kahkalara ormanı çınlatıyordu.. Kaplumbağa eve koştu ve kardeşlerinden tüm akrabalarını toplantıya çağırmalarını istedi. Bir süre sonra , aile üyeleri ve akrabalar üçer beşer gruplar halinde sökun etmeye başladılar. Onlar eve girdikçe, kaplumbağa birer birer sayıyordu. Çok geçmeden 21 tane akraba toplanmıştı.

“biraz daha bekleyelim yeterli sayıya ulaşmadık“ dedi. Şafak sökmeye başlarken, daha fazla sayıda akraba gelmeye başladı. “Böylece toplam 28 ettik. Şimdi şöyle birarada toplanıp konuşalım.” … Kaplumbağa olup bitenleri sakince anlattı.

“ Gördüğünüz gibi bu durumda ailemizin onuru söz konusu. Tavşanın bana hakareti hepimize hakaret demektir”.

26 numaralı kuzeni ;

“evet haklısın doğru…Ancak böyle bir yarışta tavşanı yenemezsin..” dedi.

Kaplumbağa “eğer birlikte hareket edersek yenebilirim. Planım şöyle;”

Ertesi sabah bütün hayvanla büyük yarışı izlemek üzere ırmak kenarında toplandılar. Tavşan zıp zıp zıplayarak hazırlanmaktaydı. Güneş gökyüzüne çıkar çıkmaz,kaplumbağanın başı sudan uzandı ev “ ben hazırım” dedi.

Yarış başladı.Tavşan hızlı bir tempo ile sıçradı. Ama arkasından da “aceleye ne gerek var. Kaplumbağa benim çok çok gerimde” diye düşündü ve yavaşladı.Tam o sırada kaplumbağanın başı tavşanın bulunduğu yerden çok çok uzakta sudan çıktı ; “gücün varsa yakala” diyerek tekrar suya daldı. Tavşan şaşırmıştı ve daha hızlı koşmaya başladı. Ancak çok geçmeden kaplumbağanın başı tekrar sudan göründü. Yine tavşandan çok çok uzakta ilerideydi. “Yakala sıkıysa” diyerek tekrar gözden kayboldu.

Bu kez,tavşan eskisinden de daha hızlı koşmaya başladı. Ama ne kadar hızlı koşarsa koşsun, kaplumbağanın başı her seferinde çok daha uzaklarda ortaya çıkmaktaydı.Tavşan sonunda finish hattına vardığında, kaplumbağa çoktan orada diğer hayvanların alkışlarına karşı onları selamlamaktaydı. Nefessiz kalan ve atacak bir adım daha gücü kalmayan tavşan sürüklene sürüklene,kös kös evine döndü.

Herkes gittikten sonra kaplumbağa ön ayağı ile suya vurur vurmaz , sudan birbiri ardına kaplumbağalar ortaya çıkmaya başladı. Önce 21 adet kuplumbağa, arkasından kalan akrabalar yarışın başlama noktasından bitiş noktasına kadar ırmağın kenarına dizilmişlerdi.

Kaplumbağa aile üyeleri ve akrabalarına “hepinize teşekkürler. Birlikte bu tavşana iyi bir ders vermiş olduk ve yavaş haraket etmenin yavaş düşünme anlamına gelmediğini kanıtlamış olduk”

Bu öykünün başka bir versiyonunda kaplumbağalar aynı planı sudan değil karadan uygularlar. Ara duraklara bol miktarda içecek su, havuç , kabak vb de yerleştirilmiştir. Tavşan da kaplumbağa da tavşan için gerçek- tuzak mola , kaplumbağalar için ise sözde mola için dururlar.

Bir başka versiyonda da tavşanın kaplumbağaya 10 kat uzaklık avansı vererek yarışı baştan kaybettiğini ileri sürülür.

Yine bir başka versiyonda, tavşanın belirli bir süre koştuktan sonra “kaplumbağa nasıl olsa yetişemez biraz kestireyim” diyerek uykuya daldığını ileri sürülmüştür.

Hangi versiyon kabul edilerse edilsin,sonuç değişmez; Kaplumbağa aklına dayanarak planlı haraket etmiş ve de kimseyi hafife almamıştır. Tavşan ise karşısındakini küçük görmüştür. Yani eksik tartmıştır (Mutaffifin suresi!) .

Öykü “tavşanı aldatma” noktasından ele alınıp kaplumbağanın sahtekarlık yaptığı da ileri sürülebilir. Ancak, bu plan, davranışlara ,sahtekarlığa vb karşı değil ama tanrının yarattığı varlığa karşı haksız aşağılamaya karşı bir ders verme amacı ile yapıldığı için mazur görülebilir.

Benim yorumlama versiyonumda ağırlık , kaplumbağanın hedefin uzaklığından ve de rakiplerden korkmadan, kimseye aldırış etmeden ,sessiz sedasız ağır ağır ama emin adımlarla,çalışarak hedefine doğru sistematik bir şekilde çalışıp yürümesindedir. Kuşkusuz buradaki takım ya da ekip çalışması yaklaşımını ve organizasyon becerisini da gözardı etmemek gerekir. Benim kaplumbağam, dürüstçe ama sistematik olarak, gereken zamanı, enerjiyi (emeği vererek, zaman içinde çimentoya toprak ya da deniz kumu katmadan) inşaaatı tamamlayan kaplumbağadır.


KISSADAN HİSSELER:

(1) Tavşan da olsan enerjini aklınla kullanmazsan sürünürsün !

(2) Takım çalışması çoğu kez başarının sırrıdır.

(3) Jante yasası (Kimseyi küçük görmeyeceksin!)

(4) Başarı faktörleri arasında yenilik, farklılık ve hız da var ama hızı kullanmasını bilirsen

6 AĞUSTOS 2004


SAYIN İZMİR BÜYÜKŞEHİR BELEDİYE BAŞKANINA VE İİDE'nin DEĞERLİ ÜYELERİNE AÇIK MEKTUP VE İKİ ÖNERİ

BELEDİYE OTOBÜSLERİNE KLİMA VE GÜNEŞ FİLTRESİ TAKILMALIDIR !

(1) İzmir Büyükşehir belediyesi otobüslerine yaz /kış kullanılacak klima tesisatının taktırılması ve bundan sonraki otobüs alımlarında bu hususa dikkat edilmesi

(2) İzmir Büyükşehir belediyesi otobüslerine güneş geçirmeyen filtre filmi konulması

Bu iki önerimin gerekçelerini sizlere uzun uzun anlatmaya gerek görmüyorum. Hepiniz takdir edersiniz ,hem kendi hemşehrilerimiz ve de kısa vardiya aralıkları olmaksızın, saatlerce direksiyon sallayarak sinir küpüne dönüşen otobüs şoförlerimiz açısından çok önemli bir insanlık ve vicdan görevidir.

İzmirlilerden, İİDE 'nin değerli üyelerinden ricam, hayata geçirilmesi halinde diğer şehirlerdeki belediyelere örnek olacak bu çağdaş atılım için, bu önerimle ilgili görüşlerinizi bu forumda tartışmaya açmanız ve sayın Belediye başkanımızın konuyu sahiplenmesidir.

Saygılarımla

Baybars Hoca

http://web.deu.edu.tr/baybars

NOT: Bu konuların pazarlamasını yapanlar sadece kendileri ticari bir iş yapmış olmakla kalmayacaklar çok önemli bir sosyal sorumluluk görevini de yerine getirmiş olacaklardır.


YAZLIKTA CİNAYET (!)

Değerli Okurlar

Bildiğiniz gibi, 14 Temmuz günü Zümrüt dizisinde oyayan tiyatro sanatçısı İsmail Hakkı Sunat,Gelibolu'daki yazlık komşusu Prof.İhsan Özgen'in oğlu İhsan Fuat Özgen tarafından yedi kurşunla vurularak öldürüldü. Böylece bir hiç uğruna bir genç adam mezara ötekisi de hapise gitti. Böylece iki parlak gencin yaşamları söndü. Bana kalırsa, medya bu konuyu yeterince işlemedi. İşleyenlerin bir kısmı da olayın sadece tabanca taşıma konusu üzerine yoğunlaştılar. Kuşkusuz o da önemli olmakla birlikte, bu konuda daha önemli olan insanlarımızın yazlık merakı ve yazlık sahibi olduktan sonra izledikleri kuralsızca ve şımarıkça izledikleri yayılmacılık politikasıdır. Şehirlerde oturdukları evlerde pek fazla yapamadıklarını adeta sahipsiz, devletsizmiş gibi hissettikleri yazlıklarda yapmalarıdır.Ben bu konuyu uzun zaman önce gözlemledim. Ve 6 yıl önce evet tam 6 yıl önce aşağıdaki 19.07.1998 tarihli yazıyı Gazete Ege'de yazmıştım. Tam üstüne basmamış mıyım? Lütfen okuyun. Bana göre, bu konuda sosyologların,sosyal psikiyatristlerin ve diğer ilgililerin ciddi araştırmalar yaparak yazlıkçılarda ortaya çıkan bu yayılma sendromunun nedenleri ve çareleri üzerinde acele önlem almalarında sayısız yararlar vardır.daha fazla cinayetlerin önüne geçilmek isteniyorsa..

Sevgi ve saygılarımla


YAZLIKLARDA TOPRAK HIRSI 19.07.1998

BAYBARS TEK- (Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. ) GAZETE EGE

Büyük olasılıkla ya sizin ya da bir tanıdığınızın yazlık evlerle ilgili bir anlaşmazlığı olmuştur. Kışlıklardaki anlaşmazlıkları şimdilik ele almıyorum. İlk bakışta, yazlık sahibi olanların marjinal bir kesim ve bu tür anlaşmazlıkların da münferit olaylar olduğunu düşünebilirsiniz. Hatta konuya, “bu sorunları yazlık sahibi olanlar düşünsün” diye de bakabilirsiniz. Gerçekten de tüm ülkenin nüfusuna ve de enflasyon, geçim sıkıntısı vb gibi diğer sorunlara bakınca, yazlık sahibi olan sınırlı bir kesimdeki anlaşmazlıklar önemsizmiş gibi görünebilir. Konuya sayısal açıdan baktığınızda da haklı olursunuz. Ben de, üç dört yıl önce , bu tür anlaşmazlıklar dikkatimi çektiğinde böyle düşünüyordum. Sonra, çeşitli örnek olaylar karşıma çıktıkça merakım arttı. Tam sayım esasına dayalı olmasa da,minik bir anket yaparak, böyle anlaşmazlıkların yaygın olduğunu belirledim. Bu sorunları çıkaranlara bir yararı olmayacağını bile bile konuyu işlemeye karar verdim.

Bu tür anlaşmazlık çıkaranların kimlikleri ve anlaşmazlık konuları dikkate alındığında, bu önemsiz gibi görünen sorunun, aslında her alandaki sorunlarımızın altında yatan, davranış , kişilik ve kimlik sorunlarından kaynaklandığını görmek zor olmaz.

Birçok kişinin hayalinde bir yazlık sahibi olup, ömrünün kalan yazlarını huzur ve mutluluk içinde geçirmek vardır. Türkiye'deki ortamın da etkisiyle, (ileri bir ülkede belki de asla yazlık sahibi olma şansları olmayan kesimler de dahil) şanslı bazı kişiler bu hayallerine kavuşurlar. Kavuşunca da, ruhlarına benzin dökülmüşcesine, mülkiyet hırsları ve bencillikleri alevlenir. Bunlar, oralarda, vahşi tabiatın verdiği cesaretle (!), yurt dışına gitmiş turist gibi, kendilerini kanun,nizam ve örf adet vb'den özgürmüş gibi düşünüp, istediklerini yapabileceklerini sanırlar. Mübarekler,sanki yazlığa giden uygar adamlar değil de dağa çıkan teroristler (!)

Bunlar liberalizmin sütunu olan mülkiyet hakkı ile mülkiyet hırsını birbirine karıştırırlar. Bazılarının ilk yaptığı iş, kendilerini kral malikanesi sahibi sanıp, yayılma, istila politikası izlemek, sonra da komşularıyla anlaşmazlığa düşmektir. Bazıları da komşularıyla başka konularda anlaşmazlığa düştükleri için veya kişilik çatışması vb nedeniyle, aynen trafikte olduğu gibi, onlara zorluklar çıkarmaya çalışırlar. Özellikle kooperatif türü sitelerde yöneticilerin basiretsizliğinden veya dar çıkar hesaplarından dolayı bu tür sorunlar daha çok yaşanmaktadır. Tabi bu arada bu siteleri doğru dürüst denetlemeyen belediyelerin sorunların büyümesindeki payı da unutulmamalıdır.

Peki bu kişiler ne yapmaktadırlar? Bir yazlığa geçen kişi genelde kolları sıvayıp, komşularına fark atmak amacıyla, bayındırlık bakanı ya da diplomasız serbest yüksek mimar (!) gibi tadilata başlamaktadır. Kafasının arkasındaki muhteşem plan da, bir yolunu bulup komşularına geçit vermemektir. Bunun için, Deli Dumrul gibi , ağaç, çiçek,köpek kulübesi ve sulama aygıtları ile yol kesmek , pergole ve duvar yaptırmak gibi çeşitli zeki tekniklerle komşusunun manzarasını kapatmak böyle bir kişinin uyguladığı başlıca çağdaş (!) yöntemlerdir. Bir beyin fırtınası muhabbetinde sevgili Teoman Gürgan'ın deyişiyle “ çoktan yıkılan demirperdenin demirleri bizim yazlıklara gelmiş !”…

Peki bu basitlikleri yapanlar kimlerdir ? Bunlar arasında ,öğretmen, profesyonel yönetici,hukukçu doktor,üst düzey bürokrat, ticaret adamı , öğretim elemanı vb her meslekten mevki,makam sahibi insanlara rastlayabilirsiniz. Ama bunlar bir anlamda şöyle iki gruba ayrılamaz mı? Birincisi “ birşey olmuş ama adam olamamışlar ” ikincisi de “ hem birşey olamamış hem de adam olamamışlar ”. Acaba iki grubun da ortak paydası, şehirde kavuşamadıkları gerçek saygınlık , aidiyet ve özgerçekleştirim ya da ezilmişlikleri midir? Kötü ve komik olan olan bu tür anlaşmazlıkların birşey olabilmiş aydınlar arasından çıkmasıdır..

Oysa, yazlık sahibi olabilmiş bir insan düşünebilse,allah geçinden versin, kaç tane kullanılabilir yaz vardır önünde? Değer mi , hak bile etmediğin üç karış toprak için, toprağa çeyrek kala, komşularını taciz etmeye ? Değer mi kinle yaşamaya?

Böylelerine karşı hakkınızı mahkemelerde, geç de olsa,belki alırsınız, ama maç seyretmeye döner bıçaklarıyla gidenlerden farkı olmayan bu mağara devri adamlarıyla yanyana yaşanır mı? Beyin fırtınası muhabbet ekibinden sevgili hukukçu dostum Ömer Çekirge de “ bu davaların kazananı olmaz ” derken ne kadar haklı…

Dünya global köy olurken,Avrupa Birliği sınırsız topluma giderken, bizler de şehirlerimizi, kan davalarının nerdeyse bittiği köylerimizden de beter yapmıyor muyuz?

Devamını oku...

Sizden Gelenler (DOSTLAR DERGAHI...)

1. Sevgili Hocam,
Hazırlamış olduğunuz ve bana mail olarak gönderdiğiniz web sitenizi ziyaret ettim. Gerçekten mükemmel. Mesleğe verilen önemi, yılların tecrübesini ve herşeyden önce ilkeli olarak insan gibi yaşamanın en güzel yönlerini gösteriyorsunuz. Sanırım, gerek öğretim üyeliği mesleğinin ve gerekse pazarlama disiplinin felsefesi ve mantığı bundan daha güzel verilemez. Eğer şifrenizi gönderirseniz, öğrencilerimiz birbirinden değerli diğer yazılarınız ve görüşlerinizi öğrenmekten mahrum kalmazlar. En içten saygı ve selamlarımla.

Prof.Dr.İrfan Süer
Endüstriyel Sanatlar Eğitim Fakültesi Dekanı


2. Marmara Üniversitesi öğrencileri adına teşekkürler

Sayın Hocam:

Sizinle İletişim İçinde Olmanın Şerefi Ve Heyecanını Yaşıyorum,

Geçen Hafta Sn.Yrd.Doç.Dr. Serdar Pirtini Hocamızla Yaptığımız Görüşme Sonucu Serdar Hocamızında Sürekli Tavsiyeleri İle Ziyaret Ettiğimiz Web Sayfanızın Öğrenci Etkileşimi Erişim Bilgilerini Almış Bulunmaktayız. Öncelikle Marmara Üniversitesi İ.İ.B.F. Deki Tüm Lisans Ve Yüksek Lisans Öğrencisi Arkadaşlarım Adına Çok Teşekkür Ederim.Ülkemizin Değerli Pazarlama Gurusu Baybars Hocamızın Değerli Yazılarını Özel Bir Linkten Takip Edebilme Şerefine Ulaşmanın Mutluluğunu Ve Heyecanını Yaşamaktayız Konuyla İlgili Bilgilendirme Fakültemizdeki Arkadaşlarımıza Sn Serdar Pirtini Hocamızın Değerli Katkıları İle Yapılmış, Büyük Bir İlgi İle Karşılanmıştır.

Akademik Hayatımız Ve Sonrası Boyunca Yol Gösterici Olacak Değerli Çalışmalarınızı İlgi İle Takip Eden Öğrencileriniz Olarak Saygılarımızı Sunuyoruz.

Saygı Ve Hürmetlerimle
Ahmet Başcı
İşletme Kulübü Bşk. Yrd.


3. Hocam Merhaba;
Umarım iyisinizdir.Sitenizi ziyaret ettim ve böyle bir site kurmanızdan ötürü çok sevindim.Benim gibi pazarlamaya ilgi duyan pek çok gence oldukça faydalı olacak bir site olacak bu.Üstelik okulumuzun tanıtımı açısından da oldukça önemli bir adım bu site.Zira sizin gibi hocanın okulumuzda olduğunu bu site vesilesi ile bilmeyenlere de duyurma ve bunun haklı gururunu yaşama şansına sahip olacağız. Hocam ayrıca siteniz hakkında bana haber vermeniz beni nasıl onure etti anlatamam. Teşekkür ederim hocam. Ellerinizden öper ne zaman bir emriniz olursa yerine getirmekten mutluluk
duyacağımı bilmenizi isterim.

Saygılarımla
Talebeniz Aytaç


4. Öncelikle merhabalar...

".. bu güne dek sizin adınızı bile duymamışken (ki bundan suan büyük bir üzüntü duymaktayım), bugün bir arkadaşımın araştırma konusu olan isimlere bakarken sizin adınızı görünce , bu da kim diye bir sordum,bana hemen sizden ve başarılarıınızdan bahsedince, bugün sizin siteye bakma gereğini hissettim. .başarıyı arzulayan ve pazarlama ya yönelmeyi planlarken,karşıma cıkan bu tanımadıgım isim bana bu mail i atmaya zorladı, özellikle böyle bir insanın yanı başımda bulunması yani benim üniversitemden, benim fakültemden olması bana büyük bir gurur ve sevinç yaşattı...Keşke hep sizin gibi insanlar olsa,büyük başarılara imza atmış ve hem ülkemizin hem de okulumuzun tanıtımına yardımcı olmuş insanlar,
Umarım önümüzde ki yıllarda tanışma fırsatını bulurum sizinle,ben işletme 1.sınıf ögrencisiyim... sadece İzmir de kalmak adına seçtigim bu branş, yalnızca kendi geçekligimi bulmamda yol gösterdi..şimdi cok mutluyum,ailemin tüm ısrarına ragmen kendi sectigim yolda ilerlemek ve kendi gelişimime her gün bir yenilik katmak amacıyla yoruluyorum..Bu yorgunluktan hep büyük bir haz ve mutluluk duymaktayım..Her günün akşamı hep böyle bir yorgunluğun parcası olmak için ve amaçlarıma ulaşıp kendime verdigim sözü tutabilmek için tanrıya bana daha çok sabır ve kuvvet vermesi için dua etmekteyim..

SEVGİLERLE ..
NOT : İsmi kendisinin isteği hilafına ÖBT tarafından saklı tutulmuştur.


5. Merhaba Hocam;

Ben Ceylan Malgit DEÜ İİBF İşletme bölümünden bu yıl mezun oldum. (2003 Temmuz) . Beni şu anda hatırlamamışsınızdır mutlaka. Sizin mail adresinizi bulmak büyük bir şans , bu arada harika bir web siteniz var. Arkadaşlar geçen yıl master için LES'e başvurdular. Şu anda birkaçı pazarlama bölümünde master yapıyor. Ben istedim ama ailem Adana'da olduğu için dönmem gerekti.

Şu anda Mersin'deyim:)) Bir ith-ihr firmasında çalışıyorum.

Üniversitede okuduğum bütün kitapları arkadaşlara dağıttım fakat sizin kitabınız şu anda kütüphanemde duruyor. Burdaki herkes de söylüyor tabi ne kadar güzel bir kitap olduğunu . Ben de fazlasıyla gururlanıyorum :)

Neyse hocam başınızı fazla ağrıtmayayım. Sizi bulduğuma çok sevindim Bu da yazının uzunluğundan anlaşılmıştır sanırım:)))))
Ne yapiim kendimi tutamadım. Hangi mail adresini çok sık kullandığınızı bilmiyorum o yüzden ben hepsine gönderiyorum:)

Size sonsuz başarılar diliyorum
Saygılarımla

Ceylan Malgit (1999462137)
E-posta: Ocak 27 2004

From: evrim kaplan
To: Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.
Sent: Tuesday, February 03, 2004 11:39 PM

Subject: merhaba


6.Merhaba Hocam,

internette CRM ile ilgili bir konuyu araştırır iken sizin adınıza rastladım ve yıllar sonra tekrar merhaba demek istedim.(bilmem beni artık hatırlıyor musunuz?).Sizin sitenizi gezerken universiteyi ne kadar ozledigimi farkettim...Hala en güler yüzlü hoca sizsiniz değil mi?

Bu vesile ile sizin ve Nergiz hocamın bayramınızı kutlarım.

Sevgilerimle,

Evrim Kaplan


7. Sent:Sayın Hocam,

E-mailinizi yeni okuma fırsatı buldum. İnanın uzun süredir mail box'ımda görmekten bu kadar keyif ve gurur duyduğum bir ikinci e-mail daha hatırlamıyorum. Sizden haber almak çok güzel.

Ancak inanın bazı akşamlar "Keşke bu akşam Baybars hocanın dersi olsaydı" diye hayıflanıyorum. Eşim de bana "Doyamadın pazarlamaya bir türlü" diye çıkışıyor. Şimdi anlıyorum ki, sizin o keyifli derslerinizden hem çok şey öğrendim hem de ruhumu dinlendirdim.

Web sitenizi zaten sizden ders aldığımız dönemden beri takip ediyorum. Geçenlerde makaleler kısmında yayınladığınız pop - idol ile ilgili yazınızı da gülümseyerek okudum.

E- ticareti sizden öğrenmiş bir öğrenciniz olarak şunu söyleyebilirim ki, zaman zaman tezimle ilgili kaynak bulabilirmiyim diye çok çeşitli siteleri ziyaret ediyorum, ancak şu ana kadar sizin siteniz kadar okuyucusu ile interaktif iletişime geçmiş, sürekli yenilenen, ve en önemlisi dolu dolu bir ikinci siteye henüz rastlamadım. Hatta sitenizi forward ettiğim bir kaç arkadaşıma da açıklama olarak "Bir ÖBT klasiği" diye yazarak gönderdim. Zaten sizin kitaplarınızı eline alan her öğrenciniz, sizin farkınızı daha sizi tanımadan hissediyor. Bu yönünüz sitenize de aynen yansımış. DOPDOLU

Önümüzde ki günlerde hem sizi görmek, hem de kitaplarınızı imzalatmak için zaten size uğramayı planlıyorum. Bu arada size yardımcı olabileceğim herhangi bir konuda benden bir emriniz olursa zevkle elimden geleni yapmak isterim.

Saygılarımla
……………………………..
Yük. Lisans Öğrenciniz
Not:Kendisinin isteği hilafına ÖBT tarafından ismi şimdilik saklı tutulmuştur.


8. Sayın Ömer Baybars TEK Hocam;

…….sitenizi inceleme fırsatı buldum ve bu benim için büyük bir utanç vesilesi de oldu aynı zamanda... Sizin gibi değerli bir bilim adamımızdan bunca zaman bihaber oluşumdan utandım ama sizin gibi değerli bir insanın da bu topraklar üzerinde yaşamasından da ayrıca gurur duydum. Size yapmış olduğunuz değerli çalışmalardan ve emeğinize hürmeten teşekkür etmek istiyorum. Saygılarımla İyi çalışmalar.
Kürşad G.

MarkandWay


9.Değerli Baybars Hocam,
Bir saat önce web sitenizin her satırını teker teker okudum. "Öğretim felsefem" başlıklı yazınız o kadar güzel ki, o kadar gerçekçi ki çok heyecanlandım. Iyi
ki pazarlama alanında çalışmaya karar vermişim, iyi ki sizin gibi mükemmel bir rehber benim bundan sonraki mesleki yaşamımda bana yol gösterici olacak. Şu anda bu yazınızı yazıcıdan çıkartıp odamın duvarına asacağım. Tüm öğrencilerime ve meslektaş olan arkadaşlara web sitenizi ziyaret etmelerini sağlık verdim. Çok teşekkür ediyorum ve saygılarımı sunuyorum. Ben de son bir yıldır elektronik ticarete (pazarlama)ilgi duyuyorum. Bu konuda tamamlamak üzere olduğum bir araştırmam da var (Tüketici perspektifinden ele aldığım). Meslek yüksek okulunda da bu dersi veriyorum. Ancak bu konuda doyurucu bir
kaynak bulamadım (ders kitabı olarak). Prof.Dr.Şule Özmen'in (Marmara Ingilizce Işletme ) kitabını okutuyorum. Bana yardımcı olacak ek kaynaklar
önerirseniz çok mutlu olurum. Tekrar size en derin saygılarımı sunuyor iyi günler diliyorum. Buradan yapabileceğim bir şey varsa size hizmetten onur
duyarım.
TOA-Kendisinin isteği olmadan ÖBT tarafından ismi saklı/kodlu tutulmuştur.


10.Merhaba Ömer Hocam,

6 mayıs 2004 (e-posta)

Hocam diyorum ama aslında bu benim için pek de doğru sayılmaz çünkü ben derslerinize girmiyorum yani sizin hocam olmanız onurunu ve şansını henüz elde edemedim. Ben…. Üniversitesi ……. bölümü 1. sınıf öğrencisiyim, adım M.U.

Aslında sizi tanımam tamamen şans fakat benim şansım. Uzun süredir, ileride uzmanlaşmak istediğim Pazarlama üzerine araştırma yapıyorum. Yine, bir gece internette bu konu üzerine araştırma yaparken Sizi tanıma fırsatı buldum. Tüm siteyi incelemeye çalıştım, özgeçmişinizi okudum, fotoğraflarınıza baktım, yaptıklarınızı okudum ve içinde bulunduğunuz durum beni çok etkiledi.

Pazarlama üzerine çalışmak uzmanlaşmak istiyorum ve araştırma yapıyorum demiştim. Araştırmalarım ana sebeplerini 2N1K ile açıklayabilirim. Ne yapmalıyım? ve Nasıl yapmalıyım? Ve en önemlisi bana Kim yardım edebilir? Yol gösterebilir? Bunların cevaplarını arıyordum. Sizi bulduğumda ve PAZARLAMA İYİ İNSAN OLMANIN BİLİMİDİR yazısını okuduğumda tüm bunları unuttum ve çok farklı yerlere daldım. O zaman kimse bunu başkasına öğretemez diye düşündüm yani Pazarlama Bilimi insanın iyi insan olabilirliği ile ilgiliydi. Tabi sizin de dediğiniz gibi iyi insan olmanın tek ve tartışılmaz bir açıklaması yok. Bu bağlamda kendi hayatımı gözden geçirdim, insanlara davranışlarımı, onlarla olan iletişimimi, onların beni ne kadar anladığını benim onları ne kadar anladığımı düşündüm, verdiğim sözleri ne kadar tuttuğumun yanı sıra, bana verilen sözlerin ne kadar tutulduğunu da önemsedim. Çünkü bu da bir göstergedir değil mi hocam?

Şu an okul bünyesine ait bir kulüpte (Genç Yatırımcılar Kulübü) üyeyim 4 ayda 30' a yakın arkadaşım oldu ve çalışmalarımdan dolayı bir başarı belgesi aldım. Ve aday olduğum Pazarlama Birimi koordinatörlüğüne seçilmeme kesin gözüyle bakılıyor.

Bana sadece bunu öğrettiğiniz için size hocam diyorum (Teşekkürler).

Hocam, benim sorunumu anladığınızı umuyorum ! Ben sizden bana yol göstermenizi istiyorum. Aslında tam olarak böyle değil ben size yaptıklarımı, planladıklarımı yazabilmek bu konularda sizden uyarılar ve öneriler almak istiyorum. Şu an için birkaç planım ve eyleme geçirdiğim şeyler var. Sizin kitabınızı aldım onu okuyorum zaten aynı kitap benim okulumda da …………… hoca tarafından okutuluyor. Bunun dışında piyasada bulununan MediaCat yayınları başta olmak üzere ………'nın kitaplarını okumayı planlıyorum. …….. bölümünde olduğum için Pazarlama dersim yok fakat seneye işletmeler ile bu derslere de girmeyi düşünüyorum. Ve tabi sizin de izninizle DOKUZ EYLÜL ÜNİVERSİTESİ'NDE verdiğiniz derslere girmeyi çok isterim.

Fakat ben bunların asla yeterli olduğunu düşünemiyorum. Daha fazlasını bilmek istiyorum yani belki de 4 yıllık bir plan ile çalışmak, her sene kendime yeni bilgiler, tecrübeler eklemek istiyorum. Bu şekilde sürekliliği olan bir planım var aslında; 3 aylık sürelerde araştırmalar yapıp örneğin Tüketici Psikolojisi, Ürün İmajı vb. bunları hocalarıma sunmak ve değerlendirmelerini istemek.

Eğer sizin gibi değerli bir insan ile iletişime geçebilir ve yardımlarınızı alabilirsem bu benim okul hayatım boyunca ulaşabileceğim en yüksek nokta olacak ve inanın hayatım boyunca buna layık olabilmek için elimden geleni yapacağım. ÇOK TEŞEKKÜR EDERİM

NOT: Kendisinin bir talebi olmaksızın isim ve adresi kodlanmış, saklanmıştır.


11. Sevgili Baybars:
20 Nisan 2004 Salı 12:10
To: Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.
From: Re: TERA's New Coordinates in Beijing

Sevgili Baybars:
Mesajına ve iyi düşüncelerine çok teşekkürler. Web siteni ziyaret ettim ve çok duygulandım. Resimlerini inceledim ve şimdiye dek ulaştığın başarılarına çok sevindim ve gurur duydum. Seni tekrar candan en içten dileklerimle kutlarım, basarılarının devamını dilerim. İzmir'e geldiğimde muhakkak arıyacağım. Gözlerinden öper, sana ve Tek ailesine sevgi ve selamlarımı sunarım.

Asil Gezen

To: Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

Cc: Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

Sent: Thursday, June 10, 2004 11:45 AM

Subject: Istanbul'dan Selamlar /Öğrenciniz ...........


12. Baybars Hocam Merhabalar,

Gecen gun kardesim ile gorusmussunuz.Beni hatırlamanıza ve kendisine sormanıza cok sevindim.Agustos 2003'den beri Istanbul'dayim........ Pazarlama/Yurtici satis agi da bize bağlandı) birlestiği üzere genel merkez Istanbul'a alindi ve fabrikalar sadece uretim birimleri haline getirildi.

Oldukca zor ve belirsiz bir donem bekledikledikten sonra deyim yerinde ise bavulu alip Istanbul'a geldik bir gece.Hala o bavul ile duruyorum.Yine ....'cı bir arkadas ile eşyalı bir ev tuttuk. Benim acimdan baktigim is hacminin buyumesi ve urun gaminin genis olmasi nedeniyle oldukca ogretici bir tecrube.Ihracat satislarimiz bolgesel bazda degerlendiriliyor. Buraya gelmenin buyuk bir firsat oldugunu dusunuyorum. Tabii Izmir'den ayrilmak her Izmir'li gibi en zoru oldu.Bu arada da bircok yere is gezisine ve fuara gittim.Son birkac sene icinde ......derken pasaport doldu,seyahatlerin de cok buyuk tecrubeler ve kazanclar oldugunu dusunuyorum. Aralik Ayinda da askerligimi yapmayi planladim.Diplomami da Mart ayinda aldim.Ayni gun askerlik subede de isim oldugu uzere okulda ziyaretinize gelemedim,ertesi gun Istanbul'a dondum.Umarim bana gonul koymazsiniz.Izmir'e geldigim ilk firsatta gorusmek isterim.Belki sizi Mavisehir civarinda jogging yaparken yakalayabilirim okullar kapanmis olsa da ... :)

Hocam,hep kendimden bahsettim. Umarim siz de iyisinizdir. Istanbul'da kitabinizi okuyan birsuru tanidigim var.Hepsi piyasada calisiyor (Migros ve Ford Otosan ozellikle) ve ellerinde kaynak olsun diye almislar. Pazarlama Mezunuyum deyince sohbet esnasinda "hem lisansta hem de yuksek lisansta, kardesimin ve benim hocamizdir,evet Turkiye'de yazilmis en kapsamli pazarlama kitabi katiliyorum, kendisini bir de derste gormelisiniz" demek cok gurur verici oluyor. Haberlerinizi gerçi kardesimden aliyorum.Ama yine de umuyorum hersey gonlunuzce gelisiyordur.

Bu kadar uzun yazdigim icin kusura bakmayin.

Sevgiler

YAVUZ YURTGÜDER


13.Sayın Hocam,

Sayın Hocam,

…….Sitenizi incelediğimde kendimi deryaya düşmüş gibi hissettim. Yaklaşık on yıldır tanışıyoruz galiba ama sitenizi ziyaret ettiğimde sizi ne kadar az tanıdığıma karar verdim. Birgün sizinki kadar yazacak dolu bir geçmişim olur mu acaba diye düşünmemek elde değil. Eminim her okuyan da benim gibi düşünüyordur. İnsanlarda kıskançlık yaratacak kadar dolu bir geçmişe sahip olmak ayrı bir mutluluk olsa gerek. Siz bazen da uyur musunuz bilmiyorum ama uyuyorsanız bile çok az olduğu kesin..Hocam size "başarılar dilerim" gibi bir bitiş notu yazmak için geç kaldığımın farkındayım ama en azından yaptığınız herşey için teşekkür etmek ve devamını dilemek için hala vaktimiz olduğuna seviniyorum. Sizi tanımaktan dolayı mutluyum. Umarım uzuuun seneler görüşürüz.

Saygılarımla,

Ayla Güven

ALSİ TİCARET LTD.ŞTİ


14.Sevgili Hocam,

Sevgili Hocam,

Sitenizle ilgili de bir kaç yorumum olacak.

1- İnanılmaz detay var. Bu detaylardan bir çok öğrenci yada profesyonelin çok fayda elde edeceğini düşünüyorum. Mutlaka bu sitenin web master' ınız aracılığı ile (tüm) arama motorlarına dahil edilmesini sağlamak lazım.

2- Görsel boyutu zenginleştirilebilir. Belki klasik Word formatı dosyaları halinden uzaklaştırılması okuma isteğini artacaktır.

3- Bu site bir akademisyen olarak tümüyle sizi anlatıyor, zira benim tanıdığım Baybars Hoca hep paylaşmaktan keyif alan bir uzmandı. Bunu çok net ortaya koymuşsunuz

4- Bu sayfa bana kitaplarınızı satın alma fırsatı yaratan bir başka linke yönlendirse çok hoşuma giderdi.

Ben bir öğrenimci olsam öğrencilerime sitenizde bir kaç gün geçirmelerini tavsiye ederdim. RN' de sitenizle ilgili bir kaç satır yazacağım.

Saygılarımla,

Murat Şahin
RMS
RETAIL MARKETING SERVICES (Tarafımdan eklenmiştir. ÖBT)


15.Değerli Dost merhaba,
Değerli Dost merhaba,

Son mesajından beri 1,5 ay geçti. Arada, bir hafta kadar burada yoktum. Geri dönemedim. Siteni izlemeye çalışıyorum. Aslında, çok keyifli ve yararlı. Hatta, gurur verici…….

Sevgiler,

Faruk Atasoy
BİRİKİM


16. Değerli Dost merhaba,

Sitenle ilgili duygu ve düşüncelerimi aktarıyorum: Siteni okumaktan sadece keyif almıyor, yararlanıyorum da. Perakendecilik konusunda düşündüren, zihin açıcı ve gündem oluşturucu bir kaynak. Hayatın ve uygulamanın içinde olan bir akademisyenin, bizlere gönüllü bir katkısı. Aynen, Pazarlama İlkeleri kitabındaki gibi.

Sevgiler

Faruk Atasoy

BİRİKİM


17. Sevgili Ömer Baybars Tek Hocam;

Favori Kuyumculuk Reklam Halkla Iliskiler Muduru

BAHADIR INCILER
Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.


Sevgili Ömer Baybars Tek Hocam;

Sitenizi incelerken sizi ilk tanıdığım günlere geri döndüm.Bütün derslerden İzmir sıcağında kaçıp kızları tavlamaya çalışırken,sizin devam zorunluluğu olmayan derslerinizi kaçırmamaya çalışmamız.Koca sınıflarda zor yer bulmalarımız (ratingi en yüksek hoca). Yaptığınız sınavlarda sorduğunuz güncel sorular, yorumlar,hepsi bizim için okulu ve pazarlamayı sevdiren şeylerdi.

Herhalde bizden önce de sonra da sizin dersinize girip de pazarlamaya ilgisi olmayan arkadaşımız yoktur. Bende sizin sayenizde pazarlamaya ve reklama ilgi duydum.Ve sizin yönlendirmelerinizle bu sektöre girdim. Şimdi uluslararası bir şirkette reklam müdürü olarak görev yaparken,size baktığımda daha ne kadar uzun yolumuz olduğunu görüyorum. Sizin öğrencileriniz olarak bizim en büyük şansımız,sizin gibi bir fenerin bizim yolumuzu aydınlatmasıdır.

Hep bizim ilerimizde,önümüzde bir ışık oldunuz. Sizinle hala gurur duyuyorum. İnşallah sizinde bizimle gurur duyacağınız işler yaparız ve bayrağı sizden devralırız.

Gücünüz, aklınız,imanınız devam ettiği sürece bu yolda çalışacağınızı biliyorum. Her konuda sizin yanınızdayız bunu bilmenizi isterim. Şu an ki öğrencilerinize de kıskançlıkla bugünlerinin değerlerini bilmesini tavsiye ederim.

Sağlıcakla kalın. Eşinize ve kızınıza selamlar...

Bahadır İnciler (07.07.2004)


18.Prof.Dr.İsmail Kaya

Nazik mailinize ve bana ayırdığınız zamana çok teşekkür ediyorum. Değerlendirmelerinizi heyecanla bekliyorum. Bu arada ben de sizin şahsınız gibi "dolu dolu" web sayfanızı birazcık gezinme fırsatı buldum. Tek kelime: "Şahane". İnşallah yarın jüride buluşuyoruz değil mi? (Jüri tamanlansa bile ben okulda olacağım.)
Selamlar,

Prof. Dr. İsmail KAYA
İ.Ü. İşletme Fakültesi
Pazarlama Anabilim Dalı


19. Ülkü Ozan

FROM: GEZİCİ GEZİCİ YAZISI

DATE: 08 Ekim 2004 Cuma 20:47

TO: ÖMER BAYBARS TEK

SUBJECT: Bostancı Sahipleri Platformu

Saygıdeğer Öğretmenimiz,
Sitenizin deryasında gezerken, immortalite" -ki ölümsüzlük- kelimesini gördüm. Türkçe olsun.

Hocam yazılarınızla ölümsüz olduğunuzu daha hala kabul edemiyorsunuz?
Saygılarımla,Sevgili Öğretmenim
Ülkü Ozan

20. iyi günler sayın hocam

Thu, 18 Nov 2004 05:48:27 -0800 (PST)
esin önder" <Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.
Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

İyi günler hocam.

ben işletme tek üçüncü yarıyıldan öğrenciniz Esin Önder.

bugün sitenizi gezerken uzun zamandır ilgilendiğim bir konu gözüme çarptı.keşke daha önce farketmiş olsaydım da sorabilseydim diye düşündüm.

ben bu bölümü seçerken buradan mezun olduktan sonra denizcilik sektörüne yönelirim diye düşünmüştüm.denizcilik işletmeciliği bölümünü seçemedim çünkü fen bilimleri dalından sınava girmiştim..yalnız şimdi kendimi o alanda geliştirmek istiyorum.bazı şirketlerle temasa geçtim,charter dediğimiz kiralama sözleşmelerini inceliyorum boş vakitlerimde.2 kitabım var bu sektörde çalışan birinin önerdiği, "laytime calculation" ve "sea transport" adında.onları okuyup anlamaya çalışıyorum ancak dili biraz ağır kitaplar bu yüzden zorlanıyorum.

hocam acaba bana tavsiye edebileceğiniz Türkçe kitaplar varmı? yardımcı olabilirseniz çok sevineceğim.

hocam birde biraz garip olacak ama.. benim editörlüğünü yaptığım www.gonulsayfam.com diye bir site var.."AŞK MI AKIL MI?" yazınızı gerçekten hayran olarak okudum.izniniz olursa sitemize ekleyebilirmiyim? biraz amatör bir site.ilginç yazılarla geliştirmeye çalışıyoruz.izniniz olursa yazınızla bize renk katar,onur verirsiniz. teşekkürler..

saygılarımla

Wed, 24 Nov 2004 13:10:45 -0800 (PST)

esin önder" <Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

SUBJECT:öğretmenler gününüz kutlu olsun hocam..!!!

Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

öğretmenler gününüz kutlu olsun hocaaaammm...varlığınızla eğitim hayatımıza renk katıyorsunuz.

ikinci bir konu da şiirinizi eklememe izin verdiğiniz için çook teşekkür ederim...ilgiyle okunuyor.eğer izniniz olursa yazılarınızı,sözlerinizi de eklemekten şeref duyarız ekip olarak.

bugün yanınıza gelmeyi çok istedim..ancak istatistik sınavımız vardı,kendimizi eylül köşküne kapatmış çalışıyorduk.çok zor bir ders,zor bir sınav ve stresli bir gündü.sınavlardan sonra uygun bir vaktiniz olursa kitaplarımı size göstermek ve fikrinizi almak isterim..

mailimi cevapladığınız içinde ççookk teşekkür ederim,çok sevindim.
saygılarımla..

esin önder


21. DEĞERLİ ÖMER BAYBARS TEK HOCAM

Kimden:Duygu Cebeci Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.
Kime: Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. <Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. >'; document.write(''); document.write(addy_text55531); document.write('<\/a>'); //-->\n Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. ;
Date:21 Kasım 2004 Pazar 15:50

Subject: SAYGI VE TEŞEKKÜRLER

BEN MARMARA ÜNİVERSİTESİ İ.İ.B.F İŞLETME BÖLÜMÜ 3.SINIF ÖĞRENCİSİ DUYGU CEBECİ.
ÖNCELİKLE DÜZENLEMİŞ OLDUĞUNUZ YARIŞMAYA KATILMANIN VE DERECEYE GİRMİŞ OLMANIN BENİ NE KADAR GURURLANDIRDIĞINI SÖYLEMEK İSTİYORUM. DEĞERLİ HOCAM, SİTENİZİ SAYIN SERDAR PİRTİNİ HOCAM SAYESİNDE ZİYARET ETME FIRSATI BULDUM MAKALELERİNİZİ OKUDUKTAN SONRA PAZARLAMA KAVRAMININ KAFAMDA TASARLADIĞIM VE SATIŞ KAVRAMIYLA ÖZDEŞLEŞTİRDİĞİM BİR KAVRAM OLMADIĞININ FARKINA VARDIM. PAZARLAMANIN NE KADAR ÖNEMLİ BİR STRATEJİ OLDUĞUNU, HAYATIMIZDA NE DENLİ BÜYÜK BİR YERE SAHİP OLDUĞUNU ANLADIM. BAKIŞ AÇIMDAKİ BU DEĞİŞİMİ SİTENİZİ ZİYARET ETMEYE BORÇLUYUM. ÖNCELİKLE BİZİM İÇİN OLDUKÇA ÖNEMLİ BİR KAYNAK OLACAK SİTENİZ İÇİN ÇOK TEŞEKKÜR EDERİM.YAZIMI DEĞERLENDİRİP DERECEYE LAYIK GÖRMENİZ VE BU ÖNEMLİ SİTEDE YAYINLAMA İMKANI VERMENİZDE BENİM KONUMUMDA BİR ÖĞRENCİ İÇİN ANLATILMAZ DERECEDE BÜYÜK BİR ONUR KAYNAĞI. BUNUN İÇİNDE TEKRAR TEŞEKKÜR EDERİM. SİTENİZİ BUNDAN SONRA İLGİYLE TAKİP EDECEĞİM HOCAM.SİZİN GİBİ ÖNEMLİ VE BAŞARILI BİR HOCAYI TANIMAMA FIRSAT VERDİĞİ İÇİNDE SERDAR HOCAMA ÇOK ŞEY BORÇLUYUM.

BAŞARILARINIZIN DEVAMINI YÜREKTEN DİLERİM.
EN DERİN SAYGILARIMLA...

MARMARA ÜNİVERSİTESİ
İ.İ.B.F İŞLETME 3.SINIF
020500048
DUYGU CEBECİ


22. Merhaba hocam

30 Kasım 2004 Salı 13:25
Nasılsınız?
Hocam Piyale'den haber geldi. Pazarlama Direktörü .Serdar Çiloğ.lu e-mail göndermiş. Kabul edilmiş ve Pınar Algın Hanım ile görüşmem gerekiyormuş. Çok sevinçliyim hocam ve bunu size borçluyum. Size ne kadar teşekkür etsem az...
Tekrar herşey için teşekkür ederim.
Siz benim KUTUP YILDIZIMSINIZ.
Yönümü sizin sayenizde buluyorum...
BC


23.Teşekkür
Yurtsan Atakan
Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

02 Aralık 2004 Perşembe 11:47
Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. <Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. >'; document.write('
'); document.write(addy_text41442); document.write('<\/a>'); //-->\n Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. ;
Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. <Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. >'; document.write('
'); document.write(addy_text27807); document.write('<\/a>'); //-->\n Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. ;; Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

Sayın Prof. Dr. Ömer Baybars TEK

Çok zengin içerikli İnternet sitenizde, şahsımın da adını övgüyle andığınız eski bir yazınızı yeni okuma fırsatı buldum. Ve övgüleriniz karşısında çok duygulandım. Size sonsuz teşekkürlerimi sunarım.

Kişisel sitenizi de başta söylediğim gibi içerik açısından mükemmel buldum. Biraz da grafiğe ve daha önemlisi "navigasyon"a özen gösterilirse kişisel site boyutundan, profesyonel kaynak site boyutuna sıçrayacak. Örneğin, sitenin ana sayfasında statik bilgiler yerine, sürekli değişen dinamik öğeler olursa siteyi ziyaret her gelişlerinde, daha ilk sayfadan farklı bir şey bulacaklarını bileceklerinden, daha fazla tatmin olacak ve tekrar gelme arzuları artacaktır. Bir de sitenin her bölümünde yazıları, alt alta sıralamaktansa en güncelini verip, diğerlerine alttan ya da üstten başlık ve spotlarla bağlantı sunmak da kullanımı kolaylaştıracaktır.
Neyse..... hakkımda çok güzel övgüler bulduğum
ve içerik ve fikir zenginliğine hayran kaldığım sitenizi gezer gezmez, duygularımı paylaşmak ve teşekkür etmek istemiştim.

Sevgiler,
Yurtsan Atakan


24. Merhaba sayın hocam,
02 Aralık 2004 Perşembe 15:41
Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

tTeşekkür mektubu

Ben İffet Gözde Arıkan. Umarım iyisinizdir . Bu mektubu size duyduğum saygı ve minneti ifade edebilmek gayesiyle yazıyorum. Kişisel web sayfanızda benim yazımı dereceye layık ve yayınlamaya değer bulduğunuz için size çok teşekkür ediyorum. Sizin gibi uluslararası çapta isim yapmış,kıymetli bir hocanın beğeni dolu sözlerini işitebilmek beni ve ailemi çok mutlu ve gururlu kıldı. Bizi bu rotaya yönlendirdiği ve şu anda bu mektubu yazabilmem için vesile olduğu için değerli hocamız Serdar Pirtini'ye huzurunuzda teşekkür etmek istiyorum. Çalışmalarınızın , pazarlama alanındaki fikirlerinizin ve insana dair öğretilerinizin takipçisi olacağımdan ve benden beklediğiniz birşey olduğu takdirde , elimden geleni yapacağımdan lütfen şüpheniz olmasın...

Kendinize lütfen iyi bakın hocam,yurdumuzun sizin gibi insanlara çok ihtiyacı var.. Bir gün tanışabilmek umuduyla...
Saygılarımla... Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İşletme Anabilim Dalı Kooperatifçilik Bilimdalı Yüksek Lisans Öğrencisi
İffet Gözde Arıkan


25. Çok Değerli Prof.Dr.Ömer Baybars TEK Hocam,

Subject: teşekkür

Date: Sun, 5 Dec 2004 12:43:12 -0800 (PST)
To : Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. , "Ömer Baybars TEK" <Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.
From: Muharrem GULLUCE" Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

Sevgili hocam Serdar PİRTİNİ'nin öncülüğünde yazdığım makale size ulaşmıştır. Sizin gibi uluslar arası arenada haklı yerini almış, yaptığı çalışmalarla adından söz ettiren ve biz öğrencilerin örnek aldığı bir hocanın dikkatini çekmek benim için bir onurdur. Bizler için, her an başvurabileceğimiz bir kaynak olan sitenizde makalemi yayınladığınız için, size çok teşekkür ederim. Hocam sizi böyle bir akademik vesile ile tanımış olmaktan büyük şeref duyuyorum. Üniversitemizden bir arzunuz olduğunda bunu yerine getirmekten büyük onur duyacağım. Saygılarımla.

MUHARREM GÜLLÜCE

Marmara Üniversitesi
Sosyal Bilimler Enstitüsü
İşletme Anabilim Dalı
Kooperatifçilik Bölümü
(Yüksek Lisans Öğrencisi)


26. Hocam,

09 Aralık 2004 Perşembe 10:58

hafızanıza hayran olmamak elde değil.Bu küçük kediyi ta o dönemden hatırlamış olmanız inanın ihya etti beni.

"çocuklar gibi ağlamayacağım

ama adam gibi ağlayacağım

yani içimden "

diye biten bu satırları okuduktan sonra benim sizi takip etmeme gibi bir lüksüm kalmadığına emin olabileceğiniz gibi bunu zevkle yapacağıma da emin olabilirsiniz.Çok teşekkür ediyorum her şey için. İletişimimizin sürmesi dileğiyle, sevgilerimle;

SA


27. Sayın Ömer Baybars Tek Hocam,

Mon, 13 Dec 2004 16:20:43 +0200

Her şeyden önce bu güzel, mütevazi, gerçekçi ve bilgi dolu siteniz için teşekkür ederim; kendim ve inceleme şansını bulabilen herkes adına.. Büyük-küçük demeksizin katkıda bulunmak isteyenlere göstermiş olduğunuz kolaylık ve ilgiden ötürü de teşekkür ederim.. Ben, Değerli Serdar Pirtini Hocam'ın teklifi ve teşviki üzerine böyle naçizane bir yazı yazmıştım, siz de lütuf buyurup sitenizde sunumunu yapmışsınız; bunun için ayrıca teşekkür ederim.. Değerli çalışma ve yazılarınızı zevkle incelemeye devam etmek isterim.. Sizin için elimden gelebilecek en ufak bir iyilik adına bile lütfen arayınız..Kolaylıklar diler, saygılar sunarım.. A.UĞUR ARISOY 05358616620 Marmara Üniversitesi İ.İ.B.F. İşletme 3.Sınıf 020500014


28.Hocam Günaydın,

13 Aralık 2004 Pazartesi 13:52

Hakkımdaki güzel düşünceleriniz için öncelikle binlerce teşekkür. Bunlara layık olmaya çalışıyorum. Ayrıca şiirlerinizi okumaktan büyük bir keyif aldığımı söylemeliyim. Sizinle dürüstçe bir düşüncemi paylaşmak isterim. Genellikle Türkiye'de profesör denilince tıpkı ordudaki generaller gibi bir eğlence ortamında veya bir dost meclisinde her zaman ciddi olması gerektiğini düşünen ve kendisini zorlayan insan modelleri geliyor. Oysa, siz kendinizi bırakabiliyorsunuz ve bu bende büyük bir hayranlık uyandırıyor. 2000 yılında katıldığınız son pazarlama kongresindeki dans figürleriniz, bizi nasıl coşturduğunuz hala hatırımda. Şimdi de şiirlerinizi okuduğumda romantizm ancak bu kadar anlatılabilir diye düşünüyorum. Son derece önemli, zor, kafa yorucu bir iş yapıyor olsak da, biz de aşık oluyoruz, seviyoruz, nefret ediyoruz, ağlıyoruz. Bazen başkalarının bizden hiç ummadığı şarkıları dinleyebiliyor, bu şarkılarla hüzünlenebiliyoruz. Kimbilir belki bir gün bu şiirlerinizi bir kitapta toplarsınız.

Sizi tanımış olmaktan duyduğum onur çok büyük.

Saygılar,


29.SayınHocam,

Kimden: ND
Tarih: 06 Ocak 2005 Perşembe 16:00
Kime: Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.
KONU: Teşekkür

SayınHocam,
..........Üniversitesi'de pazarlama yüksek lisans öğrencisiyim.Tezimi
bitirmek üzereyim. Açıkça söyleyeyim çok zorlanıyorum. Çünkü tek işim bu
değil. Zaman ayırmak zorunda olduğum bir eşim ve iki çocuğum var.Tabi ki
çalışmak zorundayım da.Bugün evde kaldığım nadir günlerden biriydi. Çok
kararlıydım ama bugün de üstesinden gelemedim tezimin. Kızdım deliye
döndüm."ulan" dedim kendi kendime,"bu adamlar nasıl yapıyor bu işi?"bir
sürü kitap yazıyorlar, makale yazıyorlar, teoriler üretiyorlar vs. Sen bir
tezin hakkından gelemedin!" Sonra başladım araştırmaya "nedir bu
adamların hikmeti" diye. Web sayfanıza ulaştım. Her bölümü,her kelimeyi
dikkatlice okudum. Ve şurası çok etkiledi beni:
"Her arkadaş ve tanışınız için bir arama frekansı ve zamanı
vardır. Bazılarını yıllar sonra bile görseniz kalbinizdeki yerleri
aynıdır. Bazıları için ise değişik limitleriniz vardır. Bazıları sizi
gözden çıkarmıştır, bazılarını siz gözden çıkarmışsınızdır. Size iyilik
yapmış ya da geçmişte ilişkiler kurmuş olduğunuz insanlardan
bazılarıyla şu veya bu sebepten dolayı artık iletişime giremiyorsanız
bile, geçmişin anısına hürmeten o iyiliği saklarsınız. "Aynı suda iki
defa yıkanılmaz" prensibi benim için önemlidir. Kopmuş ilişkileri
dünyanın en büyük çıkarları uğruna bile yeniden canlandırmaya çalışmak
boşunadır. Eski tad olmaz. Bazı ilişkilerin niteliğini de beraberlik
bitince anlarsınız... Anlarsınız ki o ilişkiler,o güleryüzler o
bulunduğunuz konum sırasında business yani iş ilişkileri gereğimiş.
Onlara da selam olsun bu fani dünyada..."
Çok büyük bir zaafımın farkına varmama neden oldu bu
paragraf. Artık geriye dönüp bakmayacağım. Neden böyle oldu diye
sorgulamayacağım. Her sayfasını defalarca okuduğum kitaplarınız
haricinde, bu paragraf için de size teşekkür ederim. Umarım birgün ben de
bu paragrafı bir anı olarak,iyi bir tecrübe olarak bir yerlerde
yazarım, birilerine anlatma fırsatı bulabilirim.
Saygılarımla...

ND


30..Merhaba Hocam ;

Ö, Benay 18 Ocak 2005 Salı 08:19

Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. <Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. >'; document.write(''); document.write(addy_text56820); document.write('<\/a>'); //-->\n Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. ;

Tesekkürler

Uzun süreli meraklarımın arayışla sonuçlanmadıgı süre boyunca inanın sürekli aklımdaydınız. Ama nedendir bilinmez birşeyler vesile olmamıs ve ben size bir tesekkür maili bile atamamıştım. Zararın neresinden dönersek kardır diyerek bizlere katkılarınız ve yardımlarınız için ne kadar tesekkür etsem az kalır. Ben DEÜ 1999-2003 yılları arasında sizin dersinizi 1 yıl boyunca alabilen şanslı bir işletme bölümü mezunuyum.
Mail adresinden de görebildiğiniz gibi ben Benay Ö. , ........SERVİS MERKEZİ adında uluslararası bir şirkette satış temsilcisi olarak çalışıyorum.Tesadüf eseri sabah size ait bir site oldugunu kesfettim.
Size ve emeklerinize tekrar tekrar teşekkür ederim. Mezun olduktan sonra bile kitabınızı ara ara okuyorum. Mutluluğumu daha fazla anlatmak isterdim ama bu gidişle mailim sonu gelmeyecektir.

Benimle beraber sitenize bir takipçi daha eklendi.

İyi Çalışmalar ,


31. Sayın Hocam Selamlar,

" 87 " Hasan Rumani

5 Ocak 2005 Salı 10:06

Ben 87 mezunu Hasan Rumani, öncelikle hazırlamış olduğunuz sıradışı ve çok keyifli sitenizden dolayı sizleri tebrik ederim. Sitenize Dünya gazetesinde 25 Ocak 2005 de yazmış olduğunuz "0800" lü hatlar ve pazarlama ile ilgili yazınızda ki linkiniz üzerine ulaştım. Çok memnun oldum. İlk fırsatda izmire geldiğimde sizlerle görüşmek ister istanbula geldiğinizde de eski bir öğrenciniz olarak beklerim. Saygılarımla, Hasan Rumani


32.Sayın Hocam;

Subject: Tanışma

05 Şubat 2005 Cumartesi 14:31

Ben .........Üniversitesi, ......Yüksek Lisans öğrencilerinden A.Y. Sizinle ilk tanışmam ...........büyük emekle hazırlanmış sitenizdeki "Pazarlama Felsefesi" başlıklı yazınızı okumak ve kendimce yorumlamak suretiyle oldu. O günden beri mümkün olduğunca sizi takip etmeye çalışıyorum. Ancak hakkınızda öğrendiğim her yeni bilgi beni zaman zaman sanki bir kişi değil birkaç kişi hakkında bilgi ediniyormuşum hissine sürüklüyor. Bu kadar çok yönlü olmayı, bu kadar geniş yelpazede söz sahibi olabilmeyi ve üstelik tüm bunlara rağmen bu kadar mütevazı olabilmeyi nasıl başarıyorsunuz, bilemiyorum. Ve bu durum hedefi akademik kariyer olan benim için gerçekten göz korkutucu. Çünkü değil sizin gibi olabilmek, bütün enerjimi harcasam da size yaklaşamam gibi geliyor. Ama her şeye rağmen deneyeceğim. Belki akademik ünvan ya da çok konuda söz söylemem mümkün olmayacak ama en azından sizin gibi değerli kişilerin fikirlerinden yararlanma şansını yakalayacağım.

Amacım sözü daha fazla uzatarak değerli zamanınızı almak değil, yalnızca sizinle ilgili düşüncelerimin yalnızca küçücük bir bölümünü ifade edebilmek. Umarım davetsiz iletişim çabamı ve sitenizden edindiğim samimiyet izlenimi ile haddimi aşan sözlerimi hoş görürsünüz.

Saygılarımla,

A.Y


33.Sayın Hocam,
Yıllar sonra da olsa size e-posta ile ulaşmak istedim. İnternette dolaşırken sizin sitenize rastladım, okul dönemlerine döndüm (1989-1993). Sizden aldığım ilk pazarlama dersinde söylemiş olduğunuz " Önce kendiniz pazarlamayı öğrenmelisiniz." sözünün ne kadar doğru olduğunu iş hayatına girince anladım. Bugüne kadar Kurumiçi eğitimlerde vermiş olduğum eğitimlerde derslere başlarken sizin bu sözünüzle başladım. Sizin kitap ve makalelerinizden hala yararlanmayı sürdürüyorum. Eşinizden muhasebeyi, sizden pazarlamayı öğrendik, her zaman sizlere müteşekkirim. Selamlar...

ISMAIL VURAL

Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

Fri, February 25, 2005 6:42 pm

34.Hocam merhabalar.
.........işte ben de sizin öyle büyük bir hayranınızım. Sitenizde gezdiklerim, gördüklerim, bulduklarım benim hayata bakışımı değiştirdi. İnsanın elinde sadece bunlar kaldığını anladım. Ben, Özgür Alaz, İTU işletme mühendisliği öğrencisi ve pazarlama aşığı biriyim. Hocam, öğrendiklerimi ve gördüklerimi bir siteyle paylaşmaya başladım. www.marketallica.blogspot.com Bu siteye bakarsanız, ve yorum yazarsanız inanın çok mutlu olurum. Yazdıklarımın en azından sizin tarafınızdan görüleceğini bilmek bana gurur verir. Ve sizinle tanışmayı çok isterim hocam. Eğer istanbul'a gelirseniz sizi görmek isterim hocam. Şimdiden teşekkür ederim, hocam Saygılarımla

Özgur Alaz


34.Merhaba sayın hocam,

01 Mart 2005 Salı 23:51

Umarım iyisinizdir.Ben de iyi olmaya çalışıyorum. Öncelikle sizden çok ama çok özür dilerim.Size cevap yazamadığım için gerçekten çok üzgün ve mahçubum.Uzun süre bilgisayar erişiminden mahrum kaldığım (bilgisayarım arızalandığı ve yapılması uzun sürdüğü) ve sağlık sorunlarımla uğraştığım için size ulaşamadım.

Sayın hocam,iletinizi aldım.Eleştirileriniz için çok teşekkür ederim.Lütfedip,bana zaman ayırdığınız için minnettarım. Zira yoğun uğraşlar ve temposu olan bir hayat sürmektesiniz. Önerileriniz doğrultusunda yazımı tekrar düzenleyeceğim ve elimden geldiği ölçüde yazmaya devam edeceğim. Bunu yaparken sizin gibi bir üstadın manevi desteğinin bizler için, ne ölçüde önem arzettiğini takdir edersiniz herhalde.

İzin verirseniz hocam,biraz kendimden,bu sıralar neler yapıp ettiğimden,neler yaşadığımdan bahsetmek isterim. Kendimi sosyal,insanlarla iyi iletişim kurabilen, azimli bir insan olarak tanımlayabilirim. Sürekli öğrenmek ve gelişmek için çabalıyorum. Çünkü insanoğlunun gelişmesinin sınırı yok diye düşünüyorum. Sizi bugünkü konumunuza getiren güdü azminiz ve çalışkanlığınız olsa gerek. Ve ben sizin gibi hocalarımızı kendime örnek almak istiyorum. Çünkü ülkemizde genç insanların önüne sunulan alternatif modellerin çok sağlıklı olduğunu düşünmüyorum. Ve belki de yazılarıma da bu isyanımı yansıtıyorum. Etik değerler niçin bu kadar yozlaşmış demekten kendimi alamıyorum. Siz ise bize ışık tutuyorsunuz,içimizi karartanlara inat! Hali hazırda size yakınabilmeye cesaret bulduğum,kompleksli,kendisine ve insanlara küs,öğretme sevgisi olmayan bilakis heves kıran öğretim görevlileri var. Size bakıp utanmaları lazım desem ne dersiniz hocam? Beni bağışlayın ama yolun başında da olsak biz de psikolojisi olan canlılarız. Aslında hiçbir büyüğüm ve hocam için böyle yorum yapmak istemem,lütfen mazur görün. Kişiliklerimizi sınıfın dışında bırakarak derse girer ve iletişim yerine monolog dinleyicisi olursak ne kadar öğrenebiliriz. Eğitim hayatım boyunca hiçbir hocamla ilgili bir sorun yaşamadım bugüne (!) değin. Dilerim bundan sonra da böyle olur.

Hafta sonlarımı insan kaynakları ile ilgili bir kursa giderek değerlendiriyorum.Yarın da iş görüşmem var. Dış ticaret elemanı adayı olarak, büyük bir şirketler gurubuna başvurdum. En büyük handikapım deneyimsiz oluşum ama başarmaya çalışacağım.Bana şans dileyin hocam ve lütfen tekrar affedin!

Kendinize iyi bakın

İçten sevgi ve saygılarımla...

A.G. (İ)


35.Sayın hocam
Original Message -----
From: "figen sandal"
To: Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. >
Sent: Tuesday, March 29, 2005 4:28 PM

Sayın hocam,

Hazırlamış olduğunuz web sayfası oyle güzel ki , tesekkür etmek istedim . İnanın bu kadar sevdiğim şeyi (bagışlayin daha uygun bir kelime bulamadım) Tagore, Behçet Necatigil, şarkılar, Nazım vs vs... birarada bulmak beni çok mutlu etti
Ellerinize sağlık
Saygılarımla

Figen Sandal


36. Sayın Hocam

From: "berrin Kuleli" Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.
To: < Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. >
Sent: Thursday, March 31, 2005 4:51 PM
Subject: Tüketici alışkanlıkları

Merhabalar!... Bir vesile ile web sitenizi ziyaret ederek , pazarlama, tüketici alışkanlıkları, müşteri beklentileri konularında ki engin bilgi ve tecrübelerinizi hayranlıkla okudum. Size kısaca kendimden sözetmek isterim. Ben Shell şirketindeki profesyonel iş yaşantıma 6 yıl önce kendi şirketimi kurarak devam etme kararı almış bir kadın girişimciyim. Türkiye'de müşteriye sunulan hizmetin kalitesinin artmasını sağlayacak zincir mağazalar için Gizli Müşteri operasyonunu yürütüyorum. 2002 yılında şirketimi uluslararası standartlara taşımak ve dünya çapında tüketiciler ve beklentiler konusunda daha derin bilgi sahibi olmak amacıyla Shopnchek Worldwide/U.S.A'i Türkiye, Romanya ve Bulgaristan'da temsil etme hakkını aldım. Shopnchek dünyada ilk kez gizli müşteri araştırmasını bir iş olarak ortaya çıkaran ve sonra da globalleşmek için dünyaya yayılmış bir firma. Bizler mevcut bilgimizi Shopnchek'ten aldığımız know-how ile oldukça yükseklere taşıyarak Türkiye'de gerek ulusal ve uluslararası sektör lideri önemli firmalarla çalışma şansı elde ettik. Ben araştırmalarınız veya konferanslarınız için fikir alışverişi yapmaktan (BT değiştirilmiş eki) memnuniyet duyacağımı bilmenizi isterim.
Saygılarımla,

Berrin Kuleli
Piramit Danışmanlık - Shopnchek/Turkey
Bahariye Cad.No:82/9
Kadıköy/İstanbul
Tel:0216 4491593(pbx)
www.piramitdanismanlik.com


37.From: BURCU SUMER

To: baybars tek

Sent: Sunday, May 01, 2005 11:10 AM

Subject: 10.000.ziyaretci

Hocam az once sitenizde 10.000.ziyaretciyi aradiginizi gordum, dun yani 30 Nisan gunu (saat 09:30 civarlariydi ama tam hatirlamiyorum) ben ziyaret etmistim siteyi 10.000. olarak, aradiginizi yazmasaydiniz soylemeyecektim, cekinirim ben ucunda armagan olan durumlardan ama madem ki ariyorsunuz soylemek durumunda kaldim ve aslinda cok mutlu oldum yeni kitabiniza boyle bir vesileyle kavusma ihtimaline, cunku ilk duydugum gunden beri sitenizin iyi bir takipcisiydim. Ama hocam, "kanitlayan" demissiniz, sayfayi kaydetmemistim cunku size bildirme gibi bir dusuncem yoktu; yani kanitlamam imkansiz ama webmasteriniza sorarsaniz belki hangi bilgisayardan 10.000. tiklama yapildigi goruluyordur, ben pek anlamam teknolojiyle aram o kadar iyi degildir!

Kanitlanamazsa, ya da baskalari cikip "bendim" derse de hic onemli degil (zaten genelde bir hediye oldugunda taliplisi cok olur). Ben nasil olsa alirim yine yeni kitabinizi, ama umarim sizin takipcileriniz de sizin kadar durusttur de boyle bir yanlis anlama olmaz. O zaman kitabi alamayacagim icin degil sadece sizin benim durustlugumden suphe etme ihtimaliniz olacagi icin uzulurum.

Hocam gercekten oyle bir durum olursa ben cok rahatsiz olurum ve keske dun hic sitenize girmeseydim diye dusunurum. Odul degil ceza haline gelir bu durum benim icin. O yuzden en iyisi; baska biri cikip boyle bir iddia da bulunursa ben hakkimi ona vereyim. Benim icin sizin benim hakkimda yanlis dusuncelere kapilmamaniz cok daha onemli maddi seylerle kiyaslandiginda. Dedigim gibi ben nasil olsa alacagim yeni kitabinizi

İnanin simdiden huzursuz oldum ben, hic bildirmemeyi de dusundum ama bu sefer de herkes durust davranirsa ortaya kimse cikmayacak, sizde aramaya devam edeceksiniz... Ne yapacagimi sasirdim yani...

Hocam bu uzun maille de epeyce vaktinizi almis olmaliyim, kusura bakmayin

Hoscakalin

Sevgi ve Saygilarimla

Burcu

From: BAYBARS TEK

To: BURCU SUMER

Sent: Sunday, May 01, 2005 11:17 AM

Subject: ÇOK SEVINDIM BURCU BUNA LAYIKSIN

Sevgili Burcu

Hayatımda aldığım en güzel mektup bu desem abartmam. Senin kazandığına nasıl sevindim bilemezsin. Sanmıyorum bir başkasının çıkacağını. KanıtIar konusu nasıl olur ben de bilmiyordum ama senin OLMAN BENCE YETERİNCE BİR KANIT. AYRICA DA BU GÜZEL MEKTUBUNU ZİYARETÇİ ANILARINDA YAYINLAYACAĞIM. İSTEMEZSEN İSMİNİ KOYMADAN YAYINLARIM. GÖZLERİNDEN ÖPERİM ŞİMDİ DUA ET.KİTABIMI BİTİREYİM.

BAYBARS HOCA

From: BURCU SUMER

To: BAYBARS TEK

Sent: Sunday, May 01, 2005 3:23 PM

Subject: Re: ÇOK SEVINDIM BURCU BUNA LAYIKSIN

Hocam,

Bende ilk defa bir e-mail sayesinde sevincten gozyaslarima hakim olamadim ekran karsisinda. Bu denli guveninizi kazanmis olmak bana buyuk gurur ve mutluluk verdi ve cok duygulandirdi. 10.000. olmanin sagladigi en buyuk odul de sizin bu tavriniz oldu benim icin. Bunun icin cok tesekkur ederim size, zaten pazarlama alaninda benim idolum olmustunuz, artik insanlik adina da idolum olarak gordugum sayili kisilerin arasindasiniz.

“10.000. ziyaretci” basligiyla gonderdigim bir onceki maili istediginiz zaman sitenize ekleyebilirsiniz, ismimi yayinlamaniz konusunda da hicbir sakinca yok benim icin, aksine gurur duyarim.Aldiginiz yeni odule de cok sevindim, fazlasiyla hak ettiginizden eminim, yeni gelismeleri de devamli takip etmekteyim. Kitabin bir an once, icinize sinecek sekilde cikmasi konusunda da tum kalbimle dua edecegim.

Kısaca size bu 10.000. olmamin oykusunu de anlatmak isterim. İlk kez gecen donem bizim dersimizde duyurmustunuz bu konuyu ve o an icimden “keske ben olsam” diye gecirmis ve cok istemistim. Zaten o gune kadar devamli takip ediyordum siteyi, o gunden sonra ise ziyaretci sayisini da takip eder oldum, ama o zamanlar daha 5.000 civarlarindaydi. Bu Cuma aksami sitenize girdigimde ise 9970'e ulastigini gordum. Cumartesi sabahi da bir heyecanlanla girdim siteye ve gordum ki sadece birkac kisi kalmis 10.000'e!İtiraf edeyim 5-6 kere internete baglanip siteye girerek 10.000 olmayi basardim! Umarim bu size etik disi gelmez, sadece cok istedigim birsey icin ufak bir caba gosterdim. Biliyorum ki benim kadar aylardir takip edip bu kadar isteyen olmamistir zaten! Sadece maddi degerden dolayi bu kadar cok istememistim bunu elbette, sizin elinizden bir odul olarak kitabinizi almanin, hatta benim icin imzalamanizin manevi degeri buyuk benim icin. “Birseyi cok istersen olur” derler ya gercekten oluyormus sanirim. Bu benim bugune kadar kazandigim tek ve en anlamli odul. Ama az once de belirttigim gibi sizin tepkiniz en buyuk odul ve mutluluk oldu benim icin.

Bir de 10.000. oldugumda bir link cikip adimi falan soracak sanmistim oyle olmayinca da bu istegimden vazgectim tabii. Zaten boyle konularda cok cekingenimdir ben, bir de gelip size durumu anlatamazdim eger aradiginizi gormeseydim. Yine de soylememeyi dusundum, cekindim baskalari da ortaya cikar da yanlis anlasilirim diye. Ama herkes durust davranirsa da kimse cikmayacakti ve siz arayip, meraklanmaya devam edecektiniz. Sonunda aciklamaya karar verdim ama halen de israrliyim ki biri daha cikarsa kitap onun olsun. Ben zaten alabilecegim en guzel odulu sizin az once yazdiklarinizla aldim.

Sonsuz tesekkur, sevgi ve saygilarimla...

Burcu


38.Mete VAN

From: "Sentim" <Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. >'; document.write(''); document.write(addy_text34637); document.write('<\/a>'); //-->\n Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. ;
To: <Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. >'; document.write('
'); document.write(addy_text78263); document.write('<\/a>'); //-->\n Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. ;
Date: Wed, 25 May 2005 18:43:07 +0300

Sayın hocam
Yıllar sonra mezun olduğum üniversitemin Web sayfasında ve yahoo.com daki bir arkadaşın verdiği adres ile size ulaşmak çok güzel bir duygu.Bizler 1988 mezunları olarak birbirimizden tamamen koptuk.Görüyorsunuz ki 17 yıl sonra size ancak internet rastlayabiliyoruz.Değerli şahsiyetiniz ile ilgili bilgileri okurken o günleri geri döndüm.Ama iyi olmadı.Ne sizin gibi birileri şimdilerde bize yol gösteriyor ne de değerli eşiniz Nergiz hanım gibi.Ama hep düşünüyorum ki:herkes bizim kadar şanslı olmuyor. Yüzlerinizden o hayat dolu tebessümünüz ve neşeniz eksik olmasın.Sizin ve değerli eşiniz ellerinden öpüyorum.

iyi çalışmalar diliyorum.
Mete VAN


39.From: Ufuk Cakmak

To: Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

Sent: Wednesday, June 01, 2005 5:20 PM

Sayın Ömer Bey,

Internette tesadufen sayfanıza rastladım. Inanılmaz begendim fikirlerinizi, hayat felsefenizi, izlenimlerinizi ve su anda aklıma gelmeyen bir sürü guzel ve mükemmel sıfatı ekleyebılırım isminizin önüne. Ayrıca üzüldüm de sizin gibi bir akademisyeni niye daha önce farketmedim diye.. Tamamen doğaçlama hic düsünmeden yazdığım (heyecandan) bu satırları şu sözleri söyleyerek bitirmek istiyorum..

İYİ Kİ VARSINIZ..ELİNİZE GÖNLÜNÜZE SAĞLIK...

Sağlıcakla kalın

MRS UFUK Ç.
International Marketing Manager

Ufuk hanım

İçtenlik ve övgü dolu mektubunuz için çok teşekkür ederim.Ben bu siteyi hazırlarken bu ana kadar yaşadıklarımın hemen hemen hiçbirini hayal etmemiştim.Sonradan yavaş yavaş oluştu herşey.Tabii ki insani bir duygu olarak paylaşmak istediğim düşüncelerin ses getirmesi ,birilerine bazı mesajlar vermesi, beni mutlu ediyor ve coşkuma coşku katıyor.İnsanın içine hep bir ses vardır. O her türlü karmaşadan kaçıp sakin sessiz bir deniz kenarına gitmek gibi.İşte sizin gibi değerbilen değerli insanlar çıktıkça o hayalleri hep erteliyoruz...Kimse mükemmel değildir ama ben duyduklarımı, düşündüklerimi, yaşadıklarımı ve bilimsel izlenimlerimi gönlümce yazıyorum.Beni bu güne kadar tanımamış olmanız doğaldır. Her ne kadar akademik camida ve birçok profesyonel dünyada ,çeşitli gazete ve işletmecilik dergilerimdeki yazılarım ve kitaplarım dolayısıyla tanıyan çok olmakla birlikte, Web sitemin kuruluşundan sonra insanlara kendimi daha iyi anlatabildiğimi sanıyorum.Bu sizlerden aldığım geribildirimlerle görülüyor.Ancak, profesör oluncaya kadar başkalarının gözünde başarı sayılabilecek bir çok şeyi insanlardan saklama gereği duydum. (Artık korkacak ya da kaygı duyacak bir şey kalmadığını düşünüyorum. Sizin gibi takdir ve sevgi ile yanaşanlar olacağı gibi , insanın bu dünyadaki dramı nedeniyle, kendilerini eksik hissedenler, farklı düşünenler de çıkacaktır. Oysa bana göre dürüst , çalışkan insan hatta çöpleri karıştırıp, toplayıp, gidip namusu ile satan bir kişi bile namussuz bir profesörden daha değerlidir): Web olmasa ,yine de ,birçok kişi benimle ilgili birçok şeyi bilemeyecekti.Web sitemin gerekçesini okuma fırsatı bulduysanız bu konuyu orada sanırım daha iyi açıkladım. Bu arada şirketinizin Web sayfasına da baktım.. Ben de sizi bilmiyormuşum.Birgün Fakülteme gelme şansınız olursa bir çay kahve içmekten mutluluk duyarım.Gösterdiğiniz ilgiye tekrar çok teşekkür eder sevgilerimi yollarım.

Baybars TEK

Subject: Re:cevap

Baybars Bey,

Cevabınızın benı ne kadar mutlu ettıgını size kelimelerle ifade edemem...Sizde farklı birseyler var sezdigim. Son derece icten, sıcak, donanımlı bir o kadarda cesur yazılarınız. Artık sizin fanatiginiz oldum bilesiniz :). Su anda calıstıgım fabrikanın Pazarlama Bolumunun basındayım ve isimi cok seviyorum. Daha dogrusu insanlarla iliskıleri, guzel seyler uretmeyı, bıldıklerımı paylasmayi, insan olmayı (cogu insan bunu pek beceremıyor!) ve hepsinden onemlisi BASARI ya asıgım.Insan psikolojisi ilgi alanlarım arasinda cok onemli bir yer tuttugu icin ve isim geregı insanlarla irtibat halinde olmam ve onların durustlugum, is dısıplinim ve deger yargılarımla musterılerımın guven ve takdırlerını kazanmam ınanılmaz ve parasal degerı olmayan bir haz benim icin..Keske ogrencınız olma sansına sahıp olabılseydım ama ne yazıkkı bunun icin cok gec yas 35 ve yolun tam yarisindayim :( Çöpçü ve profesör karsılastırmaniz ne kadar hos! Ayni bakis acısından bakıyorum dunyaya. Kimseyi gozumde kolay kolay buyutmem ılahlastırmam ama sız benım ıcın bır Basbakandan, Maliye bakanından, Dıs Isler bakanından cok daha saygıdeger, donanımlı ve gercek bir lidersiniz. Isım geregı dunyanın cogu ulkesını gezdım hatta bunların bazıları sızın gezdıgınız yerler lıstesınde de var. Tabii bu ulkerelere sımarık zengınler gıbı hani derler ya "Parıse cay ıcmeye gıttık" eglence amaclı degıl is amaclı gittim. Yoruldum,terledım, üzüldüm,sevindim belki sonunda bir yerlere geldim ama inanin bu koltuga tırnaklarımla kazıyarak geldım.

Begendıgım bır baska soz ise yazılarınız arasında, ki bu sozu hep kullanırım gunluk yasantımda "Her karar bir vazgeciştir", ne kadar anlamlı bir söz....Bir baska dua var begendigim ve sizinle paylasmak istiyorum "Tanrım bana degistiremeyecegim seyler icin sabır, degistirebılecegım seyler icin cesaret, her ikisini birbirinden ayırd edebilmem icin de bilgelik ver!"

Tanıdıgım herkese sızın web adresınızı verdım, sızın yazılarınızı okumanın onların yasamlarına cok buyuk degerler katacagına ınanıyorum...

Sizinle tanısmak benı ınanılmaz mutlu edecektir. Nazık davetınız ıse benı cok memnun etti. Aslında sizi fabrikamızda da agırlamaktan cok memnun olurum, musait bir zamanınızda fabrıkamızı zıyaret etmeniz bizi cok onurlandıracaktır.

En kısa zamanda gorüsmek ümidiyle, Saglicakla kalin...

MRS UFUK Ç.


40.Baybars Hocam merhaba

----- Original Message -----

From: Didem Ridvanoglu

To: BAYBARS TEK

Sent: Thursday, June 09, 2005 11:46 PM

Subject: Baybars Hocam merhaba

Baybars Hocam merhaba, caseler elimizde. Çok teşekkür ederiz, yazın sizi çok özleyeceğiz. Case'i teslim etmeye geldiğimde sizi görüp iyi tatiller dilemeyi umuyorum, inşallah karşılaşırız. Bu bir sene sayenizde ufkumuz genişledi.Birbirinden keyifli dersler geçirdik.Lisansta size uzaktan bakıyordum ve sizin gibi bir eğitmen tarafından ders verilmenin gururunu yaşıyordum, şimdi her derste yanınızda oturup sizi dinlemek ve nacizane yorum yapmak inanılmaz keyifli.Hocalığınız, yol göstericiliğiniz ve samimiyetiniz için ne kadar teşekkür etsem azdır.

Sevgiler ve saygılar

Didem

Sevgili hocam,

Yazdıklarımı web sitenizde yayınlamanız benim için gururdur, sizin için de problem yoksa ismimle yayınlamanız beni çok mutlu eder.Danışmanım malesef siz değilsiniz, ama sizin öğrenciniz olma keyfini yaşamak bile büyük şans.

Nişanlıma :) selamlarınızı ileteceğim, o da bizim dersimize bir kere katılmıştı, sizi Emreyle de çok konuşuyorum :)

Tekrar tekrar teşekkürler.

Sevgiler ve saygılar

Didem


41.Sevgili hocam,

----- Original Message -----

From: Deger Sahan

To: Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

Sent: Wednesday, June 08, 2005 12:01 AM

Subject: uzun zaman sonra

Sevgili hocam,

Uzun zaman sonra size ulasabilme fırsatini tamamen tesadufi olarak kesfettigim internet siteniz sayesinde buldum. Belki beni hatirlamakta gucluk cekersiniz. Zira en son siz ABD'ye gitmeden once (2001 yili Haziran ayi idi) sizi ziyaret etmistim ve yuzyuze gorusebilmistik. Ben Deger Sahan ,1999 yilinda Uretim Yonetimi ve Pazarlama dersinizi almistim. Size pek cok konuda fikir danismis ve yardiminizi almistim. Her zaman tum ictenliginizle yanimda oldugunuz icin size cok tesekkur ediyorum.

Eger firsatiniz olur ise sizi ziyaret edip o cok ozledigim pozitif enerjinizi, hossohbetinizi sizinle kisa bir sureligine de olsa paylasmak istiyorum. Fakultedeki gorusme gunlerinizi bildirebilirseniz cok sevinirim.

Bu arada web sitenizi incelemekteyim. Tek kelimeyle mukemmel olmus.

En derin saygilarimla,

Deger SAHAN


42.Merhaba Sevgili Hocam,

---- Original Message -----

From: "elif yildiz" < Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. >

To: < Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. >

Sent: Sunday, July 10, 2005 11:38 PM

Subject: Merhabalar..

Merhaba Sevgili Hocam,
>
> Ben Elif YILDIZ.Dokuz Eylül Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler
> Fakültesi İşletme bölümü 2. sınıf öğrencisiyim.Hatırlarsanız
> geçenlerde Alsancak otobüsünde karşılaşıp sohbet etmiştik.
> Bu sene Pazarlama dersimize siz girdiniz. Daha önceden de ününüzü
> duymuştum ama açıkçası bu kadar seveceğimi ve bu kadar farklı
> olacağınızı tahmin etmemiştim. Bana pazarlamanın özünü kavrattınız ve
> pazarlamayı sevdirdiniz. Belki bunlar alışıldık laflar ama size
> düşüncelerimi yine de iletmek istedim.
> Eğer kabul ederseniz sizinle çalışmak ve size yardım etmek istiyorum.
> Tabii sizinle öğrenmek ve kendimi böylece geliştirmek istiyorum.Sizden
> öğreneceğim çok şey olduğuna inanıyorum.Pazarlama hakkında bir konu
> verirseniz araştırabilirim. Size herhangi bir konuda yardımcı
> olabilirsem ne mutlu bana..
> Pazarlama konusunda kaynak bulma gibi bir sorunum da yok hocam.Çünkü
> ağabeyim Stanford Üniversitesinde Pazarlama üzerine doktora yapıyor.O
> yüzden üniversitenin kütüphanesinden de araştırabilirim. Bana çok
> yardımcı olur kabul ederseniz eğer.
> Şimdiden her şey için teşekkür ederim..
>
> Saygılarımla,
>
> ELİF YILDIZ


43. From: Deniz Kite To: 'BAYBARS TEK'

Sent: Thursday, July 14, 2005 1:04 PM Subject: web icin

Baybars adini duydugumda, ki ilk kez duymustum, merak bu ya, “web sitesine bir bakayim,” dedim. Iyi ki demisim. Saatlerce cikamadim siteden, okumakla bitmiyor. Dahasi

kendimden parcalar buldum, dusler kurdum, “ah, evet” dedim, “belki” dedim, “neden olmasin “ dedim… Dusundum, gulumsedim, gozlerim yaslandi.. Sonra soguk bir bira aldim dolaptan, okumaya devam ederken kahkahalar atim…

Hala okuyorum. Emeginiz icin tesekkurler

Deniz Kite, MA

Mediator/ Psikolog


44.Öğrenciniz Deniz GENÇKAYA'dan..

----- Original Message -----

From: Deniz Gençkaya

To: Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

Sent: Monday, July 18, 2005 3:43 PM

Subject: Öğrenciniz Deniz GENÇKAYA'dan...

Sayın Hocam,

DEÜ İşletme 2. sınıftayken sizi ve pazarlamayı tanıdım. Anlattıklarınız klasik bir öğretmen öğrenci ilişkisindeki teorik bilgiler ve nasihatlerle dolu değil; aksine dile getiremediğim, insana saygıyı ön planda tutan bir yaşam tarzıydı.

Esnaflara, market sahiplerine ve birçok işletmeciye anlatamadığım; dolayısıyla tartışmaktan yorgun düştüğüm ve kendimi haksız hissettiğim bir çok konuda haklıydım ve görüşlerimi öyle güzel dile getiren birileri vardı ki...

İlk dersinizde gözlerimin içi parladı. "Benim sadece yaşam tarzım bu, iş hayatına yansıtamam" tereddütüyle ikilemde kalmışken nasıl bir mutluluktu benim için anlattıklarınız..

Zamanla Pazarlama konusunda daha çok bilgi edindim ama hayranlığım klasik pazarlama anlayışına değil; sizin geniş ve insancıl bakış açınızla yansıttığınız pazarlamaya ve özellikle sizeydi.

Ben bir öğrenciniz olarak bu kadar heyecanlanıyor, "Ömer Baybars Tek benim de hocam" diyorsam kimbilir aileniz, çocuklarınız ve diğer dostlarınız için ne kadar büyük bir gururdur sizi yakından tanıyor olmak...

Okula devam ettiğim dönemde İstanbul'daki bir reklam organizasyon şirketiyle beraber çalıştım. Burada bir takım markalar için projeler ürettik, bunların kampüslerde uygulanmasında görev aldık ve çeşitli pazar araştırmaları ile çalışmalarımızı değerlendirdik. Ve bu şekilde tüketiciyi daha yakından tanıdım.

ToyotaSa'da 2 aylık bir staj yaptım ve bana çok şey kattığına inanıyorum. Çünkü orada da aslolan "İnsana saygı"ydı.

Şu anda Carlsberg - Türk Tuborg'ta staj yapıyorum. Ticari Pazarlama departmanındayım.

"İş verilmez, alınır" bilinciyle girmiş dahi olsam yoğunluk ve sanırım biraz da bakış açıları nedeniyle birşeyleri öğrenme fırsatını çok zor buluyorum. Piyasayı ve pazarlama çalışmalarını beklediğim kadar ayrıntılı öğrenemesem de birşeyler kapmaya çalışıyorum.

Ayrıca her stajyere verildiği gibi benim de bir projem var:

"İçecek Sektöründe Etkili Promosyon hazırlanması ve Yönetimi" başlığı altında bir çalışmam olacak.

Bunun için araştırmalara başlamıştım ve sizin web sitenizi inceliyordum. Ziyaretçi notlarını gördüm ve uzun zamandır yazmak istediğim e-postayı şimdi göndereyim dedim. Sanırım epeyce de uzun tuttum:)

Herşey için, özellikle de sizden öğrendiklerim için çok çok teşekkürler.

Öğrendiklerim karşılığında size en içten sevgilerimi sunabiliyorum, umarım alışverişimizi anlamlı kılabilmişimdir. Bunu siz sağladınız zaten :)

Sonsuz saygı ve en içten sevgilerimle...

Deniz GENÇKAYA

Youth Republic A.Ş. - Youth Marketing Agency

DEÜ Kampüs Marka Yöneticisi

Ege ve Akdeniz Bölge Sorumlusu


45. From: onur tezdogan

To: BAYBARS TEK

Sent: Friday, July 22, 2005 12:07 AM

Subject: DOGUM GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN

Merhabalar Sayın Hocam,

Hocam aklımda yanlış kalmadıysa dogum gününüz bugündü, eğer değilse 23 Temmuz olması gerekiyor. Doğum gününüzü en içten dileklerimle kutlar nice uzun mutlu yıllar dilerim. Allah size uzun sağlıklı ömür versin ki bizde sizin bilgi, tecrübe ve babacanlığınızdan uzun yıllar yararlanalım:)

Hocam mail atmıyor, arayıp sormuyorsam bu sizi unuttuğum anlamına gelmesin. Her zaman aklımdasınız sadece çok sık rahatsız etmek istmiyorum.

Kendinize çok iyi bakın hocam, hoşçakalın.

Saygılarımla,

Onur TEZDOĞAN

Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

----- Original Message -----


46. From: gulcinnozturk

To: Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

Sent: Saturday, July 23, 2005 3:21 PM

Sevgili hocam

Nasılsınız.Az önce pazarlamayla ilgili araştırma yaparken sitenize rastladım . Böyle bir site hazırladığınız için çok teşekkür ederim.ben şu anda Universiade da çalışıyorum. buradan çok geç çıkıyoruz ve okula uğrama fırsatım maalesef olamıyor.2.sınıfta dersime girip bana pazarlamayı çok sevdirdiğiniz için çok teşekkür ederim.Bu arada adımı her gördüğünüzde hatırlayıp , halimi hatırımı sorduğunuz içğin de çok teşekkür ederim.Yüksek lisansı da pazarlama alanında yapmayı düşünüyorum.Bu yüzden tekrar kitabınızı okumaya başlayacağım.Eskişehirdeydi kitabım annemler izmir'e gönderecekler.Kitabınızdan çok fazla faydalanıyorum.Böyle bir eser yarattığınız için ayrıca teşekkür ederim.Hocam ben elimden geleni yapacağım umarım yüksek lisansta da öğrenciniz olma imkanını yakalarım.Buradan fırsat bulduğum an sizi ziyaret edeceğim.

Saygılarımla;

Gülçin ÖZTÜRK

 

Devamını oku...

Pazarlama Etiği

AKADEMİK DÜNYADA KAYNAK GÖSTERMEK...

Ömer Baybars TEK: 3.NİSAN.CUMARTESİ 2004

Akademik yaşamda öğretim elemanları ve her düzeydeki öğrenciler tarafından sunuş, makale, konferans,bildiri , kitap vb gibi vb gibi entelektüel sermaye ürünlerinin hazırlanmasında yararlanılan kaynakların gösterilmesi gerektiğini bilmeyen yoktur. Ancak son zamanlarda bu kaynak gösterme işinin nasıl olduğunu bilmeyen veya bu işi hakkıyla yapmayanların sayısında inanılmaz bir artış gözlemlenmektedir...

Bu tür bilimsel çalışmalar yapılırken yararlanılan sözlü ya da yazılı kaynakların gösterilmesi hem etik hem de çoğu kez yasal bir zorunluluktur. Ancak bütün bunlardan daha da önemlisi, bilgilerinden yaralandığınız kişilerin eserinin adını anmak bir insanlık borcudur. Bu aynı zamanda iyi insanlık gereğidir.

Kaynak göstermenin bir başka gerekçesi de, hak edenlerin kredisini vermektir. Bunu vermediğiniz, vermek istemediğiniz zaman yaptığınız iş, düpedüz hırsızlık anlamına gelir. Bu bağlamda kaynak göstermeden alıntı yapanların alelade hırsızlardan hiçbir farkı yoktur. Hatta belki onlar çok çaresiz , cahil ve bilgisiz insanlar oldukları için bir dereceye kadar mazur görülebilirler…Çukulata , ekmek çalan çocuklar gibi..

Medyada gazeteci ya da köşe yazarı, kaynaklarını gerekmedikçe kamuya açıklamak zorunda değildir ama bu kişilerin mesnetsiz yazılar yazma hakkı da yoktur. Ama onların da belirli kişilere ait fikirleri kendi fikirleriymiş gibi de sunamayacakları açıktır. Bilim adamı da bilimsel temelli bile olsa gazetelere yazdığı yazılarda genel olarak kaynak göstermez. Bu gazete yazılarını doğasına aykırıdır. Ama yazdığı yazıların başka yerden alıntısı varsa onu gerektiğinde açıklamak zorundadır. Geçen hafta (5-10 Nisan 2004) büyük bir gazetenin ekinde bir genç yazar iVillage'dan yaptığı çeviriyi kendi ismiyle yayınlamıştı. Oysa, en azından çeviri olduğunu yazması gerekirdi !

Akademik yaşamda dipnot ve kaynakça hazırlamanın ise "araştırma nasıl yapılır" , "araştırma yöntemleri" vb adı altında yayınlanan eserlerde gösterilen belirli , çok ciddi ve de önemli kuralları vardır. Bu kurallara bakılarak, yazarların ne yapıp ne yapmadıklarının analizi çok kolaydır. Bu konularda akademik kurallara uygun davranmayanlar kendilerini hemen ele verirler. Eğer bir akademisyen, bir iki hata dışında, defalarca benzer hatalar yapmışsa, bunlar hata olmaktan çıkar, bilgisizlik, şaşkınlık, kötü niyet, okuyucuları ve değerlendirme hakemlerini hafife almak ve hatta kandırmaya teşebbüs anlamına gelir. Kuralların ciddiyetinin en önemli örneklerinden biri de, bir yazardan alıntı yapılırken, o yazar da o konuyu başka bir yerden alıntı olarak göstermişse, fikrin orijinal yazarının adının da mutlaka verilmesi gerektiğidir.

Kaynaklar, yazarın yazısının eserinin kalitesine de ayna gibi ışık tutar. Örneğin, kullandığı kaynakların sayısı, kaynaklarda gösterilen yazarların, eserlerin kalitesi, basım tarihleri, basıldığı yerler okurlara ya da dergi hakemlerine çok şey anlatır. Yapılan hatalardan biri de, bir kişinin ileride jürisine çıkma olasılığı olan kişilerden dipnot verme teşebbüsleridir. Bazıları sırf o kişiden kaynak göstermiş olmak için, o kişilerin çalışmalarından hiçbir yaratıcılık ve özgünlük taşımayan, hemen her yerde rastlanılabilecek ve hatta kendilerinin bile yaratabileceği sıradan bir kaç cümleyi alırlar. Bu da onların yazdıkları konulara bile hakim olmadıklarının başka bir göstergesini oluşturur. Kendisine yaranılma girişiminin farkına varan bir bilim adamı, böyle bir çalışmayı gördüğünde bunu hakaret olarak bile algılayabilir.

Bazıları da tüm bu dipnotlama faaliyetlerini jüri zamanına son yıla yığarlar.... Bu da görülür...

Bir de, kaynak gösterirken yapılan alıntıda , özgünleştirme ya da uyarlama adına, alıntı yapılan yazarın söylediklerini kırpma, değiştirme vb gibi bilerek çarpıtma ya da bilmeden veya dikkatsizlikle hata ve çarpıtma yapmak daha da vahimdir…

Yine, kaynakçadaki yabancı eserlerin sayısı ve niteliği isimleri de yazarın yabancı dil bilgisini ve yabancı kaynaklardan ne derece yararlandığını da açıkca ortaya koyar. Örneğin, bir akademisyen bildiri ya da makalesinde topu topu dört kaynak kullanmış ve bunlardan yalnızca biri yabancı dilden ise bu hemen sırıtır. Hele bir de o tek yabancı dildeki kaynaktan büyük miktarlarda alıntılar yapmış ve bunu kendi yarım yamalak yabancı dil bilgisine dayalı çevirisi ile birleştirmişse bu da hemen görülür...

Yabancı makalelere bakıldığında, bu çalışmalarda , onlarca adet ve bazen de yüzü aşkın kaynak kullanıldığı görülür. Bu da bir makale yazmanın bile ne kadar önemli ve ciddiyet gerektirdiğinin başka önemli göstergelerinden biridir.

Kaynak göstermeden özel husumet veya duygusal nedenlerle veya çıkar beklenmediği için, mutlaka değinilmesi gereken ya da hak eden bir yazarın eserinden kaynak göstermemek ise, akademisyenin objektifliğine ve hatta bazen araştırmasının yeterliliğine gölge düşürür.

Akademisyen, ayrıca kullanmadığı kaynakları da bu kaynakların var olduğunu ve isteyenlerin onlara da bakabileceğini belirtmek amacıyla , fazla olmamak şartıyla ve de bu durumu belirterek koyabilir...

Bazı meslekdaşlar da,çoğu kez haksız olmasalar da, sadece yabancı dilden kaynak gösterme şeklinde bir yaklaşım göstermektedirler. Yerli kaynakları göstermemek bilimsel bir araştırma eksikliği olduğu gibi gösterilmesi gereken yerli bir kaynağı göstermemek aynı zamanda yazarın omnipotans duygu ve davranışlarına ve kendi ülkesinin akademisyenlerini takmama,saymamaya ve hatta meydan okumaya kadar işaret edebilir (!) . Bunu yapınca da ileride kendisini saymadıklarını acı acı görür !

Yetersiz ve hatalı kaynaklı makalelerin hakemlerin gözünden kaçarak yayınlanmış olması, onların değerli olduğu anlamına gelmez. Hiçbir akademisyen bu şekilde bir makaleyle başkalarını kandırma niyeti taşımamış olsa bile kendini kandırmamalıdır.

BU MATEMATİK BİZE UYMUYOR HOCAM :))) KİMMİŞ BU BİLİRKİŞİ? ÜSTELİK DE AVUKAT MIŞ?

ASLINDA BU HUKUK EĞİTİMİ VE KÜLTÜR DE BİZE UYMUYOR HOCAM ? GEL DE BEKİR COŞKUN'un BU TÜR İNSANLAR İÇİN NİTELEMELERİNİ ANIMSAMA:ALLAH BÖYLE BİLİRKİŞİLERİ BİLDİĞİ GİBİ YAPSIN...ÖLEN VE BÖYLE AŞAĞILANAN HUKUK DEĞİL ÖLEN İNSANLIKTIR BU VAKADA...Memleketi ne hale getirdiler ? DAHA DOĞRUSU MEMLEKETİ BU HALDEN BİR TÜRLÜ ÇIKARAMADILAR?


Çocuk öldü masraf bitti tazminata gerek kalmadı 

Hürriyet 11 Mayıs 2005

Diyarbakır'da trafik kazasında ölen 8 yaşındaki Meki Ayaz'ın ailesinin açtığı tazminat davasında, bilirkişi, ‘Aile, çocuğu büyütmek için yapılacak masraftan kurtuldu' diye rapor verdi.

Diyarbakır'ın Bismil İlçesi'nde yolcu otobüsünün çarpması sonucu ölen sekiz yaşındaki Meki Ayaz'ın ailesinin açtığı tazminat davası, bilirkişi raporlarıyla komediye dönüştü. Çocuğunun ölümünün aileyi masraftan kurtardığını iddia eden bilirkişi Sema Güleç, böyle bir durumda tazminat ödenemeyeceğini söyledi.

DİYARBAKIR'ın Bismil İlçesi'nin Köseli Köyü'nde 23 Nisan 2003 günü meydana gelen kazada, Öz Batmanlılar firmasına ait 73 AH 554 plakalı otobüsün çarptığı ilköğretim okulu ikinci sınıf öğrencisi Meki Ayaz yaşamını yitirdi. Kaza yerinde yapılan incelemede, otobüs sürücüsü yüzde 75, ölen Meki Ayaz da yüzde 25 kusurlu bulundu. Kazada oğlunu yitiren baba Medeni Ayaz, 4.5 milyar lira tazminat talep etti. Ancak otobüsü sigortalayan şirket bu ödemeyi yapmayınca Ayaz Ailesi, geçtiğimiz yıl Bismil Asliye Hukuk Mahkemesi'nde tazminat davası açtı.

Bismil Asliye Hukuk Mahkemesi de ilk duruşmadan sonra, kusur ve tazminat hesaplamasının bilirkişi tarafından yapılması için, dosyayı Ankara nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesi'ne gönderdi.

ÜNİVERSİTE OKUYAMAZ

Dosyanın verildiği Ankara 25'inci Asliye Hukuk Mahkemesi, konunun uzmanı olduğu gerekçesiyle avukat Sema Güleç'i bilirkişi atadı. Avukat Güleç hazırladığı raporda, Ayaz Ailesi'nin çocuğunu büyütmek için 55 milyar 926 milyon 240 bin 197 lira masraf yapacağını, buna karşılık çocuğun 18 yaşından sonra kazanacağı paranın 13 milyar 234 milyon 447 bin 990 lira olacağını belirtti.

AİHM'YE GİDERİZ

Bu rapora ailenin avukatı Kenan Ceylan itiraz edince, dosya bu kez Ankara 2'inci Asliye Hukuk Mahkemesi'ne gönderildi. Bu Mahkeme de, Avukat Nurdane Kara'yı bilirkişi tayin etti. Onun hazırladığı rapor da ilkinin doğrultusunda oldu. Kara yaptığı hesaplamada, Ayaz Ailesi'nin çocuğunu yetiştirmek için 54 milyar 528 milyon 284 bin 230 lira harcayacağını, çocuğun 18 yaşından sonraki kazancının ise 15 milyar 437 milyon 200 bin 397 lira olacağını, çocuğun kazancı ailenin harcayacağı paradan düşüldüğünde, ailenin 39 milyar 91 milyon 83 bin 833 lira harcamadan kurtulduğu, bu nedenle tazminat isteme talebine yer olmadığını belirtti.

Ailenin Avukatı Kenan Ceylan, davayı kaybetmeleri halinde temyiz edip bilirkişiler hakkında suç duyurusunda bulunacağını belirterek, ‘Böyle raporla ilk kez karşılaşıyorum. Bilirkişiler sigorta şirketiyle anlaşmış olabilirler. Davadan sonuç alamazsak, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvuracağız' diye konuştu.

Mahkeme gelen bu iki rapor doğrultusunda, 18 Mayıs'ta tazminat talebiyle ilgili kararını verecek.

İŞTE YAPILAN HESAP

‘Yörenin ve ailenin sosyal konumu gereğince çocuğun üniversite eğitimi almayıp, 18 yaşından sonra çalışmaya başlayacağının kabul edileceği, ömrünün 55 yıl 10 ay 3 gün olarak hesaplandığı ve muhtemel ömür sonunun 2058 yılı olduğu, çocuğun 2015 yılında askere gideceği ve askerlik dönüşü iki yıl evlenmeyeceği, evlendikten sonra da aileye desteğinin azalacağı, çocuklarının da olacağı hesaplandığında, Meki Ayaz'ın ölmesinden dolayı ailenin 42 milyar 691 milyon 792 bin 207 lira masraftan kurtulduğu, bu nedenle tazminat isteme hakkının olmadığı.'


CENTRAL HOSPITAL VAKASI

8 MAYIS 2005

8 MAYIS PAZAR HÜRRİYET GAZETESİNDE ÇIKAN AŞAĞIDAKİ HABER ÜZERİNE DÜŞÜNCELERİM.HABERİN HEMEN ALTINDA.

“ Reklamınız batsın"

Yedizlerini kaybeden Sibel Deniz'in tarifi imkansız acı yaşadığı İzmir'deki hastanede reklam uğruna yapılanlar büyük tepki yarattı.

ANNELER Günü'nden bir gece önce, yedizlerini kaybeden Sibel Deniz 'in tarifi imkansız acı yaşadığı İzmir Central Hospital'da reklam uğruna yapılanlar büyük tepki yarattı. Sibel Deniz' le ilgili günlerce haber yaptıran, genç kadının sponsoru olan hastanenin Başhekimi, Kadın Doğum Uzmanı Op. Dr. Özer Gürbüz, ölü bebekleri, hastanenin adı yazılı bir örtünün üzerine yan yana koyarak fotoğraf çekilmesine izin verdi.

Hastaneden dün sabah erken saatlerde medya kuruluşlarına gönderilen basın bülteninde, yedizlerin kaybedildiği duyuruldu. Basın bülteninin üstünde ise ‘Basın toplantısı 11.00'de Central Hospital'de yapılacak ve yedizler basına gösterilecektir' cümlesi yer aldı. Op. Dr. Gürbüz, basın toplantısında konuşmasının ardından, isteyen basın mensuplarının yedizlerden görüntü alabileceğini söyledi. Gürbüz, tekerlekli sehpa üzerinde yer alan ‘Central Hospital' yazılı beyaz örtüye sıralanmış 7 cenini gösterdi.

TABİP ODASINDAN SORUŞTURMA

İzmir Tabip Odası Başkanı Dr. Zeki Gül, Op. Dr. Özer Gürbüz' ün 7 cenini teşhir etmekle suçlandığını ve olayla ilgili soruşturma açılması için çalışmalara başladıklarını açıkladı. Dr. Zeki Gül , Op. Dr. Gürbüz' ün 7 ceninden basın mensuplarının görüntü almasına izin vermesine tepki gösterildiğini belirterek, şöyle konuştu:

‘Bir çok telefon aldık. Kamuoyu hastanenin konuyu reklam olarak kullandığı görüşünde. İzmir Tabip Odası olarak bilimsel ve etik anlamda soruşturma açılması için çalışmalara başladık. Ölüye saygı, hele bebek ölümlerine saygı dünyada var. Reklamın alınmadığı tek yer kefen belki de. Bu ceninlerin bir reklam unsuru olarak kullanılması kabul edilemez. Yayınlanan fotoğraflar ülkemiz tahripkar tıp ortamının fotoğrafı. Basına bebeklerin yerine çiçek, hastanenin adının olduğu yere siyah bant yapıştırıp kapatarak, o utancın içinde bulunan yönetici ise gösterilerek fotoğraflar yayınlanabilirdi.'

Arşiv amaçlı izin verdim

CENİNLERİN basın mensuplarına gösterilmesine gelen tepkiler üzerine Op. Dr. Özer Gürbüz, kendisini şöyle savundu:

‘Bebeklerin gösterilmesi reklam amaçlı değil. Hem tıbbi etiğe sığmaz, hem de RTÜK tarafından yayınlanması mümkün değil. Arşiv amaçlı kullanılabileceğini, dosyalarında saklayabileceklerini basın mensuplarına söyledim. Ben, ‘isteyen çeksin, istemeyen çekmesin' dedim.'

Keşke bilimi dinleselerdi 2 bebek kurtulurdu

Prof. Dr. Cihat Şen (Avrupa Perinatoloji Derneği Genel Sekreteri ve Türk Perinatoloji Derneği Genel Başkanı) Yedizlerin annesi ve doktoru gebeliğin 12'nci haftasında bana geldiler ve ultarosonografiyle muayene ettik. Sonucun böyle olacağını söyledik. Ama aileye geçtiğimiz yıllarda basında yer alan Amerikalı ailenin yedizleri gösterildi hep. Kimse onlara yedizlerden üçünün kendine malik olmayan, beyin fonksiyonları eksik çocuklar olduğunu söylememişti. Ben söyleyince çok şaşırdılar. Keşke bilimi dinleselerdi. Bebekleri ikiye indirirdik, kucaklarında çocuklarıyla evlerine dönebilirlerdi.

Hasta rızası müdahale için engel

DÜNYADA ve Türkiye'de yürürlükteki yasa ve Hasta Hakları Yönetmeliği'ne göre hastanın rızası dışında doktorların müdahalesine izin verilmiyor. Yönetmeliğin 22. maddesi , ‘Kanunda gösterilen istisnalar hariç olmak üzere, kimse rızası olmaksızın ve verdiği rızaya uygun olmayan bir şekilde tıbbi ameliyeye tabi tutulamaz' diyor".

BENİM GÖRÜŞÜM

Yıllardan beri Değer Çağı Pazarlama diye yazıyorum.Derslerimde söylüyorum. Bildğiniz gibi “Pazarlama pazarlamacılara bırakılamayacak kadar ciddi iştir” diye bir söz var. Hergün önünden araba ile geçerken doğru dürüst okunamayan ve yanlış yerleştirilmiş logosunun bile bana bir pazarlama hocası olarak battığı Hastahanenin belki bir halkla ilişkiler sorumlusu vardır ama bir pazarlama direktörü olduğunu sanmıyorum.

Sevgili doktorlarımızın bazıları hastaya “müşteri” denilmesinden hoşlanmazlar.Çünkü klasik satış anlayındaki “müşteri yolunacak kazdır” lafı bilinçaltlarına kazınmıştır. Oysa ,müşteri odaklı pazarlama anlayışının müşteriyi öye değil tam ersi saygı gösterilecek biri olara gördüğünü bilmezler. Müşteri odaklı,müşteriye duyarlı modern ilişkisel pazarlama anlayışı ise benim yarattığım bir deyimle RUHLU PAZARLAMA gerektirir.Gösteriş için değil.Pazarlamayı ordan burdan, kulaktan duyma information ile (knowledge değil) öğrendiklerini sananlar ise ,Central Hospital'ın yaptığı söylenen büyük ve bazen acı ve onarılması zor kurumsal itibar ve imajlarını daha da kötüleştirecek ,vahim hatalar yaparlar.Bu hatayı halkla ilişkiler sorumlusu tasarımladıysa iş daha da vahimdir.

Umarım bu hatadan herkes gerekli dersi almıştır.PAZARLAMA GÖRGÜ KURALLARI İÇİN AYRI BİR DERS KOYMAYI DÜŞÜNÜYORUM.

SAHAYA TECAVÜZ,YOZLAŞMA BİLİMSELLİK VE ŞARLATANLIK (2)

Son zamanlarda kendi ihtisas alanları dışına taşıp ,popüler gördükleri işletmecilik ve de özellikle insan kaynakları ve pazarlama alanına kayan sonradan türeme UZMANLARIN (!) sayısı giderek artmaktadır. Bunların içinde, İŞLETMECİLİK bilim dallarının tamamen dışında olan, adına bilim adamı denilen, kişilerin olması daha da vahimdir. Başlıca işletmecilik bilim dalları (1) pazarlama (2) insan kaynakları (3) finansman (4) muhasebe(5) üretim (6) tedarik (7) lojistikten oluşur. İşletmecilik bilimi dışındaki bilim dalları da iktisat (ekonomi) ,maliye ile sosyal siyaset ve iş hukuku' nu içine alan bilim dallarıdır.Bilimde interdisiplinerlik varsa da, işletmecilik özel bir ihtisas alanıdır .İnterdisiplinerlik demek, binlerce bilim adamının yüzlerce ,binlerce kitaplar yazdığı alana tamamen ayrı bir bilim dalından gelip at oynatmaya çalışmayı asla haklı kılamaz.

Bu durum ,bilimselliğe , bilimsel düşünüşe ve yöntemlere tamamen aykırıdır. Alan dışına gereğinden çok taşmak ya da hiç ilgisiz alanlara taşmak ,hukuken haksız rekabetten de öteye kosanlık, şarlatanlık ve başlı başına bir yozlaşmadır. Bunu en çok yozlaşmadan söz edenlerin yapması ve bir de başkalarına sayfalar dolusu tercümeler yaptırarak, yani eziyet ederek, onların zamanını ve enerjilerini çalarak yapmaları daha da büyük ahlaksızlıktır. Kendi alanlarında doğru dürüst bir şey ortaya koyamayan, kişilerin,koysalar da farketmez, popüler olan ya da kendilerince popüler sandıkları konulara “mal bulmuş mağribi” gibi hücum etmeleri , görgüsüzlüktür ,aç gözlülüktür.

Ne yazık ki, böyle kişilerin ordan, burdan , çöplükten topladıkları information kırıntıları (bilgileri değil) ,artık internet ya a e-postalarla ,e-gruplar aracılığı ile kitlelere yayılmakta ve özellikle de bu tür kişileri tanımayanlar ,çoğu kez durumun farkına bile varamamaktadırlar.Aslında bu kişilerin sahte diş hekimlerinden hiç farkı yoktur.

Kamuoyunun bir kısmı ,profesör deyince ,tıpkı komiser ve başkomiser veya öğretim üyesi ve öğretim görevlisi ve hata yardımcı doçent ile doçent arasındaki farkları bilmediği gibi , bilim dalları arasındaki farklara göre profesörlüklerin farklı olduğunu da pek bilmez.

Bu tür şarlatanları denemek isterseniz, alanları dışında yazdıkları konularla ilgili bir seminer vb gibi toplantıya davet edin. Hatta danışmanlık teklif edin..Bunların çoğunda yüzsüzlük olduğu için hemen kabul ederler ama ne anlatırlar orasını bilmiyorum. Bu konuda daha 1993 yıılında Ticaret Gazetesi'‘ne yayınlanmış yazımı aşağıda sunuyorum.

Kamoyunu bilgisine saygılarımla sunuyorum.

Ömer B.TEK

SAHAYA TECAVÜZ (1)

Tarih : 16-Şubat-1993: Ticaret Gazetesi

Geçtiğimiz Salı gecesi Cem Özer'in programında Sayın Işıl Özgentürk ile Sayın Burçak Evren Antalya Film Festivali jürisinin kuruluş ve işleyişindeki çarpıklıkları dile getirdiler. Konudan anlamayan kişilerin çaplı insanlar hakkında nasıl hüküm vermeye kalktıklarını, uluslararası ödül kazanmış filmlere karşı çapsız filmleri nasıl kayırmaya giriştiklerini anlattılar.

Son yıllarda ülkemizde giderek revaç bulan "kestirmecilik" her alanda kendini göstermeye başlamıştır. Bakıyorsunuz sporda, sanatta, sinemada, bilimde, edebiyatta, basında, ve her alanda bir takım insancıklar asıl ilgi alanlarını bir yana koyup , kendi işine bakacakları yerde, "komşunun tavuğu" ile ilgileniyorlar. Özellikle bilim alanında bu durumlara daha sık tanık oluyoruz. Bakıyorsunuz adına profesör bazı kişiler akıllarına esen ya da çıkar gördükleri her konuda ahkam kesmektedirler. Ama bir başkası kıyısından köşesinden kendi parselledikleri alana girmeye kalktığında "memura hakaret", "meskene tecavüz" diye bağırmaktadırlar.

Her ne kadar çağımızda bilgi ve bilim kimsenin tekelinde değilse de, her gün her yerde "bilgi toplumu" diye avaz avaz bağıran kişiler iki parça bir şey okuyup hemen kendilerini o konunun ilahi ilan etmektedirler. Oysa bilim o kadar derin bir kuyudur ki , bilim dalında bile "ben artık her şeyi bilmiyorum" demek için ömür yetmez. Bu kişiler yaptıkları fikir hırsızlığıyla bilgiye ve bilime ve dolayısıyla topluma karşı en büyük saygısızlığı yapmaktadır. Kendi asıl ilgi alanları ve - gerçekten varsa - uzmanlık alanlarında ipe sapa gelir bir şey yapmayan, herhangi bir varlık göstermeyen bu kişiler günün popüler konularına can simidi gibi sarılıp oralardan bir çıkış yolu aramaktadırlar. Bunun için en çok üç-dört kişinin yazısını, kitabını okuyup, doğru dürüst anlamadan bir dördüncü yazıyı, kitabı veya konuşmayı çıkarmaktadırlar. Ne yazık ki , bu tür kişileri okuyan, dinleyen ve izleyen kitle de böyle soytarılara, ya farkına varamadığı ya da kötü kişi olmamak için, herhangi bir tepki göstermemektedirler. Basınımızın bir kesimi de ,günü kurtarma telâşıyla, bu slogancı kişilere çanak tutmaktadır. Onlar da "yiyenlerin" bolluğunu görünce meydanı boş bulup, bilgiyi ve bilimsel doğruları çarpıtarak, milleti enayi yerine koymaya devam etmektedirler. İnsanı kazıklamak sadece çarşı pazar alışverişinde mi olur? Piyasada aldatılan, zarar gören tüketici en azından Ticaret Odası Tüketici Masası'na TSE'ye ve bazı tüketici kuruluşlarına başvurabilir. Ya fikir piyasasındaki bu açgözlü sahtekarlar için nereye başvurulacak?

Zamanımızda artık uzmanlık olmadan herhangi bir konuda yazmak, fikir söylemek giderek zorlaşmaktadır. Ama işlerine gelmediği için soytarılar bu gerçeği kabullenmek istemedikleri gibi, üstlerine bile alınmaktadırlar.

SAHAYA TECAVÜZ 3

Bu saha tecavüzü konusunun kuşkusuz daha çok ayrıntısı var.Bildiğiniz gibi ,şeytan da ayrıntılar da gizlidir. Konu hakkında ilgililer ve de özellikle öğrenciler aydınlatılmazsa çoğu büyük sıkıntalar yaşar.Örneğin, bir öğrenci bu konudaki düşüncelerimi ilettiğimde, “ne olmuş yani hocam yapabiliyorsa helal olsun” diye yanıt verdi. Kendisine bilimselliğin ne olduğunu anlatmak zaman aldı. (Değerler nasıl kaybettiriliyor şaşkın hocalar ve "fırsatçı enfeksiyon" dedikleri kişiler tarafından görün!)

İşletme ve yönetim bilimleri dışında biri ,örneğin bir maliyeci ya a hukukçu, insan kaynakları allanına el atsa,bu kişi örneğin bir hoca ise, kendi alanındaki öğrencileri de yanlış yönlendiriyor demektir. İnsanın, insan kaynakları ya da işletmecilik pazarlama alanında bilgi sahibi olması başka şeydir.Olması da yararlıdır.Ama doğru bilgi sahibi olursa.Ama bu konuda ,sonradan öğrenme şekliyle ahkam kesmeye kalkması ,kitaplar ya da makaleler yazmaya kalkması etik dışıdır.

Bu ihtisaslaşma çağında herkes kendi işini doğru yapmaya çalışmalıdır.Artık medyada gazete ve televizyonlarda bile yavaş yavaş ihtisaslaşma başladı.Her ne kadar orada da maşallah her konuda ahkam kesen ,"bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olan” “kopyala – yapıştırcı” önemli sayıda gazeteci köşe yazarı varsa da...

Sahaya tecavüz bazen işletmecilik fonksiyonları arasında da olabilmektedir.Örneğin, yeni yetişen kolaycı bazı araştırma görevlileri, örneğin muhasebe fonksiyonu alanında bir master ya da doktora tezi yazarken,insan kaynakları ya da pazarlama konularını ,popüler olduğu için ve “kolay laf” sanarak dolgu malzemesi niyetine ,tezlerine sayfa sayfa dolduruyorlar.Tabii bir yığın hata ile. Yine bazı doçent adayları yıllarca bir tek kalem kaldırmadıkları ,makale bile yazmadıkları bir konuda (işletme ya da kendi alanlarında bile olsa) aniden çıkıp kitap yazma cüretini gösteriyorlar.
Hiç unutmam .,Michigan State Universitesi'nde ziyaretci hoca olarak bulunurken (1978'de ikinci gidişimde), dünyaca ünlü ve sadece o konuda birçok kitap ve yüzlerce makale yazmış ve hayatına bu konuya adamış ve gözlerini kaybetmiş olan perakendecilik profesörü hocam Stanley Hollander bana büyük kütüphanede şunları demişti; “ Bilim dipsiz bir kuyudur tek bir alanda bile ömür verirsiniz ama bitiremezsiniz”

Aslında bu davranışlar kabul ve saygınlık görme gereksinmesinden kaynaklanan, şaşkınlık, vizyonsuzluktan başka bi şey değildir. Danışmanlık kurumu konusunda da benzer şeyler yaşanmaktadır. Önüne gelen işletmecilik danışmanlığına soyunmaktadır.

Benim bu konuda önerim ,bu tür insaların okuru ya da müşterisi olma durumundaki kimselerin (iş adamları, firma yöneticileri, kongre konferans düzenleyicileri vb) kendilerine önce CV'lerindeki üniversite ve sonrası ihtisas alanlarını sormalarıdır. Örneğin, bir hukukçu ya da maliyeci ya da iktisatçı reklam ya a perakendecilik ya da insan kaynakları konusunda kitap yazamaz. Makale yazamaz. Gazete yazısı belki tek tük yazabilir o da çok dikkatli olmak şartiyle. Danışmanlık ise hiç yapmamalıdır.

Kendileri ile oyun oynayanların çok olduğu ülkelerle başka ülkeler çok rahat oynarlar! ÖBT


DİPNOT VE KAYNAKÇA GÖSTERME AHLAKI KONUSUNA YENİDEN BAKIŞ !

Son zamanlarda,önümüze gelmeye başlayan kitap ve diğer çalışmalarda rastladığım bazı bulgular, beni,daha önce Web sitemde vurguladığım bu konuyu bir kez daha ele almaya yönellti.

Şunu da belirteyim ki , etik ve akıl dışı davranarak, bilimsel adap ve ahlaka uymayan bu gibi kişilerin, böyle yazılar yazmama sebep olarak , değerli zamanlarımı ve göz nurumu almalarından dolayı kızgınım. Bu gibi kişiler, farkına varılmaz sanabilirler ya da farkına varılsa da , koruyan biri çıkar düşüncesinde olabilirler ama onları gören gözleyen gözler de var ! Bunu unutmasınlar.

Topluma önder olması gereken kişilerin, topluma bu yolla verdikleri ve asla akıllarına bile getirmedikleri,getiremeyecekleri zararlardan dolayı daha da kızgınım. Kendilerini düzeltmedikleri ve çekizdüzen vermedikleri takdirde , bilimsel platformlarda böyle kişilere kimsenin hiçbir tolerans göstermeyeceğini bilmelerini isterim.

Özellikle, bilimsel çalışmalarda , dipnot ve kaynakça'nın her ikisinin birlikte gösterilmesi dürüstlük,öğreticilik ,üniversiter ahlak,nezaket ve vicdan adına çok önemlidir. Bu artık totolojik bir söylem haline gelmiştir. Ne yazık ki tekrarlıyorum.

Bugün, deneyimli bir hoca ,bir yazarın kitaplarını inceleyerek, onun bilimsel erki yanında, ahlakı, karakteri ve kişiliği hakkında da çok önemli bulgular edinebilir.

Nitekim ediniyoruz da...Bilimsel hayat, çocuk oyuncağı ya da dönme dolabı ya da atlı karıncalara binilen Luna Park yaşamı değildir. Erkenden medya starı olma sevdası da değildir. Uzun yılların sabrı, göznuru, çalışma, inceleme ,araştırma, çapraz kontrol , doğrulama vb gibi birçok özveri gerektirir. Kuşkusuz, bir de çok çok iyi yabancı dil bilmeyi (50-60'lık değil!) .

BU KONUDA HÜRRİYET GAZETESİ'NİN UZUN YILLARDAN BERİ NEW YORK MUHABİRİ OLAN DEĞERLİ DOĞAN ULUÇ'UN ,TEXAS' ÜNİVERSİTESİ'NDEN BİR PROFESÖRÜN ÜNLÜ YAZAR GRAHAM GREEN'İN HAYATINI (2000 SAYFADAN FAZLA) KALEME ALMAK İÇİN ÖMRÜNÜN 30 YILINI NASIL BİR TUTKU İLE VERDİĞİNİ ANLATAN MÜKEMMEL YAZISINA DA AŞAĞIYA EKLİYORUM.ÖĞRENMEK ANLAMAK İSTEYENE BELKİ SAZ OLUR!

Son zamanlarda, ne yazık ki ,ülkemizdeki genel yozlaşmanın sonucu olarak, bu konuda da büyük bir etik ya da ahlak sorunun yaşandığını önümüze gelen ve sayısı hergeçen gün artan sayısız örneklerle gözlemlemekteyiz. Medyada bile kaynak gösterme ahlakının ,bilimsel araştırmaların yöntemlerinin sorgulandığı , açıklandığı bir dönemden geçilirken, üniversiter hayatta çok değişik nedenlerle bu konuda titiz davranmadan uzaklaşma,tersine gidiş , gelecek adına üzüntü verici ve umutsuzluk yaratıcıdır.

Üniversite benim ve benim gibi düşünen birçok kişinin indinde her zaman üniversite dışı dünyaya örnek olması gereken kurumların başında gelmiştir. Ama belki de böyle önemli bir konuda dürüst ve tarafsız davranılmadığı zaman , üniversite üniversite olmaz. Kendimi düşünüyorum da , bir vesile ile aramızın ve iletişimimizin iyi olmadığı bir meslekdaşımın kitabını, o zamanlar TÜRKİYE'de önemli olduğu için terreddüt etmeden kitabımda kaynak göstermiştim.

Bilim adamlarına daha doğrusu bilim adamı adaylarına yol gösterecek bir çok bilimsel araştırma el kitabı vardır. Bilimsel çalışma yapan ,kitap yazan kişiler, basit ve sade olarak bu kitaplardaki kurallara uysalar hiçbir sorun çıkmaz. Ancak,Bilimsel Araştırma El kitabı gibi kitapları yazan değerli arkadaşlar , şeytanın bile aklına gelmeyecek kurnazlıkları ,etik dışı davranışları, hırs dolu,akıl dışı yaklaşımları açık açık yazmamışlardır. Bunları ben yazmaya başladım. Bu sitemde, KÖŞE YAZILARI butonu altında, epey önce yayınladığım yazıyı da okumanızı öneririm. Okuması gerekenler okusalardı bugün kimsenin önüne abuk subuk yayınlar gelmezdi.

Bu konuda kötü örnek davranışlardan çarpıcı bazılarını sıralıyorum:

(1) Bugün profesör olan bir kişi,her nasılsa gözden kaçmış kitabında, başka bir öğretim üyesinden blok olarak sayfalar dolusu bilgiyi apartıyor. Kitabının ya da tezinin en arkasına genel kaynakçada alıntı (buna alıntı da denilmez!) yaptığı öğretim üyesinin adını ve çalışmasını lütfedip koyuyor.(Bazen öğretim üyesinin bir kaç eseri varsa onun öne çıkmasını istemediği eseri yerine başkasını da koyduğu oluyor.)

(2) Genç bir bilim adamı adayı ,daha okuması, öğrenmesi gereken birçok kitap makale varken ve yüz fırın ekmek yemesi gerekirken, doktorasını verir vermez, kitap yazıyor. Daha doğrusu kitapçık yazıyor.Yazmaya cesaret /cüret ediyor ve gidip , daha önce başka öğretim üyesinden blok olarak apartmış ve dipnot vermemiş kişinin aparttığı bilgileri alıp dipnotunda ya da kaynakçasında onu gösteriyor. Böylece asıl emek vermiş olan kişinin emekleri tamamen kaybolmuş oluyor.

HUKUK DİLİNDE BUNA DELİLLERİ KARARTMA denilir. BİR BAŞKA DEYİŞLE,bu davranış ETİK OLMAMAK BİR YANA , AYNI ZAMANDA SUÇTUR. BİR GÜN , ÜLKEDE HUKUK VE KANUN HAKİMİYETİ TAM OLARAK GERÇEKLEŞİRSE , BU GİBİLERİN AĞIR CEZAYA BİLE GİTMESİ GEREKİR ! YILLAR ÖNCE, HARVARD ÜNİVERSİTESİ'NDE KIYMETLİ BİR PSİKİYATRİ PROFESÖRÜ, BUNLARDAN ÇOK DAHA MASUMANE BİR NEDENDEN DOLAYI KOVULMUŞTU. GAZETE YAZILARIMDAN BİRİNDE ONU ANLATMIŞTIM.

(3) Bazen böyle bir kişi gidip bir dergiden makaleden yararlanıyor : Makaleyi yazan dürüstçe alıntıların kaynaklarını göstermiş. Bu kişi ise , onları da birlikte göstermesi gerektiği halde , sadece makaleyi yazanı dipnot ya da kaynakçada gösteriyor. Asıl yazarı ortadan kaldırıyor.

(4) Bazıları ise ,kitap ya da tez yazdığı konuda, temel eser ya da eserler vermiş kişi ya da kişiler ön plana çıkmasın diye , onun temel eserlerini çalışmalarında hiç göstermiyorlar. "Jürilerine çıkar" diye aynı yazarın başka bir kaynağını, kitabını gösteriyorlar.

(5) Ayrıca, bu gibi kurnaz ve etik dışı kişilerin ,o başka kaynaktan yaptıkları alıntılar da asıl yazarın temel bilimsel kişiliğini ,bilgisini ,yargılarını asla yansıtmayacak ve hatta yazarın dip not ile kullandığı önemsiz bir iki satırı içeriyor. Böylece ,böyle insanlar, ön plana çıkarmamayı kafalarına koydukları temel eser sahibi yazarı ve emeklerini,akıllarınca tamamen gözönünden uzaklaştırmış oluyorlar. Burada, o yazara karşı, tamamen hırstan kaynaklanan, cüretkar bir meydan okumanın ,saymamanın varlığı apaçık orta çıkıyor. Yine o asıl yazarı eksik tahminlediklerini ,kendilerini de fazla yüksek algıladıklarını, gösteriyor. (Böyle kişilerin böyle davranabilmeleri için güvendikleri bazı kişiler olması gerekiriyor!)

(6) Bir başkası , temel eser sahibi yazardan, o yazarkyn yıllar önce yazdığı tez ve/veya kitaplardan büyük miktarlarda alıntılar yapıyor.Yazarın o zamanki araştırmalarında saptadığı ama bugün bir bölümünün artık geçerliğinin ortadan kalktığı koşulları veya bulguları BUGÜN DE GEÇERLİYMİŞ GİBİ KİTABINA (ASLINDA KİTAP FİLAN DEĞİL!) ŞAŞKINCA AKTARDIĞI GÖZLEMLENİYOR. BUNLAR BİLİM ADAMI OLACAK ÖYLE Mİ?

(7) Bazıları da bir öğretim elemanının dipnotlu çalışmasında kaynak gösterdiği kaynakları alıp, o yazıyı ,eseri yazan öğretim elemanını safdışı bırakarak, sanki kendileri o kaynaklara ulaşmış gibi yapıyorlar.

(8) Bir esere dipnot vermek gerekiyorsa , uygun yerinden dipnot verilmemişse, bu bilimsel bir eksiklik,yanlış (hata) ve hatta ,saygısızlık, hakaret ve kusurdur.

(9) Bir yazarın konusuyla ilgili olarak ortada bulunan tüm çalışma ve eserleri görmesi mümkün değildir. Ama görülmemesi mümkün olmayacak derecede ortada olan ,önemi ve değeri herkes tarafından kabul edilmiş ,bilinen bir eseri ,çalışmayı görmemiş olmak, mazeret kabul edilemez. Kimse kimseyi ve de kendini kandırmasın; Böyle bir mazeret öne sürmek, akıl dışı ve etik dışı olduğu gibi,kendini dev aynasında görmek demektir. Hatta bu davranış şımarıklık ve kötü niyete de bağlanabilir. Kuşkusuz, bu da sonuçta bilimsel araştırma eksikliği demektir.

(10) Aslında etik dışı uygulamalar burada sınırlı değil ama bugünlük bu kadar olsun.

Böylelerine sesleniyorum. Kendinize gelin baylar bayanlar ! Kim söyledi size 3 yılda 5 yılda hatta 10 yılda medya starı olacağınızı. Ya da kısa zamanda uyduruk çalışmalar yapıp, satıp köşeyi döneceğinizi...Henüz bunları ismen açıklamıyorum ama bu tür kişileri uyarıyorum. Bu çalışmaları derhal yayından ve ortadan kaldırsınlar. Yeniden düzenleyip dürüstçe yayınlasınlar. Aksi halde,bu gibi, kimi şımarık,kimi kifayetsiz muhterisler yapamayacaklarsa ,çekip gitsinler, ekmeklerini başka yerde arasınlar . Zeki ,dürüst parlak gençlere yolu açsınlar. Mecbur değiller öğretim üyesi olmaya. Ya da, toplum böyle kurnazları taşımaya mecbur değil...Böyle kitaplara ve insanlara en iyi cevabı orta ve uzun vadede toplum verir. Ama kısa vadede bunlar vitrinlerde dolaşıp malı (!) kapıp götürürler.

"Yazarlık herkesin harcı değil"

Doğan Uluç: Hürriyet: 14 Kasım 2004

Yazarlık hayli güç bir meslek. İlkin 'yazarlık' sözcüğünü açmam lazım. Gazete ve dergilerde köşe, yorum yazarlarından bahsetmiyorum.

Hele hele arabasına gaz pompalayan benzincinin derdini, sevgilisiyle tartışmasını, kıyafet seçiminde kararsızlığını, konu bulmakta zorlanıyorum diyerek abuk sabukluğu sütunlarına geçirenlerin mesleği değil güç dediğim. Hayatının roman olduğunu sanıp kaleme sarılan bıyığı terlememiş çocukların aklından geçen hiç değil. Gerçek kitap, roman yazarlığını kastediyorum.

*KALICI , okur çekici, orijinal bir kitap yazmak bilgi, kültür birikimi, özveri, sabır ve zaman isteyen bir iş. Bıkıp usanmadan araştırma, gerektiğinde seyahat, konuya ışık tutacak insan kalabalığıyla görüşme gerekiyor.

Bu hafta Graham Greene ile ilgili bir haberi okurken hayrete düştüm. 'Third Man' (Üçüncü Adam), 'The Power and the Glory' (Güç ve Zafer), 'The Quiet Man' (Sessiz Adam) gibi birkaç eserini okuduğum Greene'nin hayat hikayesinin üçüncü cildi yayımlanmış. Yazarı Prof. Norman Sherry. 1991'de ölen Greene'in izniyle biyografisinin yazarlığını üstlenen Sherry'nin bu konuya harcadığı zaman sizi de şaşırtacak. Tam 30 yıl. Greene'in 87 yıllık yaşamını içeren üç ciltlik kitap ise 2 bin 251 sayfa.

*Texas'ta bir üniversitede edebiyat hocalığı yapan Prof. Sherry, Greene'in notları, anıları, günlük tutanakları, sevgililerine mektuplarını toplamış, dost ve yakınlarıyla görüşmelerini kağıda dökmüş. Bu kadarla da kalmamış, Greene'nin romanlarının geçtiği yerleri ziyaret etmiş: ‘Graham'ın 'Journey Without Maps'ine (Haritasız Seyahat) konu olan Liberya'ya aynı rotayı takip ederek gittim. 'The Power and the Glory' (Güç ve Zafer) için Meksika'ya, Diktatör Duvalier'i anlatan ‘'Comedians' (Komedyenler) için Haiti'ye, arkadan 'The Honorary Consul'u (Fahri Konsolos) yazdığı Paraguay'a gittim. Ve daha başka ülkelere.'

*GREENE 'in izinde dağ, bayır demeden yol kateden profesör bu seyahatlerde tropik diyabet, dizanteri, bağırsak kangreni ve sıtmaya yakalanmış, kısa süreli körlük geçirmiş, Haiti'de üstüne kurşun sıkılmış, Kongo'da saldırıya uğramış, Küba'da tutuklanmış.

Graham Greene'in biyografisi uğruna 30 yılını harcayan Sherry, ‘Sağlığımı kaybettim, çocuklarımla aram bozuldu. İki kere evlenip boşandım. Ailem bu tutkuyu paylaşmaya yanaşmadı' diye dert yanıyor.

Biyografide romanları filme aktarılan, ünü dünyaya yayılan yazarın karanlık yaşamına ışık tutuluyor. Greene'in fahişelere merakı ortaya çıkıyor, genelevlerde 47 fahişeyle sevişmeleri ayrıntıyla yer alıyor.

*KİTAPTAN öğreniyoruz ki, yazar evliyken aynı zamanda kocalarının bilgisi dahilinde iki evli kadınla ilişkiye girmiş. ‘En büyük aşkım' dediği metresi Catherine Walston'la birlikteliğini nasıl bitirdiğini ‘The End of the Affair' (İşin Sonu) adlı kitabında anlatıyor. Son metresi Yvonne Cloetta'yla 30 yılı aşkın ilişkisinde genelev ziyaretlerine de devam etmiş.

Yazarın çocukluğu hayli sorunlu geçmiş. Babasının baş öğretmen olduğu okuldan sık sık kaçmış. Sayısız kere intihara teşebbüs etmiş, 15 yaşında tedavi için psikiyatra gitmeye başlamış, alkol bağımlısı olmuş, komünist parti üyeliğine girmiş.

Bir aile dostunun desteğiyle gazetelerde sanat eleştirmenliğine başladıktan sonra da romancılığa merak sarmış. İlk kitapları geri çevrilmesine rağmen yılmamış. Macera düşkünü yazar, kitaplarını yazmak için İsveç'ten başlayıp Meksika, Liberya, Vietnam, Kongo, Kenya, Küba ve Polonya'ya kadar gitmiş.

Bu arada anı kitapları da yazmış. İstanbul anılarını anlattığı ‘Stamboul Train' (İstanbul Treni), Hindiçini'de, Afrika'da izlediği harpler...

*SADECE düz bir hayat hikayesi anlatmıyor ama kitap. İngiliz Gizli Servisi hesabına 'casus'luğa başlaması, Hemingway, Korda, Fleming, Coward, Waugh, T.S.Eliot gibi ünlü yazarlarla dost olması gibi ayrıntılar da var.

Graham'ın ailesi, Prof. Sherry'e, ‘Greene'in yaşamını kendisiyle özdeşleştirmiş. Gereksiz özel yönlerini abartarak yazmış' diyerek ateş püskürüyor. 69 yaşındaki edebiyat hocasının yanıtı ise: ‘Graham ölüm döşeğinde bana biyografisini yazmam için yazılı belge verdi. Hayatımdan harcadığım 30 yılı unutmasınlar.'

Devamını oku...

TÜRKİYE'DE BAZI İLKLER

Bir şeyin ilk olduğunu iddia etmek büyük cesaret ve de dürüstlük ister. Bizim ülkemizde insanlar genelde bir konuyu ilk gördüklerinde ilk okuduklarında veya yazdıklarında sanki kendilerinden önce böyle bir olay olmamış gibi düşünürler. Onlara yeni olan şey dünyaya da yenidir (!).Eğer konunun daha önce başkası tarafından ele alındığını bilerek, bunu görmezden geliyorlar yani o kişi veya kişilerin kredisi vermiyorlarsa, bu daha da ayıp,gayriinsani ve etik dışı bir davranıştır. Ama bilmeden yapıyorlarsa, bu biraz insani bir davranış olmakla birlikte, biraz da araştırma eksikliği ,dalgınlık veya şaşkınlık sayılır. Buraya koyduğum ilklerin hemen hepsinin ilk benim tarafımdan dile getirildiğini , yazıldığını, yayınlandığını,TV veya radyoda söylendiğini %99.9 -%100 kesinlikle biliyorum. Hepsinin de elimde kendi açımdan kanıtları var. Bunun aksini kanıtlayan olursa, gurur sorunu yapmam ,burada memnuniyetle yazarım. Aşağıdakiler dışında GAZETE YAZILARI butonu içinde sıralanan yazılardan görülebileceği gibi, bir çok konuda Türkiye'de ilk yazıyı yıllar önce yazmış bulunuyorum Örneğin,futbol maçlarında hakem hatalarının video kamerayla anında saptanarak maçların kaderinin değiştirilmesi,bilgisayarlı hükümet/ kabine toplantılarının yönetimi gibi ve daha bir çok görüş.. ;

1. Süpermarketler üzerine ilk doktora tez (1975)

2. Perakende Pazarlama Yönetimi üzerine ilk kitap (1984)

3. Süpermarket kuruluş yeri üzerine ilk doçentlik tezi (1975)

4. Dünya Tüketici Hakları Günü'nün Türkiye'ye ilk kez duyurulması (Yeni Asır Gazetesi) 16.3.1983.

5. Dünya Denizcilik Günü'nün Türkiye'ye ilk kez duyurulması

6. 29.09.1993 (Ticaret Gazetesi); Dünya Gazetesi (29 Eylül 1993); Mersin Deniz Ticaret Odası Dergisi, Mersin Deniz Ticaret Odası , Yıl :2, No:16, (Eylül 1993); IMO Genel Sekreteri Mr. William O'Neil'in 16. Dünya Denizcilik Günü Mesajı , 24.10.1993 (Özellikle Boğaz Geçişlerinin Çevre -Deniz- Kirlenmesine Karşı Kontrolüne İlişkin Yazım ve Gelen Cevap)

7. Türkiye'de bir SAĞLIK TV kanalının açılması önerisi (Gazete Ege 18.4.1999 s.7, (Sağlık Bakanlığı ve DPT toplantıları)

8.  Birleşmiş Milletler Tüketici Anayasası veya Rehberi'nin ilk çevirisi (Dünya Gazetesi), 15 –16 .03. 1989

9. Tüketicilerin Sekiz Evrensel Hakkı'nın Türkiye'de ilk kez gazete (GÜNEŞ- 15.3.1986) ve sonra radyo (11.03.1987 TRT) , ile duyurulması

10. İzmir'de ilk kez (Türkiye'deki ikinci) GÜVERTE (UZAK YOL KAPTANLIĞI) bölümünün açılması ve ilk başkanlığı

11. İlk Uluslararası Tüketici Eğitimi Sempozyumu ve UA Tüketiciler Birliği başkanı Rhoda Karpatkin'in İzmir'e getirilmesi (15 Mart 1990)

12. Tüketici Haklarının aslında İnsan Hakları olduğunun dünyada ve Türkiye'de ilk kez Ortaya Konulması (bknz. TÜKETİCİNİN KORUNMASI butonu)

13. İlk kez Deniz İşletmeciliği ve Yönetimi Yüksek Okulu'nda Lojistik (Fiziksel Dağıtım) dersinin koyulması


14. İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin egzos dumanı ile çevreyi kirletmesine karşı egzos borularının otobüslerin yukarısına uzatılarak havaya verilmesi fikri (İzmir Ticaret Gazetesi tarafından fikrin Belediyece uygulandığı onaylandı!)

15.Tanşaş mağazalarının renovasyonu için ilk kez 3000 kişilik bir araştırma 

16. Genleriyle Oynanmış Gıda Maddeleri (Genetically Modified Foods) konusunda DÜNYA gazetesi'nde Türkiye'de ilk yazı (15.Mart.2000)

17. Tüketicilerin de (insanların) birer işletme birimi veya işletme olduğunu dünya literatüründe ilk kez 1990 yılında yayınladığım PAZARLAMA :İlkeler ve Uygulamalar adlı kitabımın 385. sayfasında dile getirdi ve işledim.

18. Türkiye için modern müşteri odaklı Pazarlama Çağı'na girişin, 24 Ocak 1980 kararları ile, modern Büyük Ölçekli Perakendecilik Çağı'na girişin 1990'lı yıllar,Lojistik Çağı'na girişin 2000'li yıllar ve de Değer Çağı'na girişin 2000'li yıllarda diğer çağlarla birleşerek, gerçekleşmekte olduğunu çeşitli yazılarımla ilk kez ortaya koydum.

19. 1986 yılında Madrid'de düzenlenen 12. Dünya Tüketici Kongre'sinde Türkiye'den tek kişi olarak ilk kez bildiri sundum.

20. AKUT ile 1997 tarihinde GAZETE EGE'de yazdım. ilgili Türkiye'de ilk yazıyı büyük medyadan çok çok önce 21.12.1997'de yazdım. Neden,nasıl ve ne yazdığımı görmek isteyenler KÖŞE YAZILARI butonuna bakabilirler.

21.İlk kez 4.11.1981 tarihinde ve sonra 1984 basım Perakende Pazarlama Yönetimiadlı kitabımda (s.46) İzmir Ticaret Gazetesi'nde yayınlanan Türk Çok UlusluPerakendecileri yazımla,uluslararası yabancı (İngilizce) pazarlama kitaplarında bile asla yer almamış olan, Çok Uluslu Perakendeciliğin Yararları alt bölümü ve bunun içinde Türk Çok Uluslu Perakendecilerinin birer ihracat ve halkla ilişkiler tanıtım üssü olarak çok önemli görevler yapabileceği fikri ve önerisi 

22. Müşteriler ile evlilik gibi uzun süreli ilişki anlamına gelen Relationship Marketing'in Türkiye'de adı geçmezken ve hatta Batılı kitaplarda bile daha yerleşmemişken, ilk kez 1990 yılında konsepti tam bilmeden ,tamamen Türkiye'de müşterilerin satıcılara “kıdemli müşterilere bir ikramınız olmaz mı” deyişinden yola çıkarak ,“Kalıcı Pazarlama” ismiyle bir pazarlama çeşidi şeklinde sınıflayıp kitabıma koydum

23." PAZARLAMA SÖZ VERMEKTİR VE SÖZÜNÜ YERİNE GETİRMEKTİR". BUGÜN ÖNÜNE GELEN BU SÖZÜ MARKALAR İÇİN SÖYLÜYOR . BEN 1990'DA PAZARLAMA KİTABIMIN ÖNSÖZÜNDE YAZDIM..

24.Sanayi ve Ticaret Bakanlığı'nın uyguladığı Tüketici Ödülleri'nin oluşturulmasını ilk kez o günkü genel müdüre ben önerdim. Benim önerimle ödül ihdas edildi.

 (Ben bazı Tüketici derneklerinden vb ödüller ya da takdirnameler aldım ama ne yazık ki Türkiye'de Tüketici'nin Korunması konusunda 30 yıl kimsenin yapmadığı kadar çok ve nitelikli teorik ve uygulamalı çalışmalar,işler (bknz: TÜKETİCİ KORUNMASI BUTONU) yaptığım halde, o zamanki Bakanlıktaki siyasi fanatikler aday gösterildiğim halde, benden bir takdir ödülünü bile esirgediler)

25.Belediye otobüslerine klima ve güneş filtresi takılma sını önerdim .(Harekete geçildiği bildirildi.2004 )

26.PAZARLAMADA DEĞER YARATMAK (2006) (Türkiye'de ilk özgün kitap)

Prof. Dr. Ömer Baybars Tek'in 1971- 2007 Yılları Arasında 
Yazdığı Tez, Kitap , Dergi, Yayınlanmamış (Yayına Hazır) Kitap Çalışmaları ve Gazete Makalelerinin : Yaklaşık Toplam Sayfa Adedi (Yaklaşık 13504 sayfa)

 

KİTAP TEZ MAKALE VB

SAYFA ADEDİ

1.DOKTORA TEZİ 441
2.DOÇENTLİK TEZİ 465
3.PERAKENDE PAZARLAMA YÖNETİMİ KİTABI 478
4.FİZİKSEL DAĞITIM KİTABI 386
5.PAZARLAMA İLKELERİ KİTABI 628
6.PAZARLAMA İLKELERİ : GLOBAL YÖNETİMSEL YAKLAŞIM:TÜRKİYE UYGULAMALARI 993
7. GENÇ BAŞARI SERİ KİTAPLARI (5ADET) 1000
8.MAKALE,GAZETE YAZILARI, KONFERANS, BİLDİRİ VE RADYO TV METİNLERİ (Yaklaşık) 1500
9.SATIŞ YÖNETİMİ (Basılmamış Notlar) 200
10.PAZARLAMA VAKALARI VE VAKA ÇÖZÜMÜ YÖNTEMİ (60 ADET VAKA)  350
11.İNGİLİZCE TÜRKÇE-İNGİLİZCE ÖZEL DEYİMLER SÖZLÜĞÜ (COLLOQUIAL AMERICAN ENGLISH FOR TURKS) 
12.PAZARLAMA VE PERAKENDECİLİK KİTABIMIN YENİ BASKILARI İÇİN YAPTIĞIM TERCÜMELER BİLGİSAYAR GİRİŞLERİ (2004'e kadar)13.PERAKENDE PAZARLAMA YÖNETİMİ 2.BASKI14.PAZARLAMADA DEĞER YARATMAK 
4002000805348 
12. TOPLAM 6504
13.TÜM ÇALIŞMALARIN MÜSVEDDELERİ 7000
14.GENEL TOPLAM 13504

 

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol
Downloadhttp://bigtheme.net/joomla Joomla Templates